Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
429
 

Zıtlıkların birliği

 
Steinbeck’ın “Fareler ve İnsanlar”i 1937 yılında yayınlandı. Yazıldığı dönemin üstünden nerdeyse bir asır gibi zaman geçmiş. Hâlâ canlı, hâlâ dipdiri durmakta. Kurgusundaki yalınlık, adeta suyun akışına benzer. Dünyanın kuruluşundan beri var olan o değişmez kanuna göre, çevresindeki her şeyi kendine katarak denize dökülen nehirler gibi, Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ı da, İkinci Dünya Savaşı öncesi Amerika’sında olup biteni, emeğini ortaya koyan insanı, doğayı, kısacası yaşama dair var olanı yapısına katarak, yavaş yavaş insanın içine akmaktadır. Bu aynı zamanda zıtlıkların, insana en yakın olanla en uzak olanın bir araya getirildiği, harmanlandığı bir akıştır. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, insan ve fare, insan için en uzakta olan bir varlığın insana en yakın duruma getirilmesidir. Bu unutulmaz eserde, birbiriyle ilgisi olmayan, çelişkili gibi görünenler; insanın yapısıyla şekillenerek yeniden anlam kazanmıştır diyebiliriz.
 
Roman, Salinas nehrinin akışı ile başlar. Bir noktada yeşile bürünen su göle dökülmektedir. Ağaçların arasından uzanan patikadan iki adam gelmektedir. Önde yürüyen ince, zayıf, ufak tefek, çevik biridir. İri yarı olan diğeri ise, toprağı dövercesine yürümektedir. Bunlar George ve Lennie’dir. Ne karakter ne de zekâ yönünden birbirine benzerler. Ufak tefek, zeki, yaşama karşı gardını almış olan George; çocukluk arkadaşı Lennie’yi yönlendirmekte, korumakta, ikisinin hayatta kalması için gerekenleri yapmaktadır. Zıt karakterleri ile adeta bir bütünü oluşturan bu ikili bir çiftliğe çalışmaya gitmektedir. İkisinin büyük hayalleri vardır. Küçücük bir arazileri olacak, avuç içi kadar, bunun için para biriktirmektedirler. Ve elbette tavşanlar, tavuklar da olacaktır bu çiftlikte. George, koca adamın hayvanları beslemesine izin verecektir. Lennie, tüylerini okşayabileceği tavşanlardan, çiftlik hayalinden bahseder durur. Söylenen her şeyi unutur ama bunu hiç unutmaz. Çiftliği anlatması için ısrar eder, George sinirlenir, söylenir ama sonunda gene anlatır.  
 
Diğer yönden George endişelidir, çalıştıkları bir önceki çiftlikte sorunlar olmuş, kaçarak kurtulmuşlardır. Buna benzer olayların daha önce de yaşanmış olduğu satır aralarında verilmektedir. Detayda ne olduğu ise okura söylenmez ancak kitaba ismini veren“ fare”  bu noktada devreye girer. Kıt akıllı, söylenenleri sürekli unutan dev adamın yumuşak şeylere karşı bir zaafı vardır. Genellikle cebinde fare taşımaktadır. Onları okşayacağım derken de öldürmektedir. Ölüm olgusu bu aşamadan sonra yapıtı sarıp sarmalar. Biliriz, bir şeyler olacaktır. Eser, yavaş yavaş gelişen olaylarla o son noktaya ulaşır... Bu bir sürpriz değildir. 
 
Gittikleri çiftlikte, erkeksi bir dünya hâkimdir. Curley’nin karısı dışında tek bir dişi varlık yoktur. Her şey erildir. İlk akşamdan itibaren ölümün ve belanın kokusu kendini hissettirir. Sert ve yalnız erkeklerin birbirine dirsek gösterdiği, tütün kokan, güçlünün ayakta kaldığı bir hayat tarzıdır burada yaşanan. İlk gece; ihtiyar temizlikçinin, doğduğundan beri baktığı, şimdi dişleri dökülmüş, sürekli uyuyan, ağzı kokan yaşlı köpeği; sırf birileri istemediği için öldürülür. Adam, ”Madem öldürülecekti, neden bir yabancının onu öldürmesine izin verdim?” diye hayıflanır.
 
Kitaptaki en ilginç karakterlerden biri de zenci seyistir. Belki de bu kötürüm zenci, Steinbeck’in ta kendisidir. Geceleri iskambil oynanan bu sert dünyada, zenci olduğu için yatakhaneye girmesine izin verilmeyen kambur adam, erkek kalabalığının içindeki en entelektüel kişidir. Kaldığı ahırda, kendine göre bir kütüphanesi vardır. O da başkalarının kendi mekânına girmesine izin vermez. “Beyazlar buraya giremez!” diyecek kadar da dik başlıdır. Gidecek başka yeri olmayan, buraya mecbur olan, bulunduğu çiftlikte sakatlanıp kambur hale gelen bu adam sürekli okumaktadır. Okumanın arkasında derin bir yalnızlık yatmaktadır. Onun da konuşacak, içindekileri paylaşacak birilerine ihtiyacı vardır. Kafasında oluşan düşünceleri tartışacağı, karşıt fikirler söyleyecek birilerini arar ama onu dinleyecek kimse yoktur. Bunun böyle olduğunu kesinlikle bilir.  İçi öfke doludur,  biriken bilgi onu zehirlemektedir. Hayvanları sevmek için ahıra girip çıkan Lennie ile bir şekilde kontak kurar. Zekâ, bilgi ve cüsse yönünden birbiriyle tamamen zıt bu iki adam ortak bir zemin yakalarlar…  Seyis anlatır, Lennie’nin kendisini anlamayacağını bile bile, koca adam ise, ahırdaki köpek yavrularının yumuşacık tüylerini okşamanın keyfi içinde, siyah adamı anlamanın ötesinde, sesin büyüsüyle kendinden geçer. Bu birlikteliğin uzun sürmeyeceği bellidir. Ortalıkta insanın tüylerini diken diken eden,  Curley’in film artisti olmak isteyen karısı dolanmaktadır. Okur tetiktedir, her an bir şey olacaktır.
 
Olur da.
 
George, dostunun yanına oturup avuç içi kadar çiftliği son defa anlatır, onu sakinleştirir. Sonra, titreyen eliyle tabancayı eline aldığında okur da eline tabancayı almış, Lennie’nin ensesine ateş etmeye hazırdır. Bu bağlamda eserin ana merkezi için dostluk diyebiliriz. Bir insanın hayattaki dayanağını, öbür yarısını kendi eliyle öldürmek zorunda kalması kadar büyük bir çelişkiyi, güven temelinde anlatır bize Steinbeck. Anlatılan tek dostluk bu değildir. Hademeyle köpeğin, kâhyanın, zencinin arkadaşlıkları da bu anlatımı destekleyen, pekiştiren diğer katmanlardır.
 
“Bunu yapmak zorundaydın George. Gerçekten bunu yapmak zorundaydın. Şimdi benimle gel.” ifadesi ile kitap kâğıt üzerinde biter ancak okurun zihninde hikaye yeniden yazılmaya başlar. Geoge ve Lennie’nin birlikteliği ile anlamlanan hayat bitmiştir, ancak yenisi... Lennie’nin sık sık tekrarladığı gibi:
 
“Çünkü sen varsın benim yanımda ve…”
 
“Ben varım senin yanında. Biz ikimiz hep birbirimizin yanındayız, işte böylece bizi düşünen biri var bu dünyada,” sözleri, artık yoktur. Tek başına George’u bekleyen yeni hayat, her okurun yaşam tecrübesinin içinde yeniden yazılacaktır.
 
Elbette bu söylenenler, kitabın içinden alınan bir kesittir. Stenbeck’in klasikler arasında yer alan “Fareler ve İnsanlar”ı birçok katmanı barındırmaktadır. Her okur, değişik dönemlerdeki okumalarında farkı yönler bulacaktır kitaptan.
 
Sofya Kurban
 
Kaynakça: John Steinbeck,  Fareler ve İnsanlar, Sel Yayıncılık.  Çeviren: Ayşe Ece 
 
sofyakurban@yahoo.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 412
Kayıt tarihi
: 27.12.16
 
 

1994'de Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünden mezun oldu...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster