Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
440
 

Zor günler

Zor günler
 

Mumlar yanarak yaşlanır.


Yukarıdan Boğaz Köprüsü büyüleyici görünüyor. İstanbul alacakaranlıkta farklı bir güzelliğe bürünmüş. Güneş henüz batmış ve çok güzel bir kırmızı bırakmış gökyüzüne. Evlerin ışıkları birer birer yanmaya başlamış.

Mumları çok severim. Odamda çeşit çeşit mumlar durur her köşede. Masamda duran muma takılıyor gözlerim. Yanında duran küçük kibriti kullanarak mumu yakıyorum… Diğer ışık veren her şeyden başkadır mumlar. Bir kere yanmaya başladıktan sonra önceki haline dönemezler, yaşanmışlık vardır onlarda. Sadece o ana özel olarak titrerler bazen. Bazen aniden alevleri yükselir bir şey anlatmak istercesine. Alevlerinin etrafında sıcaklıkla eriyen kısım genişler, bir damla süzülür kenarından. Yavaşlayarak iner aşağılara doğru, bazıları ulaşır en uca bazıları donar hemen oracıkta. Yandıkça yaşlanır, içten içe erirler.

Mum atölyesinden yan yana çıkar mumlar. Sonra farklı yerlerde farklı anlara şahit olmak üzere dağılırlar. Bazıları bir mahalle bakkalının tozlu rafında, bazıları da pahalı bir mağazanın ışıltısı altında bekler. Kimi bir akşam yemeğinde romantik anlara tanıklık eder kimi bir çay ocağında demli bir çayın doldurulmasına. Elektrik olmayan bir yerde yanıyorsa; yakınında pilli bir radyo olma ihtimali de yüksektir mumun. Bazen plastik bir çay tabağı yardım eder dik durmasına bazen de gümüş bir şamdan. Bazen yıllarca hareket etmez yerinden bazen de dolaşır bir evi baştan başa.

Karşı tarafta oturuyorduk eskiden. Mahalle arasında bizim de bir bakkalımız vardı; müşterilerinin aynı olduğu, herkesin aynı şeyleri aldığı, herkesin birbirini tanıdığı bir bakkal. O zamanlar ilkokula gidiyordum ve en büyük zevklerimizden birisi; bakkalın önünde gazoz içmekti. Her mahalle bakkalında olduğu gibi bizim bakkalın da bir veresiye defteri vardı. Dışı koyu yeşil renkte bir defterdi. Sayfaların uçları kıvrılmış ve arasında sarı renkli bir kalem yerleştirilmişti. Para almazdı çoğumuzdan bakkal amca, deftere yazardı.

Biz bakkalın önündeyken Ayça gelirdi bazen. Aynı sınıftaydık onunla, önümdeki sırada oturuyordu. Genelde mum alırdı ve bakkal amca deftere yazardı. Gazoz içmezdi, çikolata yemezdi. Mum alır evine geri dönerdi. Cesaret edemezdim onunla konuşmaya. Çok çalışkan ve bir o kadar da bilgiliydi. Arkadaşları akşam izledikleri filmi konuşurken onlara katılmaz, okuduğu kitaplardan bahsederdi. Uzaktan izlerdim sessizce, utanırdım kitap okumadığım için.

Büyüdüğümde anladım veresiye defterinin ne demek olduğunu. Ayça’nın neden her gün mum aldığını neden gazoz içmediğini anladım. Akşam filmi neden izlemediğini neden hep aynı ayakkabıyı giydiğini anladım. O zaman anlasaydım cebimdeki çikolatamı da paylaşırdım, beslenme çantamdaki elmayı da.

O fakir olduğu için utanırdı, ben kitap okumadığım için. Ben onu görmek için gazoz alırdım, o odasını aydınlatmak için mum. Şimdi yaktığım mumların titremesinde Ayça’nın iç çekişini, süzülen damlalarda onun gözyaşlarını görüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 358
Kayıt tarihi
: 06.06.10
 
 

Yaşam Koçuyum. Aynı zamanda Satış/Pazarlama konularında danışmanlık yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster