Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
447
 

Zulüm...

Zulüm...
 

Ve Mart çıkageldi... Kapıdan baktık, kazma-küreğimizi yokladık sonra, idare ederdi bizi. Hanımeli kuru dal uçlarından patlamaya başlamış, meyve ağaçları biraz daha geriden geliyor şimdilik. İstanbul göçmeni koyu pembe lâleler '' aha da bu bahardır artık, yeter beklediğimiz, yürüyün gari! '' şeklinde boy atmada, güller sabırlı, bekleyişleri hâlâ sürüyor. İyi, hoş ta; kışla hasbıhalimiz bu kadar mıydı yani? Ateş almaya uğramışcasına geçip gitti, ne adam gibi kar gördük, ne yağmura doydu toprak. Uzun sıcak bir yaz eşiği atlamak üzere ellerini ovuşturuyor keyifle, '' sevinin hele bakalım, sonra görürsünüz siz! '' ifadesi var yüzünde. İnsanoğlu aldanır, vara yoğa sevinmede üstüne yoktur, düşünmez sonrasını, oysa doğa insanın boyunun ölçüsünü almak üzere mezurasını hazırlamaktaymış, ne gam? Bu kandırıkçı bahara çoktan teşneyiz, düşünebilseydik oturup ağlamamız gerekirdi ama insanız ya, düşünemeyiz, herşeye erken seviniriz...

Ben tehlike çanlarını nice zamandır duyuyorum, çünkü doğanın diğer varlıkları ile bir arada yaşamayı becerebiliyorum, onlarla aramda duvar, sınır yok çok şükür. Ondandır ki; bu taslak kış ve ardından gelen kostümlü bahar provası içimi eski ve hakiki baharlar kadar kıpırdatmıyor, sevincim hayli eksik. Tehlikenin farkındayım, evet te, ne halta yarar benim farkında olmam, onu bilemiyorum? Dışarıdaki hoyrat hayatla benim güzel bahçem arasında iki metrelik tel örgü var, kendi kurtarılmış bölgemde yaşıyorum, kuş, kedi, böcek, sinek her zaman girebilir içeri ama sınırımdan geçecek insanları elbette kendim seçiyorum. Çiçeği, ağacı, yaprağı sever gibi yapan ama geri kalanlara ''başka tanrının çocukları'' muamelesi çeken sahtekârları sevmiyorum, niye katılayım onların zavallı yalanlarına? Külliyen reddediyorum!..

'' Bu dünya hayatında onların sarf ettikleri şeylerin durumu, kendi kendine zulüm eden bir kavim, ekinlerine isabet ile mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlar... ''
Al-î İmrân 117/ Kur'an-ı Kerîm

Durup dururken kendine zulmedene ise ancak '' aptal '' denebilir, kendi ettikleri yüzünden başına gelenler korkunçlaşınca bir tarafı tutuşanlara ne demeli, artık onu bilemiyorum! İstediğiniz kadar söndürün lâmbaları, cihazları fişten çekin, hayata beş dakika ara verin, geç kalmışlığınızı değiştiremezsiniz! Toprağa kulağınızı dayayıp dinleseniz asıl gerçeği duyacaksınız ama yapamazsınız, inkâr daha kolaydır çünkü. Sizden sonrası? Hakiki tufan!.. Yıkın, yok edin, öldürün, soldurun, tüketin, kesin, bitirin, insanlığınızı korkak alıştırmayın sakın, tutan mı var sizi? Yürüyüp geçin kutsal hayatın üzerinden, ayak izleriniz üzerinde çimen bile bitemesin! Gökyüzünüzden kuşlar uçamasın sakın, hayvanları sadece tabağınızda sevin, havayı, suyu, toprağı ziyanoğlu ziyan edin! Sizden sadece lâf balonları yükselsin havaya, belki birgün bulut olur yağmur yağdırırlar tepenize, belli mi olur? Yağmur yağar göl olur, inek içer, dağa kaçar, falan filan, masal bu ya, olur mu olur...

(Fotoğraf: www.ahusavan.com'dan alınmadır, doğa tutkunu sevgili arkadaşıma teşekkür ile...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 744
Kayıt tarihi
: 24.02.07
 
 

Kendimi olduğum gibi seviyor ve onaylıyorum. "Gibi olmak" bana göre değil. Sevmeye evvelâ kendisinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster