Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1164
 

Ziyâde'siyle aşk

Ziyâde'siyle aşk
 

“Bilinmeyene olan özlem, bildiğin tüm şeylerden daha haz vericidir.”
 
Halil Cibran’ın tam 19 yıl May Ziyâde’yi hiç görmeden, sadece yazdıklarını okuyarak aşık olduğunu ve onu hiç tanımadan öldüğünü okudum geçtiğimiz günlerde.  Etkilenmemek elde değil elbet. 19 yıl, görmeden, duymadan, dokunmadan sevmek. Asla gerçekleşmeyen ama en gerçek aşktan daha gerçek yaşanan bir aşk.
 
Masal gibi.
 
Ama sonu kötü biten bir masal.
 
Demek ki tüm masalların sonu mutlu bitmiyormuş.
 
Yaşadıkça ve okudukça hâlâ öğreniyormuşuz bazı şeyleri.
 
Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Lübnan asıllı  bu iki yazarı bir araya getiren kuşkusuz edebiyatın ta kendisiydi. Mısır’da yaşayan ve Arap dünyasının bilinen ilk  kadın yazarlarından olan Ziyâde , Cibran’ın “Kırık Kanatlar” adlı kitabını okuduktan sonra ona mektup yazmaya karar verir. Uzunca bir aradan sonra gelen yanıttan itibaren, Batı’nın modern çağın çöl peygamberi olarak adlandırdığı Cibran’ın ölümüne kadar sürecek olan, New York- Kahire arası mektuplaşmalar başlar.  İki yazarın edebi ve felsefi görüşlerini paylaşmasıyla başlayan yazışmalar, giderek derin bir tutkuya dönüşür. Birbirlerine kelimelerle dokunup, kelimelerle sevişirler…
 
Aşka edebiyat  yoluyla ulaşmak böyle bir şey olmalı!
 
Edebi bir aşkın da ebedi olması elbette kaçınılmazdır…
 
Yazdıkları mektuplar edebiyat, aşk, felsefe, tutku içerdiği kadar görüş ayrılıklarıyla dolu sert tartışmalar da taşır satır aralarında.  Ama bir martı fırtınanın şiddeti ne olursa olsun sevdiği denizden asla vazgeçmezdi.*
 
Onlar da vazgeç(e)mediler birbirlerinden.
 
“Sen, bende yaşıyorsun ve ben sende, bunu sen de biliyorsun ben de! Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı sensin. Ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder. (…) Tüm farklılığımıza rağmen tartışmalardan sıkılıp gülmeye başlayana kadar aynı şekilde ve aynı çatı altında kalalım. (…) İlerdeki günlerde ne olursa olsun, birbirimizin yüzlerine bulutlar dağılana kadar bakalım.”*
 
May Ziyâde,  Arap coğrafyasının katı kuralları içinde özgür bir kadın olarak yaşasa bile içindeki yerleşik  korkular ve baskılar nedeniyle, yazarak  da olsa yaşadıklarından, aşkından utanıyor ve korkuyor olmasını satırlarına da yansıtıyordu.  Cibran’a düşense sevdiği kadını sakinleştirmek, yanında olduğunu hissettirmekti kuşkusuz:
 
“Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun. Neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun?Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun?  Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi, senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşmayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz.”
 
Evet, aşka ve tutkuya dair ne varsa istediler ve yaşadılar satırlarda. Sadece tutku değil, estetik ve romantizm de vardı duygularının  dışavurumunda.Ziyâde bir mektubunda şöyle sesleniyor sevdiği adama:  
 
“Güneş ufukta kayboldu. Harika şekilli güzel bulutların arasından parlak tek bir yıldız belirdi, Venüs, aşk tanrıçası. Bu yıldızda bizim gibi aşk ve arzuyla dolu insanlar mı oturur acaba?Acaba, Venüs de benim gibi mi ve kendi Cibran’ı mı var?”
 
Halil Cibran için May’in mektupları “Dağların tepesinden düşlerinin vadisine akan bir nektar nehri” gibidir. Sonsuz bir mutluluğun içinde kaybolmaktır. Eriyip gitmektir düşlerin içinde. O, “ Bilinmeze olan özlem, bildiğin tüm şeylerden daha haz vericidir” derken, belki de bu ilişkiyi özetliyordu bizlere.
 
Sözcüklerle ruha dokunmayı, tensel bir dokunuşa tercih etmesinin izahını yapmak için onun ruhunun derinliklerine inebilmek gerek. Aşkı ve tutkuyu sözcüklerin büyüsünde yaşamak bir de.
 
Düşündüğümüzde olmaz gibi geliyor.
 
Ama yaşanıyor işte!
 
Hem de iliklerine kadar.
 
Bu masal seksen yılı aşkın bir zaman diliminde yaşanmış olsa da eminim ki, günümüzde  de sözcüklerin büyüsüne kapılan ender insanlar hâlâ vardır…
 
*Alfred Capus
 
**  Halil Cibran / Aşk Mektupları / Kaknüs Yay. Çev. Ersan Devrim 2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eski kıtanın güney yüzü. Ortadoğuya özgüdür bu kavuşulmaz aşklar. Batıda prens öperek uyandırırı prensesi, ya da o zarif ayağına uygun ayakkabıyı bularak. Bizde ise kavuşulmamayı anlatır her satır. Bu nasıl bir kaderdir ey Tanrı?

yeşilsoğan 
 30.01.2017 12:30
Cevap :
Yüzyıllarca önce İbn Haldun "Coğrafya kaderdir" demiş. Tanrı'nın bir suçu yok...  30.01.2017 21:31
 

Olmaz mı efendim.... Ama çözemiyorum, Kelebegin Rüyası filminde gecen o meşhur söz gibi Aşk en güzel bahanesi midir şiirin yoksa şiir mi aşkın?

devrimce 
 27.01.2017 2:22
Cevap :
Bence aşk şiirin bahanesi olmalı.Yoksa bir Cemal Süreya, Bir Nazım Hikmet, Bir Ümit Yaşar, Bir Attila İlhan...ve diğerleri o güzel aşk şiirlerini nasıl yazarlardı? Sevgiyle...  27.01.2017 15:53
 

7-8 yıl önce okumuştum Cibran'la May'ın hikayesini ve son derece etkilenmiştim. Ve sen öyle güzel özetlemişsin ki bu efsanevi aşkı, büyülendim..:)

fatma iyibilgin 
 27.01.2017 0:15
Cevap :
Güzel olan benim anlatışım değil sevgili Fatma, onların bu olağanüstü aşkı... Başka türlü anlatmanın mümkünü yoktu. Sevgiyle ve teşekkürlerimle.  27.01.2017 11:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 230
Toplam yorum
: 1827
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2001
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster