Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
635
 

Zeytin ağaçları

Zeytin ağaçları
 

Ben kendimi bildiğimden bu yana oarada olduklarına göre, sanırım en azından bir asırdır orada olmalılar. İçlerinden bir kaçının kesilip ortalarına ev yapıldıktan bu yana, balkonda otururken elimi uzatsam değivereceğim dalları, yaz esintilerinin yaprakları ile söyleşiler yaptığı uzun akşamüzerleri, bir eski zaman masalını anlatmak ister salınışları, dost sıcaklıkları ile daha yakınlaşmış ve hiç küsmemiş durulukları ile hala orada duruyorlar. Kim bilir, benden sonra kaç yıl daha orada olacaklar? 

Kendilerinden yıllar sonra aynı hizalarında önlerine dikilmiş, şimdi en azından onlardan üç boy üste çıkmış, düzgün gövdelerinden yine düzgün geometrik bir sarmalla çıkmış dalları ve halı gibi sık parlak koyu yeşil iğne yaprakları ile mağrur üç çamın, güneşlerini kesmiş olmasına da küsmeden orada yaşamlarına devam ediyorlar. Bu çilekeş bir yaşamı sürdürme zorunluluğuna karşın, bıkmadan inatla, kendilerine yapılan bunca kötülüğe karşı hala üretmeye, vermeye devam etmenin onurlu, yalın bir anlatımıdır. Evin önündeki üç yaşlı zeytin ağacından bahsediyorum. Onlar beni sabahları günaydın diye karşılayan, gecenin bir geç saati uykum kaçıp, sıcakta balkona çıktığımda, canın mı sıkılıyor yine uyku tutmamış diye soran, üç yaşlı, üç bilge zeytin ağacı...

Hiç zeytin ağaçlarına dikkat ettiniz mi? Gerçekten onlar sade, gösterişsiz, sizden fazladan bir şey istemeden duran, bunun karşılığında ama çok, ama az veren, hep veren yaradışlarıyla gerçekten doğanın bilgeleridir. Öyle fazlaca uzamazlar, biçimsiz kütüksü, kabukları çatlamış, genelde düzgün olmayan, ama çelimsiz görünüşleri altında büyük bir gücü gizleyen kısa gövdelerinden hemen ayrılıveren,  gene düzensiz,  inceli kalınlı, bükülüp kıvrılıveren, terse dönen, bir aşağı bir yukarıya yönelen yanlış kaynamış kırıklar misali dallarıyla öylece dururlar. İyice ayrışan ve giderek incelen uç dalları küçük, hiç dökülmeyen dışları soluk mat yeşil, içleri gümüşi kül rengi yaprakları ile asırlar öncesinden gelip geçmiş nice kuşakların öyküsünü hafif sallantılarla anlatır gibidirler. Çiçekleri de kendileri gibi sade ve gösterişsiz küçük beyaz çiçeklerdir. Uzaktan bakınca ağaçların üzerine beyazdan bir toz serpilmiş görüntüsü verirler. Zeytinler çiçek açmışsa yaz geliyor demektir, Mayısın ortalarıdır.Sonra rüzgarla uçuşan, dökülen, kuytularda biriken, su birikintilerinde yüzen çiçeklerin yerinde minicik yeşil zeytin taneleri belirmeye başlar yavaştan. Gözünüze çarpar büyüklüğe eriştiklerinde ise yazın ortalarını bulmuşlardır artık; Temmuz sona ermek üzeredir. Bir yaz boyu güneşi damıtan, irileşen olgunlaşan taneler Ekim başlarından itibaren yavaştan küçük noktalar halinde patlıcan moru lekelerle kaplanır. Kısa sürede bu renk yapraklarıyla ters bir uyum içinde giderek koyulaşır, parlaklaşır; küçük yeşil yapraklar arasından doğa binlerce buğulu siyah gözle size bakmaktadır. Kasımdır...

Yıllardır olduğu gibi yine zeytin ağacı görevini yapmış, buğulu siyah tanelerinden  bir yaz boyu damıttığı o büyülü, sağlıklı güneş renkli yağını size sunmaya, siyah taneleriyle kahvaltı sofranızı süslemeye hazır ve sizden alçakgönüllülükle kendine ve arkasındakilerin emeklerine küçük de olsa bir saygı sunumunu beklemektedir. 

Onlar zeytin ağaçlarıdır, hangi gözle bakarsanız sizde ilk uyandırdıkları barış ve sevgi hisleridir. Onlar mitolojik çağlardan, Nuh tufanından bu yana yayıldıkları Akdeniz coğrafyasının kıyılarından size yeryüzünde yaşamın devam etmekte olduğunun, insanlığın, onun aşklarının, çelişkilerinin, cenklerinin masalını anlatırlar. Oysa asıl anlatmak istedikleri ve bizim bir türlü anlayamadığımız şey barıştır. Onlar bu toprakların emekçileridir, kendilerine yapılan onca kötülüğe karşın birlikte yaşamanın ve birlikte üretmenin dersini veriyor gibidirler. Son yıllarda önceleri sinsice aralarına sokulan, sonra gittikçe hoyratlaşan yozbeğeni eseri bir beton canavarı onları kemirse de,onlar hala küsmemişlerdir. Size kendi bilgelikleriyle, bir kızılderili bigenin deyişini söylemeye çalışırlar:

"Ancak son ağaç kesildiğinde, son ırmak kirletildiğinde, son balık yakalandığında, o zaman, ancak o zaman paranın yenemiyeceğini anlayacaksınız." 

            Merheba zeytin ağaçları!

            Merhaba...

 

                                                                                                           Akın YAZICI

 

           

Nil ALAZ, Şennur Köseli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 432
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 372
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster