Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
11378
 

Zerdüştler, Ateşin Çocukları...

Zerdüştler, Ateşin Çocukları...
 

Ahura Mazda


İlk çağ insanlarının bana en ilgi çekici gelen yanı, efsaneleriyle tanrılarıdır. Aradan geçen bunca zamana karşın bu insanların din ve inanışlarının hâlâ insanları etkilemeye devam etmesi ise oldukça  ilginçtir.

Son günlerde iki de bir ülke gündemine düşen ilk çağ dinlerinden Zerdüşt’ün adını çoğumuz, ilk defa Nietzsche’nin meşhur kitabının kapağında okuduk. Haklarında pek bir şey bilmediğimiz bu insanlar kimdi? Nerede yaşadılar? İnandıkları din sapkınlık mıydı? Gerçekten ateşe mi tapıyorlardı? İşte yaklaşık 2500 yıldır sönmeden yanan kutsal bir ateş ve o ateşin sahibi olan Zerdüştilerin öyküsü!..

İnsanlık tarihini derinden etkileyen Mezopotamya’da, halklar uygarlık merdivenini düşe kalka tırmanır,  kurulan şehir devletleri birbiri üstüne yıkılıp çağlar peş peşe devrilirken, o toz duman içinden yeni ve daha güçlü devletler, imparatorluklar ortaya çıkıyordu. MÖ 600-500’lü yıllarda Medler, yüzlerce yıl süren bir dizi savaştan sonra nihayet Asur İmparatorluğuna son verirken, bir başka halk, yani Persler, savaş yorgunu Medlere saldırıp onları tarih sahnesinden indiriyor ve Ege denizi kıyılarına kadar bütün Anadolu’yu ele geçiriyordu.

İşte o günlerde, binlerce yıldır çok tanrılı dinlere inanan insanların yaşadığı bu yerde,  Ahura Mazda (Arap kaynaklarında Hürmüz)  dışındaki diğer tanrılara (Mitra ve Anahita) tapınmayı reddeden Zarathustra adlı bir rahip ortaya çıktı. Sonraki yıllarda Yunanlılar ona Zerdüşt diyecekler.
  
Büyük İskender’in Persepolis’i ele geçirmesinden yaklaşık 260 yıl önceydi...

40 yaşındaki bu din adamı, Ahura Mazda'nın; göklerin, yerin, suyun, 6 göksel varlığın (bilinen 6 gezegen ve temsil ettikleri baş melekler), ruhlar evreninin ve evrensel adaletin yaratıcısı olduğunu söylüyordu.

Ona göre, zamanın başlangıcında dünya iyinin ve kötünün egemenliğinde ikiye ayrılmıştı (dinler tarihinde görülen ilk  düalizm anlayışı). İyiyi simgeleyen Ahura Mazda’nın karşısında kötülüğün simgesi olan Ehrimen vardı. İyilik ve aydınlığı seçenler Ahura Mazda’nın, yalan ve kötülüğü seçenler ise Ehrimen’in yolundan gidecekti. Seçimlerine göre insanların ölümden sonra gidecekleri yerde (öte dünya) farklı bir yaşamları olacaktı. Ölen kişilerin ruhları, kılıç gibi keskin olan “Karşılık Köprüsünden” (Sırat köprüsü) geçecek, iyiler ışık ülkesinde sonsuz mutluluk içinde yaşarken kötüler korku ve karanlıklar ülkesine gidecekti (Cennet ve cehennem).

Zerdüşt peygamberin öğretisine göre, dünya tarihi, her biri üç bin yıl süren dört dönemden oluşur. Henüz insan tohumunun atılmadığı ilk dönem, iyi ruh ile kötü ruh arasındaki savaşla geçer ve Ehrimen’in cehennem çukuruna yuvarlanması ile son bulur. İkinci dönemde Ehrimen altı kötü cin (daeva) (masallarımızdaki devler) ile maddeden bir evren yaratır. Ve gökyüzüne saldırarak Hürmüz’ün yarattığı dünyaya kötülük yayar. İlk insan, bitkiler ve madenler bu dönemde türer.

Sonraki dönemde Zerdüşt peygamber doğar ve bu dini dünyaya yaymaya başlar. Dördüncü üç bin yılın sonunda ise Kasaoya (Kanvasa) gölüne giren bakire bir kız, Zerdüşt’ün o gölde bulunan tohumlarından hamile kalarak insanlık tarihini bitirecek olan Saoşyans adlı son kurtarıcıyı (Mehdi?) dünyaya getirecek, böylece "Sonlu Zaman", 12 bin yıl sonra yine “Öncesiz Zamana” geri dönecektir.

Bütün ölüler dirilip (mahşer günü) tekrar vücutlarına kavuşacak, ilk insan “Gayomart”ın (Adem?) kemikleri hayat kazanacak, iyiler Ahura Mazda’nın Ülkesine,  kötüler ise cehenneme gidecektir.

Kral Darius, Zerdüşt dinini Pers imparatorluğunun resmi dini ilan ederek kurduğu uygarlığı "Hâkim Rab" olan Ahura Mazda’ya adadı.

Zerdüşt peygamberin ortaya attığı din Pers İmparatorluğu süresince altın çağlarını yaşadı, ancak tarih sahnesine çıkan Makedonyalı İskender İÖ 330 da, Persleri yenip, Zerdüştilerin 12 bin deri üstüne altın varakla yazılmış kutsal kitapları Zend Avesta’yı ve Perslerin efsanevi şehri Persepolis’i yakıp yerle bir etti. Bugün bile görenleri büyülemeye devam eden ve Ateş Tapınaklarının kapısını süsleyen Zerdüşt inancının sembolü olan kartal kanatlı insan kabartması, Persepolis’teki Apadana sarayının girişindeydi. Kartalın üç sıra tüyden oluşan kanatları Zerdüşt dininin üç temel ilkesini temsil ediyordu: İyi düşünce, iyi söz ve iyi iş. "Bilgi ve hikmet" anlamına gelen Zend Avesta Pehlevice (Eski Farsça) ve Med dillerinde yazılmıştı.

Pers İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Helen kültürü karşısında zayıflayan Zerdüşt dini, İslamiyet'in yayıldığı 8. ve 10. yüzyıllarda çok daha büyük baskılarla karşılaştı. Araplar, yüzyıllarca ( maalesef bugün bile), “Mecusi, yani ateşe tapanlar’’  diye tanımladıkları Zerdüştileri “Putperestlikle” suçlayıp, önde gelen din adamlarını ve aydınlarını öldürdüler.

Zerdüştilerin, kendilerine Parsi denilen büyük bölümü, bir zamanlar İskender’in hışmından kurtardıkları Zend Avesta’nın elde kalan yaprakları ile Hindistan’a göçerek Bombay şehrini kurup oraya yerleşti. Küçük bir kısmı Müslümanlığı kabul ederken bir kısmı da atalarının topraklarında, kutsal saydıkları bir çöl şehri olan Yezd’de kalarak gözlerden uzak, günümüze kadar hayatta kalmayı başardılar.

İran’daki Yezd şehrine, Sasani Kralı I. Yezdgerd’in anısına Yezdan Gerd ismi verilmişti. Bu nedenle olsa gerek, Zerdüştilerle Ezidiler Müslümanlar tarafından kasten aynı kefeye konup, İslam düşmanı Arap komutan Yezid’e atfen "Yezidi" diye anılır oldular.

Oysa söylenenin aksine; Zerdüştlerin tapındıkları varlık ateş değil; ateşle sembolize edilen tanrı Ahura Mazda’dır. Bu yüzden “Ateşgede” adı verilen tapınaklardaki ateş, rahipler tarafından büyük bir özenle korunur ve asla söndürülmez.  Ateşe su dökmek günahtır (Bugün bile Ezidilerde, Sünni veya Alevi Kürtlerde ve  Anadolu’nun bazı yerlerinde ateşe su dökmek hâlâ  günah sayılır). Çoğu yıkılmış, bazıları camiye çevrilmiş olan Ateş Tapınaklarının günümüzde en önemli olanı Yezd şehirden 50 km. uzakta, çölün ortasındaki bir tepenin yamacında kayalara oyularak yapılmış olan tapınaktır.  

Her Cuma sabahı ateş tapınaklarında düzenlenen toplu ayinde, kutsal kitapları Avesta’dan bölümler okuyarak ibadet eden Zerdüştiler; ölümü, doğum gibi hayatın doğal bir parçası olarak kabul eder ve ölenlerin arkasından matem tutmazlar. Zerdüşt dininde toprak da, ateş ve ışık gibi kutsaldır ve asla kirletilmemelidir. Bu yüzden Zerdüştiler ölülerini toprağa gömmezler. Ahura Mazda’ya inananların ruhu, ölümden sonraki dördüncü gün muhakeme (İslamiyetteki mahkeme-i kübra) edilir. Dört gün süren bir ayin töreninin sonunda, ölen kişi din adamları tarafından “Sessizlik Kulesi” denilen kulelerin üstündeki düzlükte akbabalara terk edilir.

Zerdüşt dininden günümüze kadar gelen bir başka dini gelenek ise kurbandır. İlk çağlarda tanrıların öfkesini yatıştırmak için esir insanlar ve hayvanların kurban edilmesi gibi Zerdüşt'ün ortaya çıkmasından önce de, “daeva” denilen ve Ehrimen'in avenesi olan şeytanlara, onları yatıştırmak için kurban kesilirdi. Bu 6 şeytanın, kurbandan çıkan buğu ile beslendiklerine inanılırdı. Zerdüşt işte bu nedenle halkına kurban kesmeyi ve sığır eti yemeyi yasaklamıştır (Hindistanda yaşayan Zerdüştiler arasında bu yasak hâlâ vardır). Zerdüşt dininde, doğru yaşamak, ahlaki emirlere uymak esastır. Fakirlere cömert davranmak, misafirperverlik, toprağı sürmek faziletli işlerden sayılırken temiz hayvanları, özellikle köpekleri öldürmek büyük günah sayılır. Zina yasaktır.

Kurban ve (yatık harflerle) yazdığım önceki örneklerde görüldüğü gibi, insanlar çok tanrılı dinlerden tek tanrılı din anlayışına bir defada ve kolayca geçememişler. Paranteze aldığım aldığım çoğu kavramlar gibi, Zerdüşt peygamberin çok tanrıcılığa karşı çıkması ve  evrenin iki asli ruh arasındaki mücadeleden oluşması fikri; kendisinden sonraki bütün dinleri, özellikle ilk defa “tek tanrı” fikriyle ortaya çıkan Ezidi* inancı ile ondan sonraki kitaplı dinleri derinden etkilemiştir.

“Sana soruyorum ey Ahura, bana doğruyu bildir. Yaradılışın ilk gününde baba kimdi? Kimdir o kimse ki, güneşi ve yıldızları gezmiştir? Kimdir o kimse ki; ay bazen onunla dolu, bazen ondan yoksundur?”

“Sen, ey insanların en iyisi Zarathustra, sesimi duy! Ben Ahura Mazda! Seni yaratan, seni seçenim. Artık sesim sana konuşacak ve hayatın gerçeklerini sana söyleyecek.”  (Zend Avesta’dan) 

*) Ezidiler ve kendilerinden sonraki kitaplı bütün dinleri etkileyen dini inançları için bkz.: http://blog.milliyet.com.tr/hola-melek--tavus--hola---1-/Blog/?BlogNo=260267  ve devamı olan bloglarım.

Nev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mükemmel çalışmanız için sizi kutluyorum. Bir kaç konuya değinmek isterim. 1-) Kitap 12bin değil, bazı kaynaklarda 120.000 olduğu, ve sadece 2 nüsha olduğudur. Iskender yakmadan önce, Romalılarla ilgili kısımlerını çevirtir. 2.)Kurbanın yasaklandığına dair veri bulamadım. Kurban vardır. Din adamları tanrıya törenden önce ilahiler okurlar. (mahkemelerdeki harp seremonisi gibi. Gerçi bu daha çok Sasanilerde ön plana çıkıyor) 3. Ölülerini yüksekte akbabalara bırakırlar lakin tamamen değil. Daha sonra kemiklerini alıp gömerler. Buda dediğiniz gibi toprağa olan saygılarından. Tekrar kutluyorum. Katkım olsun istedim. Teşekkürler.

Bilge Cagatay 
 30.11.2013 6:30
Cevap :
Kurban konusunda yazılanlar ilk çağda Mezopotamya'dan Yunanistan'a, eski Mısırdan Kartaca'ya kadar pek çok yerde bu adetin var olduğu yönünde. Ama Anadolu'da yaşayan halkların içinde kurban geleneği olduğuna dair bir kayıt şu ana kadar bulunmadı diye biliyorum. Katkınız ve yorumunuz için çok teşekkür ederim. Saygılar, selamlar.  02.12.2013 16:56
 

“Tanrı’nın ölümünü” ilan eden Nietzsche, eserinde 19. yüzyıl Avrupa’sını kanserli bir hücre gibi içten içe kemiren Hıristiyan kurumlarını yerden yere vurur ve onların dini nasıl bir “sömürü aracı” haline getirdiklerinin altını çizer. O dönemde“Tanrı öldü!” çığlıkları ile sarhoş olmuş deliler gibi dans eden filozoflar bile normal gözükmektedir. Nietzsche de, dönemin tüm önemli filozofları gibi, Tanrı’yı öldürürken sırtını Darwin’e yaslar. “Solucandan insana dek yol aldınız ve sizde çok şey daha solucandır. Maymundunuz bir zamanlar ve şimdi bile insan, her maymundan daha maymundur.” der Zerdüşt, üstü kapalı da olsa, Darwin’e yapılan bir gönderme olarak düşünülebilir. Bilgi ve katkı için teşekkürler,sevgiler.

Berra 
 13.11.2012 13:10
Cevap :
Ben şahsen Zerdüşt peygamberin çağının en aydın düşünceli kişisi olduğunu düşünüyorum. İlk çağlarda her toplumsal değişime (misal, anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş ya da bir sınıfın üretim araçlarını ele geçirmesi gibi) mutlaka yeni bir din anlayışı eşlik etmiş. Henüz Zerdüştlüğün hangi değişimin eseri olduğunu çözebilmiş değilim ama Perslerin Anadolu'yu baştan sona işgal etmesi; o zamanki İon, Likya, Grek uygarlıklarıyla tanışması sırasında mesela Anadolu'daki mevcut tapınaklara ilişmemeleri, Zerdüşt dinini bu halklara dayatmaması oldum olası ilgimi çeker. Ne yazık ki o çağlara ilişkin bilgilerimiz çok kısıtlı. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalın. (Not: yorumunuzu henüz fark ettim. Gecikme için çok özür dilerim.)  17.11.2012 21:24
 

Ateş kutsaldır, çünkü ocağı temsil eder. Hatta bacanın tütmemesini ocağın sönmesi olarak ifade ederler. Bu dinde, Mevlana'dan da, İslamiyetten de hepsinden izler var. Dinler bizi doğru yola götürmek için indirilmiş ya da yaratılmış ama insanlar din aracılığıyla kendi güçlerini diğerlerine ispatlamak istiyorlar. Bunu da araç olarak kullanıyorlar. Yani çoktan amacından saptığı için savaşlara neden oluyor. Çok güzel ve bilgilendirici bi yazıydı. Teşekkür ederim...

Nev 
 30.10.2012 11:29
Cevap :
Gerçekten öyle, dinler ilk önceleri büyük ihtimalle topluma çeki düzen vermek, adaletsizliklerin önüne geçmek için ortaya atıldı.Ama zamanla tam tersi oldu. Benim en çok ilgimi çeken şey, bazı tanrı ve tanrıçaların (Anatanrıça gibi) başka halklara başka yerlere ve başka uygarlıklara göç etmesi. Epeydir bu konuya yoğunlaştım. Bir de Ezidiler. Kitaplı dinler Onların pek çok inanış ve adetlerini almış ve kendi toplumlarına uyarlamış, sünnet ve vaftiz gibi. Beğendiğine sevindim, yorumun için çok teşekkür ederim. Sağlıcakla.   30.10.2012 20:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 6174
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster