Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
52
 

Zombileşen İnsanlık...

Öncelikle zombileşmenin ne olduğuna kısaca değinelim.
Varlıklar, kimyasal bileşimlerine göre davranırlar, çünkü kimyasal bileşimler, milyarlarca yıllık süreçlerde gerçekleşen “information & self-organisation = Bilgilen ve örgütlen” temel ilkesi uyarınca varlığın yapısına işlenmiş “iç-güdüsel” yönlendirmelerdir.Kimyasal bileşimde yapılan bir değişikliğin bir varlığın davranışını nasıl etkilediğini bir örnek üzerinde gösterelim.
 
Bir eşek-arısı-türü, bir örümceğin hem ağzına belli bir zehir akıtır hem de o anda gövdesine yumurtalarını aktarır. Zehirin etkisiyle bir sure baygınlaşan örümcek kendine geldiğinde artık zombileşmiş olur. Önceleri bildiğimiz şekilde bir ağ ören örümcek, zombileştikten sonra, arının larvalarının korunmasını sağlayacak koza şeklinde bir ağ örer. Canlı normal davranışından sapmıştır. Yani zombileşme, canlının kimyasal bileşimindeki değişikliklere uygun olarak normal davranışından saptırılması olayıdır.
 
Başka bir örnek de şu: Eğer birimiz kuduzu oluşturan kimyasal bileşiğe maruz kalırsak ve önlem almazsak, bir süre sonra saldırganlaşırız. Değişime uğramışızdır. Yani zombileşmişizdir. Daha önce hiç de onaylamadığımız saldırganlık artık bizim için normal olması gereken bir durumdur.
 
İşte insanlığın çektiği çilelerin tamaına yakını da bu zombileşmeden gelir.
Bugün uçak, bilgisayar, gibi çok yüksek teknoloji ürünlerimiz var. Herkes de hemfikir dir ki yarın da gelişmişleri olacaktır.
 
Bunların yanı sıra koyun, fare gibi memeli hayvanlar, kuşlar, bitkiler, balıklar, böcekler, mercanlar, salyangozlar gibi farklı GENETİK BİLGİLERE göre oluşmuş çok hücreli canlılar var,
bunların yanı sıra, amipler, terliksi hayvanı gibi çekirdekli tek-hücreli canlılar var; 
bunların yanı sıra, bakteriler gibi çekirdeksiz tek-hücreli canlılar var; 
bunların yanı sıra, kuvars, mika, feldspat gibi inorganik moleküller var;
bunların yanı sıra, azot, oksijen, karbon, demir, hidrojen, helyum gibi kimyasal elementler var;
bunların yanı sıra, proton, nötron, elektron gibi atom-altı-öğeler var.
 
Bu günden başlayarak 5 - 13 milyar yıl geriye gidersek yukarıda saydıklarımızın teker teker yok olduklarını ve sadece kuantumlardan oluşan bir enerji yoğunluğunun bulunduğunu anlıyoruz.
Yani evrensel sistemimizin başında, tüm maddeler yok oluyorlar, “güçlü etkileşim" oluşturma bilgisi oluşturulmamış ve madde diye bir şey yok. Evren sadece quantum-aleminden, yani ENERJİDEN ibaret. ENERJİ ise, cansız ölü bir şey değil, tersine cıvıl-cıvıl hareketli ve çevresini algılayarak, en ergonomik yapısallaşmaları tercih edip, kötüleri terk eden, olasılık hesapları yaparak, enerji-akışı-yoğunluğunu artırıcı oluşumların gelişmesini sağlayan doğal sistemin sahibi ve yönlendiricisidir.
 
Dünyamızın ve doğal sistemimizin geçmişi jeolojik, astrofiziksel ve diğer doğa-bilimsel verilere göre yukarıda özetlenen şekildedir. Görüldüğü üzere, gittikçe gelişen bir doğada yaşıyoruz ve gelişimler BİLGİ oluşturulabilme yeteneğine bağlı olarak oluşuyor. Bu yeteneğe bağlı olarak, atom dediğimiz temel kimyasal elementler farklı kombinasyonlara sokuluyor, farklı varlıklar ortaya çıkıyor. Böylelikle, kuantsal enerji dediğimiz en temel canlılık öğesi tarafından başlatılıp-sürdürülen, sürekli değişim-dönüşüm içinde olan, yaşayan bir doğa ortaya çıkıyor ve milyarlarca yıllık süreçler içinde sürekli olarak evrimleşip-gelişiyor. Yani DİNAMİK SİSTEMLİ DOĞA söz konusudur ve biz insanlar bu dinamik sistemli doğada yaşamak üzere oluşturulmuş varlıklardan biriyiz.
 
Peki, bize verilen dünya ve doğa görüşü nasıl? 
Bizlere verilen ortak bir hayat görüşü yok, ya evrimci veya yaratılış görüşü olarak iki farklı görüş aktarılıyor. Bu görüşleri oluşturup-bize aktaranlar ise bilim insanları ve din adamlarıdır.
 
Evrimci görüşte, varlıklar bilgisiz-bilinçsiz oluşumlardır, robot gibi doğa-yasalarına uyarlar, doğa-yasaları da, varlıkların dışında olan doğa-üstü bir güç sistemince oluşturulur.
 
Yaratılış görüşünde ise, doğa ve dünyadaki her şeyin sahibi ve yaratıcısı varlıkların dışında- üstünde olan ve her şeyi bilen Allah’tır. O’nun “Olsun” demesiyle her şey anında oluşur.
 
Bu nedenle insanlık şartlanmış insanlar,
• Zaman, canlı ve ebedi bir varlığın ömrüne endeksli bir sonsuzluk; doğal sistem ise cansız- ölü kabul ediliyor; değişim-dönüşümlü bir sistemde yaşanıldığının farkında değiller;
• Yapıcılık-yıkıcılık, yaratma-oluşturma yeteneğinin varlıkların içsel bileşenlerinde değil, dışlarında, üstlerinde, tepelerinde olan bir güç sisteminde olduğuna inanılıyor. Böyle olunca, toplumların yönetimi kral, sultan, lider, vs. gibi otoriter yetkilerle donatılmış kişilere bırakılıyor. Halbuki doğada otorite, kral, sultan, peygamber vs. gibi bir şey yok ve her şey varlıklar arası etkileşimlere dayalı olarak gelişiyor. Yani hayat, Kervran’ın (1982) tanımladığı gibi “life is nothing but chemistry = hayat sadece kimya(sal değişimler)dır.” 
• “Bilgi” diye bir faktörün doğal sistem oluşumlarında bir rolü olduğunun farkında değiller;
 
 Verilen bilgilere göre kimyasal-bileşimlerin değiştirilmesiyle: Beyinlerimiz, çevreye uyumlu olacak şekilde davranacak şekilde işlev görürler. Biz insanlar çocuklarımıza, “doğada her şey tepeye bağımlı olacak şekildedir. Sizler de tepeden (liderlerden, padişahlardan, vs. ) gelecek yönlendirmelere göre davranacaksınız” şeklinde bir bilgi vermekteyiz. Beyinler bu bilgilere uygun sinaps yapısı ve o bilgileri simgeleyen kimyasal moleküller oluştururlar, yani bedenlerimiz o bilgilere uygun davranacak şekilde bir kimyasal bileşime ulaşırlar. Şartlandırma denilen bu olay, aslında tam bir zombileştirmedir.
 
Dinamik sistemli davranışın, insanlığın tüm sorunlarını çözdüğü; statik sistemli statik sistemin ise insanlığın tüm sorunlarının kaynağı olduğu net bir şekilde ortaya çıkmışken, insanların bu olgu karşısında duyarsız-tepkisiz kalması tamamen zombileşme faktöründen kaynaklanır. Doğar doğmaz çocuklarımıza aşıladığımız statik sistemli doğa görüşü çocuklarımızı zombi yapmakta ve tüm sorunlarını çözen bir formül karşısında hala “celladına aşık insanlar” olarak davranmalarına neden olmaktadır.
 
Kaynak (D.O.M)
 
İzmir08,02,2019
NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok ilginç bilimsel bir makale, ilgiyle okudum ama doğrusu tam anlayamadım.

Kerim Korkut 
 11.02.2019 7:48
Cevap :
Merhaba, Konu o kadar derin ki, tam açıklayabilmek için onlarca makale yazmak gerekiyor. ben sadece insanların ilgisini çekip bu konu hakkında araştırmalar yapmalarını istedim. saygı ve selamlar...  11.02.2019 12:18
 

Sayın İzmirli! Bu güzel bilgilendirici yazınızdan ders alınmalı.Teşekkürler selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 08.02.2019 19:30
Cevap :
Merhaba, Ders vermek haddim değil de, az uyarabilirsem ne mutlu. Saygı ve selamlar...  09.02.2019 1:07
 

Kıymetli İzmirli doksayedi: Zombileşen insanlık başlıklı yazınızla,nice dersler, nice ödevler çıkarıp bizlere okuttunuz.Dile getirdiğiniz örneklerin tümü doğrunun ortasından çıkmaktadır. İnsandır hem sınırını, hemde çemberini aşar.kendisine çizilen sınırda durmaz.Saygılar sunuyorum.Hep sağlıkla, daima mutlulukla yaşamanızı diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 08.02.2019 16:00
Cevap :
Sevgili Mehmet Burakgazi, Elimizde bir iğne elden geldiğince insanları uyarmaya çalışıyorum. Saygı ve selamlar..  08.02.2019 19:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1612
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster