Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1362
 

Zımparalanmış sıralar…

“Oğlum ne bu sıraların hali? İlan panosu gibi? Yazık değil mi devletin malına? Ders yılı başında yeni alındı bunlar !.” diye arka sıralarda oturan öğrencilere söylenen okul müdürü, nöbetçi müdür yardımcısına ve nöbetçi öğretmen olarak bana baktı ve hışımla sınıftan çıktıktan sonra, bu konunun derhal çözümlenmesi gerektiğini personele bir yazı ile bildirdi. Onlar da hafta sonunda, “Sorunlu ve sıkıntılı-içe dönük-öğrencilerin eseri olan bu tür sıraları zımparalayıp cilaladılar.  

Yıllarca izlediğim kadarıyla, Lise sınıflarında yenilenen veya zımparalanarak –tamamen de silinmeden-cilalanıp görevlerine devam eden sıraların bir-iki sene sonrasının hali buydu. Kısır bir döngü gibi, yeni gelen öğrenciler de “zımparalanmış sıralar” da öğrenimlerine devam ettiler.  

Öğretmenlik ve yöneticilik yıllarımda, görev yaptığım liselerde dikkatle incelediğimde, neler yoktu sıraların üzerinde. Çoğu da çakı ile kazınarak yazılmış veya çizilmişti. İçinde ok ve harfler bulunan kalpler, futbol takımlarının adları, ünlü futbolcular ve starların isimleri, kısa aşk şiirleri, sevgililere hitaben yanık sözler, çeşitli sloganlar, Fizik ve Kimya dersi formülleri, söylemek istedikleri halde içe attıkları sorunları, kısacası öğrencilerin iç dünyalarından taşan, başkalarıyla paylaşmak istemedikleri, ama dışa vurmak zorunda kaldıkları duygu ve düşüncelerinin –en yakın dost bildikleri-sıralarla paylaşılmasıydı.  

Bir başka husus da “zımparalanmış sıralar”ın sınıfların –çoğunlukla- arka taraflarında olması dikkatimi çekmişti. Değişik yıllarda, arka sıralarda oturan öğrencilerle, anket ve sohbet yaparak nedenini araştırdığımda, bu öğrencilerin genellikle iki yıllık, disiplin olaylarıyla sık sık okul değiştiren, derse ilgisi az, içe dönük, çevresiyle uyum problemleri olduğunu sandığım, ailesi ile sorunları olan, dertlerini paylaşmak istemeyen – ama mutlaka topluma kazandırılması gereken- öğrenciler olduğunu gözlemledim.  

Öğrenciler ebeveynlerine (anne-babalarına) söyleyemedikleri sıkıntılarını, okul sorunlarını, sevinç ve öfkelerini –kendilerince doğru bildiklerini- sıraları üzerinde dile getirme yolunu neden seçerler? Elbette, kendilerini ispat etmek, göstermek için.  

Kendi öğrencilik yıllarınızda hiç sıralara bir şeyler yazmak ihtiyacı hissettiniz mi? Eğer olmadıysa, sorunlarınızı samimi bulduğunuz öğretmen, arkadaşlarınız ve ailenizle paylaştığınızı ve çözüme kavuşturduğunuzu düşünüyorum. Ne dersiniz?  

Kendi öğrenciliğim zamanında da durum aynıydı. Yöneticilerimiz zaman zaman sınıfları dolaşır, buna benzer uyarılarda bulunurlardı. Bazı okullarda ikili öğretim olunca, sabahçı öğrenciler öğlecileri, öğleciler de sabahçıları suçlarlardı. Hatta bir seferinde, bir okulumuzda, önlem olarak, sıralar öğrencilere zimmetlenmişti. O sırada kimler oturuyorsa, onlar sorumlu olacaktı. Bu da yürümedi. Bir okulumuzda da “ayın örnek sınıfı” seçilmesi diye bir uygulama yapıldı ama bir süre yararlı oldu.  

Bakanlık müfettişi olarak, Ege Bölgesinde bir özel okul denetimizde, sıraların bakımlı olduğunu görünce, okul müdürüne şakayla, “Sınıflarınızda zımparalanmış sıralar yok mu?”diye sormuştum. Beni okul kantinine davet etti. İçeri girer girmez, karşımdaki 10 metrelik duvarda –küfür hariç her çeşit duvar yazısının –hem de renkli – sprey boyayla, keçe kalemle üst üste yazılmış olduğunu gördüm. Şaşırmıştım. Öğrencilerden gelen istek üzerine, böyle bir uygulamaya gittiklerini ifade etti. Üst üste yazılmış, çizilmiş – eğitim kurumuna yakışmayan - bir duvar “görüntü kirliliği”nden başka bir şey değildi, Bu uygulama ile hem öğrencilerin kendilerini serbestçe ifade etmelerinin sağlandığını, hem de sınıflardaki sıraların zımparalanmaktan kurtulmasını sağladıklarını belirtti. Kendisine esas çözümün öğrencilere yapılacak olan rehberlikle - duvarda değil kafalarının içerisinde - olması gerektiğini söyledim.  

Zımparalanmış sıralar” da bulunan sorunların üzerine gitmek için, bunları yazan veya benimseyen öğrencilere, işinin uzmanı, psikolojik danışman veya rehber öğretmenler yardımı ile çözümler götürmeliyiz. İlk olarak öğrencinin ailesiyle, daha sonra da arkadaşları, ders öğretmenleri ve en sonunda da öğrencinin kendisiyle-bire bir görüşmeler- yaparak, onlara –bir dost ve arkadaş gibi- ikna ederek yardımcı olmalıyız. Bunu yaparken de, kanımca, onların genç ve duygusal olduklarını asla unutmamalıyız. Aynı aşamalardan bizlerin de geçtiğini, “sıkıntı ve sorunların paylaştıkça azalacağını, mutlulukların ise çoğalacağını”, bunun için de rehberliğe açık olmalarının gerektiğini -sakin bir şekilde- anlatmamız yerinde olacaktır. Bu rehberlik ve bilgi paylaşımını yaparken öğrencilere yetişkin birer birey olarak davranmamız, onların da fikirlerine önem vermemiz, rehberliğe bir süre devam etmemiz, onlara özgüven aşılamamız ve kendilerinin gelecekte ayakları üzerinde durabilmelerinin önemini –uygun dille- “yerinde olsam….. yapardım” şeklinde anlatmamız en iyi yöntemdir.  

Tüm öğrencilerin “zımparalanmamış sıralar” da okumaları dileğiyle…  

Her şey gönlünüzce olsun.  

Sevgi ve saygılarımla…  

 

Ali İhsan ÖZÇAKIR 

MEB. Bakanlık Başmüfettişi (E) 

e-mail: aliihsanozcakir@hotmail.com 

Web.Sitesi: aliihsanozcakir.googlepages.com  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 75
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 4816
Kayıt tarihi
: 07.04.09
 
 

50 yıllık eğitimciyim. İngilizce öğretmenliği ve Bakanlık müfettişliği yaptım. Bunca yıllık eğiti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster