Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
72
 

Zorlamayla insan olunmuyor!

İnsan yaşadıkça, hayatın değerinin, hayatı anlamlaştıran değerlerin kıymetini anlayabiliyor. İnsanız, insanlara ilişki halindeyiz, insani değerlerle içiçe yaşıyoruz. İnsanlarla içiçe yaşamamıza rağmen, nedense insan sahip olduklarını tam anlamıyla dışarıya aksettiremiyor. Hal böyle olunca, insanlar arasında istenmeyen nahoş durumlar, tasvip edilmeyen davranışlar, tepki toplayan karakteristik özellikler kendini gösteriyor.

İnsan yaşadıkça, kimi zaman özünde var olanları dışa vururken, kimi zaman da içi dışı birbirinden farklı olan davranışlar sergileyerek; hem manen günahkâr oluyor, hem de madden yaşamış olduğu fani dünyada, insanların gözünde değersiz, dengesiz, tutarsız ve huzursuz oluyor, huzursuz ediyor.

Yaşın ilerlemesiyle beraber,  bu özellikler daha çok kendini gösteriyor. Ya değer biliyor veya yitiriyor, yaşadığı deneyimler sonucunda manevi yönden güçleniyor veya maddeye taparcasına, eninde, sonunda her şeyi bırakacağını bile bile dünya bağımlısı oluyor.

Yapılan onca hırs, onca mükemmeliyetçilik, onca… Bir gün geliyor ki bütün anlamını yitiriveriyor.

Arzuları, istekleri, talepleri, idealleri hayatı esir alıyor, sarıp sarmalıyor âdeta.

Kendisine biçilen ömür paralelinde, gün geçtikçe büyüyen hırsları, kendisinin ayrılmaz birer refakatçisi oluyor. Öyle bir hırs ki kendisini mezara koyana kadar esir alıyor, sarıp sarmalayıp götürüyor.

Aşırı maddesel düşkünlük, bir süre sonra attığınız her adımın nedeni, yaşamının ayrılmaz parçası halini alıyor.

Oysa bizler misafir olarak bu dünyaya gönderilmedik mi?

Bizler, belirli görevleri ifa etmek amacıyla bu dünyaya gelmedik mi?

Misafir olduğumuzu bildiğimiz bir düzende,  “her şeyin azının karar, fazlasının zarar” olduğunu bilmiyoruz mu?

Biliyoruz da neden bilmezlikten gelerek, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya kazık çakmış gibi hareket ediyoruz?

Huzur istiyoruz, kendimize zaman ayırmak için çabalıyoruz; ama ayağımızın teki gitmek istediğimiz yere meyilliyken,  öteki ayağımız neden bizi bağlayan hırslarla ilintilidir?

Temiz bir hava solumak istiyoruz, ancak aldığımız sorumluluklar boyumuzdan büyük olduğu için; neden sıkı sıkıya bağlı kocaman bir taş oluyor ayaklarımızda?

Hiç memnun olmadık, bu gidişle olmayacağız da anlaşılan.. Çünkü daha iyisine dikilmiş gözlerimiz, değirmen misali daha fazlasını istiyoruz. Yükseklerde ya gözümüz, hep yükseklerde bir yerlerde arıyoruz, sevgiyi, huzuru, mutluluğu, sevinci… Burnumuzun dibindekilerden habersiz yaşıyoruz, neye sahip olduğumuzu bir türlü görmüyoruz, göremiyoruz. Fark etmeden yürüyoruz, şarıl şarıl akan çağlayanların yanından, fark edemiyoruz, o bizleri yaşatan o hayat suyundan.

Günler, aylar, yıllar geçiyor istediğimiz yere varıyoruz, vardığımızı düşünüyoruz; ama bir sabah kalkıp, bir de bakıyorsunuz ki sıfırdan başlamak zorunda kalmışsınız, her şey sil baştan oluyor. Hayat bu ya, ömür bu ya, geçip gidiyor, ne durdurabiliyor, ne de hesap sorabiliyoruz.

Bir bakıyorsunuz her şeyin sahibi olmuşsunuz bir bakıyorsunuz ki, hiçbir şeyin sahibi değilsiniz. Her şey olduğunuzu düşündüğünüz bir an da, bir de bakıyorsunuz ki hiçbir şey değilsiniz. Malınız, mülkünüz, mevkiiniz, makamınız, çoluğunuz, çocuğunuz sevdikleriniz bir an da yok oluvermiştir.

Edinimleriniz, alışkanlıklarınız, değerleriniz, maddelere dayalı olarak korunan saygınlığınız, çevreye verdiğimiz zararlarınız, faydalarınız, kayıplarınız bir an da uçar gitmiştir.

Unutmayın çıkarsız, karşılıksız, sevgiyle saygıyla, inançla sarıp, sarmaladıysanız insanları, insanların yaşadığı bir dünyayı ve içindekileri, mutlaka; ama mutlaka verdiklerinizi alacaksınız demektir. Hiçbir emeğiniz zayi olmayacaktır, ama buralarda, ama inananlar için başka bir âlemde…

Unutmayın, maddi olarak bir şeyi telâfi etme imkânınız olabilir, ama yerine konulmayan birçok değerler de vardır. İşte huzur, işte sevgi, işte saygı, şefkat, hoşgörü, tahammül… gibi bazı şeyler asla yüreğe ekilemez. Yani insan zorla insan olunmuyor, zorla adam gibi adam olunmuyor, olunamıyor. Çoğu kez, insan içinde insana, adam gibi adama hasret kalınabiliyor, hasret yaşanabiliyor. Zorlamayla insan olunmuyor, bilesiniz!

 

Kerim Baydak- kbaydak61-artan@hotmail.com

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1009
Toplam yorum
: 128
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 210
Kayıt tarihi
: 06.11.12
 
 

Kerim BAYDAK 01.01.1961  ADIYAMAN  doğumlu.. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi  İşletme Fakultesi İ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster