Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
455
 

Zinciri kırma: Parfümün dansı

Zinciri kırma: Parfümün dansı
 

"Ama hepsi bu değil. İnsanın elinde bardak varsa, şişeyi reddetmesi mi gerekir? Şişe varsa, şarap isteyemez mi demektir? Haydi, sevgilim, hemen kaçmaya kalkışma da beni sonuna kadar dinle. Biz ilahi bilgi evinin eşiğini aştık. Bu sefer orta holde oyalanıyor, duvar kağıtlarının güzelliğini seyretmekle vakit geçiriyoruz, evin asıl odalarını dolaşmıyoruz. Kapısından girmeyi yalnızca bizim başarabildiğimiz bu evi keşfe çıkmamak için neden direniyoruz?"

"Çünkü" dedi Alobar. "Çünkü o evin sahibi ölüm. Benim amacım kendimi ölümden kurtarmak olmuştur; yoksa kendi salonunda ziyaret edip birlikte çay içmek değil."

"Ölüm o evde oturmuyor. Ölüm yalnızca o evin bazı odalarına verdiğimiz bir isim. Biz yaşayanların o odalardan korkmamıza sebep, oralardan hiç geçmemiş olmamızdır."

Geçen senenin sonu bu senenin başı gibi yotube'da çok güzel ve çok faydalı videolar yapan birisinin kanalını keşfettim, takip ediyorsanız eğer başlıktan da anlayacağınız üzere o kişi Barış Özcan. Oturup çoğu videosunu izledim, hepsi ilgi çeken ve bilgilendiren videolardı. Daha sonra Zinciri Kırma  adında çok güzel bir video keşfettim kanalında, bugünde son zamanlarda okuyup bayıldığım Parfümün Dansı kitabı ile ondan bahsedeceğim.

Sosyal medyayı takip edenleriniz varsa biraz sonra bahsedeceğim olayı bilmeyen yoktur, o zamanlar baya konuşuldu. TV8 kanalında Aramızda Kalmasın adında çok gereksiz bir programda gereksiz insanlar oturup ünlülerin hayatları üzerine gereksiz yorumlarda bulunuyorlar. Programda Kürk Mantolu Madonna kitabının sinemaya uyarlanmasından bahsediliyor. Funda Özkalyoncuoğlu kitaptaki kadın karakteri pop yıldızı Madonna sanarak "Madonna'nın hayatı bizim için enteresan olabilir; aşkları, ilişkileri falan" gafını yapması yetmezmiş gibi sunucunun kitabın basım tarihinin 1943 olduğunu söylemesine rağmen üzerine bir daha "Madonna var mıydı o zamanlar?" diyerek bize Türkiye'de kitap okumama gerçeğini suratımıza tokat gibi çarptı. Hani bu nasıl bir gaf olabilir, program da konuşulacak içeriği o dakika öğrensen bile bir kitabın sinemaya uyarlanmasından bahsediliyor ve sen canlı yayına çıktığın halde bu derece tecrübesiz bir hata yapıyorsun. Hadi kitabı okumadın anlarım ama şarkıcı Madonna hakkında yazılmış bir tane bile kitap yokken bu nasıl bir bağlantı. 

Hayatın koşuşturmacasına kapılıp giderken kitap okumaya fırsat bulamayabiliriz, yada o çok sevdiğimiz dizinin yeni bölümünü izlemek daha cazip gelebilir. Fakat kitap okumak sanıldığı kadar vakit isteyen bir aktivite değil, yatmadan önce dahi telefonda sosyal medyaya bakmak yerine sadece 5 sayfa kitap okuyabilirsiniz. Yatmadan önce kitap okuyunca uykunuz geliyor olabilir ama bu daha iyi değil mi?!

Zinciri Kırma'nın ne olduğuna gelecek olursam Barış Özcan'ın eşi Seinfeld ile ilgili bir makale okumuş ve o makaleden yola çıkarak Zinciri Kırmayın adlı bir blog yazmış. Peki nedir bu Seinfeld olayı? Seinfeld  kendisine "daha iyi bir komedyen olmak isteyenlere ne önerirsin?" sorulduğunda, daha iyi bir komedyen olmak için daha iyi espriler yazması gerektiğini fark etmiş ve bunun için de her gün yazmaya karar verdiğini söylemiş. Kendini motive etmek için kullandığı bu zincir metaforu işe yaramış, onu işine sıkı sıkı bağlamış. Barış Özcan ve eşi buradan yola çıkarak bunu kendi hayatlarına uygulamaya karar vermişler ve bunu nasıl uygulayacağımız hakkında da bir video hazırlamış. Öncelikle kendimize bir hedef belirlememiz gerekiyor, bugünkü konumdan yola çıkarak daha çok kitap okumak gibi mesala. Her gün 20 dakika kitap okuyacağım. Barış Özcan bunun için kendisi bir prensip geliştirmiş ve adı da "ikiye böl!". Yapmak istediğin hedefi ikiye böl, yaparım dediğin şeyin yarısını yap. Hedefimiz her gün 20 dakika kitap okumak, bazılarımız için bu çok kolay bir hedef. Her gün 20 dakika kitap okumak hayatlarının bir parçası gibi. Ama önemli olan bunu bırakmadan her gün yapmamız. Her gün 20 dakika kitap okuyacağım, okuduktan sonra takvime bir çarpı atacağım ve her gün attığım bu çarpılardan bir zincir oluşturacağım. Bunu bir gün yapmazsanız, zincir kırılır! Bu yüzden bu hedefe ikiye böl prensibini uygulamalıyız. Zinciri kırmamak için, her gün 10 dakika kitap okuyacağız. Bunun için aşağıya koyacağım Barış Özcan'ın websitesinden edindiğim takvimi kullanabilirsiniz, iphone kullananlar için "don't break the chain" adında uygulama da var. Aşağıdaki link üzerinden de takvimi edinebilirsiniz.

2017'de Zinciri Kırma Link:

http://barisozcan.com/2017de-zinciri-kirma/ 

Gelelim son zamanlarda okuduğum en güzel kitaba; Parfümün Dansı. Parfümün Dansı Tom Robbins'in parfümün doğuşu üzerine yazdığı fantastik bir kitap. Kitap bugüne okuduğum en fantastik, en yaratıcı ve en mükemmel kitap. Yazarın hayal dünyasına hayran kaldım. Kitap hakkında yorumlarıma geçmeden biraz kitabı inceleyelim.

Kitabın Arka Kapağı:

"Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir" diyerek çılgınlık derecesinde "oyuncul" romanlar yazan Tom Robbins, bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel/tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor bizi, Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. Batı, acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. Yeni Dünya'da ise sadece "başarı" ve hırs vardır. Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri; yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Bay Koku, Bay Aydedeye Havlayan, Bay Şaşırtıp Kaçıran, Bay Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa En İyisini Bilir...dir. Pan'ın en yakın arkadaşları ise, "insanın kalbiyle yaşamasını" savunan kendi kendinin kralı Alobar ve Kama-Sutra'yı bütün incelikleriyle bilen koku bilgesi Kudra'dır. Bugün Pan'ın, Alobar'ın ve Kudra'nın izleyicileri günahlarından pişman olmayan günahkarlar, inançsızlar, şehvetli kadınlar, müzisyenler, aşıklar, asiler, şairler ve delilerdir. Bu kitapta hayatlarını bir "deney" olarak yaşayanlar anlatılmaz. Onların okumalarına da gerek yoktur!...

Kitabın arka kapağı bile beni oku, beni oku diye bağırıyor! Ben bu kitabı manken Didem Soydan'ın youtube kanalında En Sevdiğim 10 Kitap adlı videosunda keşfettim. Burada Didem Soydan'ın önerdiği kitaplardan en sevdiklerimden birisi Parfümün Dansı bir diğeri de Gabriel Garcia Marquez'in yazdığı Yüzyıllık Yalnızlık kitabıydı. Şu anda hafızamı silip, bu kitapları hiç okumamış gibi oturup baştan okumak isterdim. Bugüne kadar bir çok kitap okudum, ama okuduklarım arasında en çok zevk alarak okuduğum bu iki kitaptı. Daha sonra,Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını da tanıtmak istiyorum.

Kitabı almaya nasıl karar verdim, tabi ki Didem Soydan'ın kitabı anlatması da büyük bir etki yarattı ama sadece arka kapağını okuyarak satın almaya karar vermedim. Kitabın ilk sayfalarında parfümün ana maddesi pancar ile ilgili bir kısa hikaye vardı, onu okuduktan sonra çok hoşuma gitti, burada sizinle de paylaşmak istiyorum.  

"Pancar, sebzelerin en keskinidir. Turp, elbette ki daha ateşlidir ama turpun ateşi soğuk bir ateştir. Hoşnutsuzluğun ateşidir yoksa ihtirasın değil. Domates, doğrusu şehvetlidir. Fakat onda da bir sualtı akıntısı halinde uçarılığı, havailiği sezersiniz hep. Pancarlar ise korkunç ciddidir.

Slav halkı, fiziksel özelliklerini patatesten, için için kaynamalarını turptan, ciddiliklerini ise pancardan almıştır.

Pancar aslında melankolik bir sebzedir. Istırap çekmeye onun kadar isteklisi yoktur. Örneğin insan şalgamı ne kadar sıksa, kanatamaz.

Pancar tıpkı suç yerine geri dönen katile benzer. Vişnenin havuçla işi bittiğinde ortaya çıkan şeydir pancar. Sonbahar mehtabının kuşaklar önceki, sakallı-bıyıklı, çoktan gömülmüş atasıdır. Fosilleşmesine ramak kalmış! Karaya oturmuş ay-gemisinin plazma damarlarıyla dikilmiş koyu yeşil yelkeni, bir zamanlar ayı yeryüzüne bağlayan uçurtma sicimi, şimdi çamurlu bir bıyığa dönmüş, yerkürenin derinliklerinde yakut bulmak amacıyla kazıya girişmiş.

Rasputin'in sevdiği sebzeydi pancar. Adamın gözlerinden belli zaten.

Avrupa'da mangel-wurzel denilen iri bir pancar türü yaygın bir biçimde yetiştirilmektedir. Belki bizim Rasputin'de izlerini gördüğümüz bu türdür.  Wagner'in müziğinde mange-wurzel'in var olduğu kesindir. Adları pancardaki P-A... harfleriyle başlayan besteciler asıl başkaları olsa bile. 

Tabii damarlarından kan yerine şekerli su akıtan beyaz pancarlar da vardır; ama bizim ilgilendiğimiz kırmızı pancardır. İkide bir utanıp kızaran, şişen, tedavisi imkansız bir basura benzeyen. (Aslında tedavi yolu büsbütün yok sayılmaz. Gider bir çömlekçiye sipariş verir, kendinize seramikten bir kıç yaptırırsınız... üstüne oturmadığınız zamanlar borç çorbası içmek için kase diye de kullanırsınız...)

Eski bir Ukrayna atasözü vardır: "Pancarla başlayan hikaye şeytanla biter."

Eh, o riski göze almak zorundayız artık."

Kitabın konusu için aşağıdaki linkteki yazıya göz atabilirsiniz:

http://www.wikiwand.com/tr/Parf%C3%BCm%C3%BCn_Dans%C4%B1

Kitap hakkında yorumlarıma gelirsek kitap başlarda karışık, farklı karakterler var ve her birinin hikayesi anlatıyor. Şöyle, yüzyıllar önceki zamanda geçen Alobar'ın hikayesini okurken bir anda günümüz dünyasına geçip New Orleans'taki Madam DeValier'in hikayesini okuyorsunuz. Başta okurken karıştırıyordum, şimdi neredeyim falan diye. Ama sonunda hepsinin birbirine bağlanması inanılmaz güzeldi.

Kitaptaki ölüm, aşk, sonsuz yaşam üzerine geçen konuşmalar çok güzeldi. Başta yazdığım ölüm üzerine yazı da kitapta altını çizdiğim bir sayfaya aitti. 

"Ölünce saçların ve tırnakların uzamaya devam ediyor."

"Onu duymuştum."

"Evet ama telefon bağlantın kesiliyor."

Bu kitabı anlatmak için söz bulamıyorum, insanı bir şekilde içine çekiyor ve hikayenin akışına kapılıp gidiyorsunuz. Her karaktere ayrı bayıldım ama en çok Pan, Kudra ve Alobar'ın yaşadıklarına hayran kadım. Dediğim gibi, kitabı okurken bu nasıl bir anlatım hem hayal hem gerçek gibi. Günümüz dünyasında yaşayan karakterler o kadar gerçekçiyken yüzyıllar önce ölümden kaçan Alobar ve Kudra'nın hayat ve aşk hikayesi bir o kadar masalsı. Kitabı okumak büyük bir dikkat gerektiriyor, öyle zihniniz dağılsın diye okuyabileceğiniz bir kitap olmayışı da ayrı güzeldi. 

Son söz olarak hakkında çok sevilip iyi yazılan yorumlarda var ama gereksiz bulunup okunmaya değer olmadığını söyleyen yorumlarda var. Ben kitabı size sevdirme amacım olmadan, tanıtma amacıyla ve okuduktan sonra herkese bu kitabı okutmak istediğim bir yazı yazdım. Okuyup okumamak size kalmış tabii ama okuyun bence. :) 

Siz yok yere sonuç çıkarıyorsunuz. Hem mutsuzluk doğal bir şeydir. Ben hayatın doğal üzüntülerinden kurtulmaya çalışan o kaçıklardan değilim.

Kapıya doğru ilerlerken adımları pek hızlı değildi. Dannyboy peşinden geldi.

"Tabii... hayatta üzüntü pek boldur. Ölüm de ek bir üzüntüdür. Korku, kaygı, suçluluk, hatta biraz nevroz, hayatın kabul etmesi zor gelen bu sonucuna doğal tepkilerdir. Ama seçilecek yol, bu tepkileri fazla ciddiye almamaktır. Şu vücut denen kutuda geçireceğin kısa zamanı, o üzüntülerle işbirliği yaparak önemsizleştirmemektir."

Priscilla yağmurluğunun yakalarını açıp kapatarak, "Bana öyle geliyor ki, mutlu denilen insanlar asıl önemsiz olanlar" dedi. "Gerçeklerden kaçıyor, önemli şeyleri düşünmüyorlar."

"Gerçeklik özneldir. Bu kültürde tatsız ve ciddi şeyleri 'önemli' sayma eğilimi var. Mutlu sersemler konusunda haklısınız. Ama onlar mutlu olmaktan çok, beyinleri çıkarılmış tipler. Beri yandan, asık suratlı mutsuzun durumu bile aynı derecede gülünç. İnsan mutsuzken dikkati hep kendine döner. Kendini çok ciddiye alır. Mutlular, yani kendilerini gerçekten sevenlerse, pek düşünmezler kendilerini. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü dikkatini kendinden ayırıp evrene yöneltmek zorunda kalacaktır. Mutsuzluk, kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır."

Kemal Alkan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1220
Kayıt tarihi
: 29.04.15
 
 

Işık Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Erken mezun olmuş biri olarak mesleğime henü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster