Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1145
 

Zorlamasız devrim, dikensiz gül, sağduyusuz "aydın"!

Zorlamasız devrim, dikensiz gül, sağduyusuz "aydın"!
 

Bini aşkın “aydın” üniversitelerde dini simgelere uygulanan kısıtlamaları kaldırmaya yönelik anayasa değişikliklerine destek vermiş.

Böylesi aydınları olan bir ülkenin cahiline “özgürlüklerin daha çok kapanarak değil, dinsel simgeleri kamu alanına sokmayarak korunacağını” anlatabilir misiniz?

Bütün Türk yükseköğretim camiası düşünülürse bildiriyi önemsiz sayıda kişi imzalamış. Fakat, yüksek öğretime harcanması düşünülen bütçeyi kimlerin yöneteceği belli olduğuna göre bu sayıda artış olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Bir bez parçasına mahkum yaşamak özgürlük değildir. Aksine ikinci sınıf olmayı kabul etmektir. Şimdi topluma “özgürlük” gibi dayatılmak istenen "bırakın isteyen ikinci sınıf olsun" özgürlüğüdür ki laik devletin kendi kurumlarında buna izin vermemesi tartışmasız doğrudur. Sadece “şimdi” için değil, gelecek nesillerin de özgür ortamlarda yaşamasını güvence altına almak için de doğrudur.

Bugün laik kurumlardaki kurallara karşı yapılanları “özgürlükçülük” olarak algılamak ancak “bir dine ait simgelerin yasak, diğer başka dinlere ait olan simgelerin ise serbest” olması durumunda haklı görülebilirdi ki konunun polemikleri sanki durum böyleymiş gibi yapılıyor.

Bu zorlamadır diyenlere söylenecek söz şudur : Evet, zorlamadır. Siz zorlamasız devrim gördünüz veya duydunuz mu?

Türk halkı sorunlarını kendi başına halletseydi ne Atatürk'e, ne de devrimlerine baştan gerek olur muydu? Yapılmak isteneni neden açıkça tartışmıyoruz? Atatürk devrimlerinin gereği mi kalmadı?

Osmanlı Devleti sırasında halkımız “yurttaş” değil “teba” ve “cemmat"tı. Atatürk, devrimleriyle, halkı “yurttaş” haline getirmeye çalıştı.

Bu “nasihatle” olmaz.

Şimdi ise Atatürk’ün ölümünden yetmiş yıl sonra, halkın “cemaat” gibi davranmasından medet umanlar yönetiyor Türkiye'yi ne yazık ki.

Yurttaş olmayı başaramamış, cemaat olarak yaşayan halkın bulup peşine takılacağı liderler de ancak bu gün olduğu gibi imamlar olur. Fakat, Atatürk'e asıl ihtiyaç duyanlar, onu sevenler ve prensiplerini yaşayanlar değil henüz vatandaş olmayı içselleştirememiş olan, cemaat olarak kalmış diğerleridir.

Atatürk çağdaşlaşmanın simgesidir. Laiklik de çağdaş devletin bir numaralı prensibidir. Laik kuralları, özgürlüklerine tecavüz olarak algılayan kesimler artık mevcut olmadığı zaman bu kurallara ihtiyaç kalmayabilir. O zaman okula türbanla da, haçla da gelinebilir. Bugün olduğu gibi var oluş nedenleri “laik kurallara zıtlık” olanlar varsa, hele bunlar iktidarda ise laiklik sıkı sıkıya sarılmamız gereken en önemli prensiptir.

Dayatmasız devrim olmaz. Bunu istemek dikensiz gül istemektir diyeceğim ama bu benzetme de doğru değil.

Çünkü dikensiz gül isteyenler en azından gülü sever.

Kitarobit bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Kaplan, bugünden sonra sağduyu ve aklın yolundan uzaklaşmak üzerine söylenecek söz bulmak zorlaşacak. Erkek çocuklarının genellikle babadan önce, sorununu paylaşmak için anneyi seçmesinin nedeni olarak kadının genlerinden gelen demokratlığı gösterilir. Bugün, kafayı 'kadın kafası'na takanların bu takıntılarının da aslında bu antilaik ve demokrat kafaları çarşafa sokup insan değil köleden saydırmak. Persepolis filmi çizgi masal değildi. Benzeri bir senaryo da bizim için yazılıyor. Biri diğerine eşit yurttaş olma ve özgürlük kültürü edinimi ayrıca zorlaştı. Kadınların insandan sayıldığı bir ülke olmak umarım ütopya değildir. Bugün ağır bir gündü. İyi pazarlar dilerim.

SmyrNazan 
 09.02.2008 20:07
Cevap :
Duygularınıza tüm kalbimle katılıyorum. Saygılar  09.02.2008 23:01
 

Sayın Tamer KAPLAN, yasaların birer dayatma olduğu mantığı, yasa devletlerine ait bir mantıkdır; Vatandaşın her duruş ve hareketine sınır koymak isteyen devletlerin. Aksine yasalar toplumlardaki eşitsizlikleri, adaletsizlikleriyok etmeye, güç sahibi devletin, sermayenin ve diğer baskı gruplarının aciz bireyin temel haklarını gasp etme olasılığını ortadan kaldırmak için vardır. Sınırlama yanlızca başka bir bireyin hakkı ve özgürlüğü ile sınırlanır. Bir bireyin başına örtü takması başka bir bireyin hakkının gaspı anlamına gelmez. Bu baskıyı yapacak olması halinde de, bunun bireysel bir cezası vardır. (Suç bireyseldir) Bu anlamıyla tanımınız, beynimizin en ücra noktasına kadar işlemiş 12 eylül hukuku ile özdeşleşen bir ifadedir. Ayrıca, üniversite kamu alanı değildir, olmamalıdır. Orası özerk ve özgür bir alandır. Ancak yine 12 eylül düzeni ile bir devlet dairesine dönüştürülmüş ve bu sebeple bilimle bir bağı halihazırda kalmamıştır. Mantığını doğru bulmasam da, cevabım (b) şıkkıdır, sygl

Bibliyofil 
 09.02.2008 19:26
Cevap :
Kamu alanının nereden başladığı aslında çok önemli değil. Üniversitede bir sınıfa baktığınızda artık "öğrenciler" değil "dindar ve dindar olmayan öğrenciler" göreceksiniz. Baskı ile başını örten kızlarımız için ise okul, nefes aldıkları bir özgürlük alanı olmaktan çıkacak. Neden?  09.02.2008 23:14
 

Dünya taraihinde elbette, birilerinin topluma birşeyleri zorla yaptırdığı dönemler olmuştur ve bu örneklere de daha çok avrupa toplumlarında denk gelinir. Avrupa'nın 1800'li yılları bahsettiğiniz tarzda nasihata dayanmayan yöntemlerle geçirilmiştir. Ancak günümüzde, o süreci kaçıran hiçbir toplum için aynı reçeteyi öneremezsiniz. Önerirseniz zaten 1400 yıl öncesinin reçeteleri ile ortalıkta dolaşan insanlardan bir farkınız kalmaz. 21. yüzyılda, eşitliğe, özgürlüğe, refaha ve demokrasiye ulaşmanın yolu, bilinç aydınlığın toplumun gelişmesi adına kurallar belirlemesi ve dikte etmesi olamaz. Olursa bu sistemin adı kapitalizmin totaliter uygulaması olan faşizm olur. Elbette gerek 80 yıl öncesini gereksede 1400 yıl öncesini yaşatmak isteyenlerle mücadele etmek gerekir. Ancak bu mücadele bugünün değerleri olan insan haklarına, demokrasiye ve özgürlüğe aykırı olamaz. Bu toplumun muhafazakarlarına demokratikleşme şansı vermeyen bir sistem, olsa olsa kendi sonunu hazırlayacaktır. Saygılarımla

Bibliyofil 
 06.02.2008 13:13
Cevap :
Her yasa ve yönetmelik bir dayatmadır. Ama size 10 puanlık uzmanık sorusu : Aşağıdakilerden hangisi dayatmadır? a) Hangi inanca sahip olursanız olun bizi ilgilendirmez, sadece kamu alanlarına girerken dinsel takılarınızı çıkarın b)Yok, biz kamu alanına da böyle gireceğiz  06.02.2008 17:31
 

laikliğin elden gittiği falan inancını paylaşmıyorum. nitekim cumhurbaşkanlığı seçimlerindede böyle bir korku politikası yayılmaya çalışıldı ama görüldüki böyle bir şey olmayacak.şimdi sormak istiyorum size demokrasinin olmadığı yerde laiklik ne kadar samimi olur...laiklik özgürlükler ülkesinde manaya gelmez mi?

samet çakir 
 06.02.2008 12:31
Cevap :
Laiklik demokrasi ve özgürlüklerin olmazsa olmazıdır. Hiçbir teokratik devlet laikliğe referandumla veya seçimle geçmez, bunun tek yolu devrimdir. Cumhurbaşkanı seçimiyle ne olduğuna gelince YÖK ve Anayasa mahkemesi atamaları, yani Üniversiteler ve hukuk siyasetin ve AKP'nin dümen suyuna girmeye başladı. Bekleyin bakalım daha neler olacak.  06.02.2008 17:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2024
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster