Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
731
 

Balkanlarda 10 gün, beşinci durak Arnavutluğun başkenti Tiran

Balkanlarda 10 gün, beşinci durak Arnavutluğun başkenti Tiran
 

Ethem bey Camii ve Saat Kulesi -Tiran


Sabah Karadağın Bar şehrindeki kahvaltı sonrası Arnavutluğun baş şehri Tiranı ziyaret etmek için yola koyuluyoruz. Virajlı, dik yamaçlı dağ yollarından sonra Karadağ sınır çıkışımız yine biraz sorunlu, uzun süreli oluyor. Acaba merak ettim yılda  kaç mülteci Karadağ’dan kaçak geçiş veya giriş yapıyor. Yoksa hasssiyetleri Türklere mi diye kafamda soru işaretleri de var ama soracak durumumuz maalesef yok. Arnavutluk sınır geçişimiz ise kısa ve sorunsuz oluyor.

Sınırdan girer girmez bir yerde mola veriyoruz. Ancak otobüsün etrafını çingeneler sarıyor. Çanta ve cüzdanlara dikkat etmek gerekiyor.  Mola sonrası İşkodra üzerinden Tiran şehir merkezine kadar geçtiğimiz yollar çok kötü, etrafta birçok araba mezarlığı, her yer toz duman, trafik tam bir kaos, canlı tavuk satılan pazarlar, evler virane şeklinde geri kalmış bir ülkeye vardığımızın farkına varıyoruz. Ancak Tiran şehir merkezi için halen beklentilerimiz yüksek.

3,5 milyon nüfuslu ülkede herkesin altında bir Mercedes var. Arnavutlarda Mercedes ve İtalyan hayranlığının had safhada olduğunu duymuştuk. Pizzaları da İtalyanlardan daha iyi yaptıkları söyleniyor, biz de bugün deneyeceğiz. 1967 yılında Enver Hocanın sayesinde dünyanın ilk resmi ateist devleti olmuşlar ve bu Enver Hocanın ölümüne 1985 sonrasına kadar devam etmiş. Enver Hoca çok katı ve sosyalist bir rejim ile Rusya ve Çin’in de desteğini alarak dış dünya’ya ülkeyi kapamış, 40 yıl boyunca ülkenin bir adım öte gidememesine neden olmuştur. Arnavutluğun bağımsızlığında başrol oynayan Enver Hoca’nın ölümü sonrası ülkenin %70 ‘ni oluşturan Arnavutlar müslümanlıkla tekrar tanışmışlar. Tekdüze ve sade, renksiz binalar adeta bir gökkuşağı rengine bürünmüş, binalarda bir renk cümbüşü yaşanmış. Rengarenk binaları gördüğünüzde şaşırmayın. Renk özlemlerini insanlar adeta binalara yansıtmışlar. Ülkeye Mercedesler ise Sosyalist rejim sonrası kanun boşluğundan da faydalanarak yıllarca Avrupa ülkelerinden bir şekilde sokulmuş. 

Tirana yaklaştıkça trafik artıyor ancak kalite ve düzen ile ilgili bir gelişme yok.  Merkeze vardığımızda ise koca bir meydan, İskender bey meydanı bizi heybetli heykeli ile karşılıyor. Otobüsten inip şehri tanımak istiyoruz ancak iner inmez 3-5 çocuk birşeyler satmak için etrafımızı sarıyor. Meydandaki Osmanlı eseri Ethem bey Camii ile bitişiğindeki Saat Kulesi ile şehir merkezinden geçen Janna nehri bizim gördüğümüz yerler. Bu dönemde Janna nehri varla yok arası birşey, sadece bir su birikintisinden ibaret.  

Öğlen yemeği için meydan arkasındaki büyük Tayvan Parkı içindeki restorana gidiyoruz. Ancak yol üzerinde gördüğümüz insan manzaraları içler acısı. Dilenenler, sokak satıcıları ve sokaklarda yatan insanlar bizleri üzüntüye sevketti. Girdiğimiz Tivoli Restoran sanırım civardaki en iyi restoranlardan biri idi. Temiz ve servis kalitesi iyiydi. Biz duyumlarımız neticesinde pizza siparişi verip italyanlar kadar kaliteli  pizza yapıp yapmakdıklarını test etmiş de oluyoruz. Gerçekten İtalyanlardan daha iyi olmasa da aynı kalitede idi yediğimiz pizzalar. Pizza sonrası bir arnavut tatlısı olan Trileçe tatlısını deniyoruz. Bizim revaninin üzerine bol süt dökülmüş hali diyebileceğimiz Türk halkının da damak tadına uygun bir tatlı diyebilirim. Yediğimiz yemek için ödediğimiz ücret ise makuldu. Ayrıca Euro kabul etmeleri de bizi sevindirdi.

Yemek sonrası civardaki devlet binaları ile Üniversiteyi görüp kısa bir tur atıyoruz Tiran sokaklarında. Ancak sokaklarda turlarken kendimizi pek güvende hissetmedik.  Meydan civarındaki devlet binaları büyük, caddeler ise geniş olduğu için civarı yürüyerek gezmek biraz yorucu oldu.  Mağazalar da satılan ürünler vasat, bizim pazarlar da satılan işporta ürünlerinden çok daha kalitesiz gözüküyordu.  

Tiran gezimizi kısa tutup Makedonya sınırına doğru yol alıyoruz. Yol üzerinde geçtiğimiz yerler yeşillik ve kırsal alanlar, dereler akıyor yol kenarlarında, tren yolları ve eski demir köprüler James Bond’un aksiyon sahneleri burada mı çekildi sorusunu aklımıza getiriyor. . Elbasan şehri de yolumuz üzerinde ancak görülecek bir şey olmadığı kanaatinde olduğumuz için yola devam ediyoruz. Arnavutluğu bir uçtan bir uca geçmiş oluyoruz ancak hala düzgün bir yol göremedik.  Akşam üzeri dik yokuşları çıkan otobüsümüz ikiye ayrılan yoldan Makedonya sınırını işaret eden yola yöneliyor. Sağ tarafı gösteren tabela ise Yunanistan sınırını işaret ediyordu.

Arnavutluk gördüğümüz en kötü Balkan ülkesi idi. Ben de yarı bir Arnavut olarak gördüklerim karşısında hem hayal kırıklığına uğradım hem de üzüldüm diyebilirim. AB’ ye yıllardır aday olan bir ülkenin sadece mafyası  gelişmiş , ülkede çokça İtalyan biraz da Amerikan hayranlığı , Amerikada sıkı bir lobileri olması ülkeye bir artı getirmediği gün gibi ortada idi. İnşallah ilerleyen yıllarda atılım gösterip Avrupanın göbeğinde gelişmiş bir müslüman ülkesi olarak AB üyesi olurlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4187
Kayıt tarihi
: 07.01.12
 
 

Küçüklüğümde yaramaz bir çocukmuşum, delirdiğim zamanlar kimse zaptedemezmiş beni. En büyük örneğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster