​ İspanya / Tapas Bar / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

İspanya / Tapas Bar

İspanya / Tapas Bar
 

İspanyanın Katalanya eyaletinde Barselona’nın 70 kilometre doğusunda bir sahil köyünde kalıyoruz.

Köyümüzün ismi Begur yada Bagur. Köyün iki adının olmasının bir sebebi var tabii. Katalanya İspanyanın bir eyaleti olmasına rağmen yıllardır İspanyadan ayrılmaya çalışıyor. Ayrı bir lisanlarının olduğunu ve kendilerinin İspanyol değil, Katalan olduklarının altını çiziyorlar. Bunda Katalanyanın Ispanyanın en zengin eyaletlerinden biri olmasının payı da çok açık.

Begur tarihi kalesinin yer aldığı tepenin arkasına kurulmuş köy. Sahilden geçen korsanların köyü görmemeleri için özellikle tepenin ardına kurulmuş.

Eski kilisesinin etrafına akşamları kurulan sanatçı tezgahları (resim, heykel, takı, hediyelik eşyalar) ve onların civarlarındaki cafeler dışında köyde altı çizilecek bir turistik tesis yok. Ancak kendi evlerinde yaşayan yada tatile gelip civardaki pansiyon veya kampinglerde kalan binlerce turist var. Bölgedeki evlerin yarısının turistlere ait olduğu düşünülürse köyün turistik değeri daha iyi anlaşılıyor.

Yemeklerimizi bizim Pazar yerlerine benzeyen pazarlardan aldığımız Akdeniz sebzeleri, et ve balıkla kendimiz pişiriyoruz. Yemeklerde genellikle şarap içiyoruz. Köyün civari üzüm bağları dolu ve içtiğimiz şarabı çiftçiden alıyoruz.

Şarabı aldığımız çiftçinin bizim köy evleri gibi iki kapılı büyük kapısından avluya girince, Asırlık incir ağacının altıda, eski ahşap kapısı belkide hiç kapanmayan şarap mahzeninin girişini görüyorsunuz. Etrafta tavuklar dolaşıyor. Evin köpeği incir ağacına bağlı, gelenlere kafasını kaldırıp bir bakıyor sonra da kestirmeye devam ediyor.

Mahzenin içi hayli loş, kapıdan giren ışığın yanında bir kaç cılız ve çıplak ampul. Taş duvarlar boydan boya üst üste iki sıra halinde dizilmiş şarap fıçılarıyla kaplı. Bir metre çapındaki fiçılarda çeşit çeşit kırmızı, beyaz, pembe şaraplar var. Bazı fıçılar ise Brandy dolu.

Kapıda sizi ya çiftçi yada karısı karşılıyor. Ama her ikisi de çok güleryüzlü ve cana yakın. Anlıyorsunuz veya anlamıyorsunuz önemli değil, hemen sizinle Ispanyolca konuşmaya başlıyorlar ve elinize küçük bir bardak tutuşturuyorlar. Siz de kendi damak tadınıza uygun olan şarap veya Brandy’i aramaya başlıyorsunuz. Beğendiğiniz şarabı iki litrelik kola pet şişelerine dolduruyorlar. Litresinin fiyatı bir Euro civarında. Şaraplarda herhangi bir kimyasal konserve maddesi olmadığı için hem içimleri hoş hemde rahatsızlık yapmıyorlar.

Akşam yemeginde aldığımız şarapları daha sonra da kahve ile Brandyi içiyoruz.

Arkadaşlar şarap olayının sadece bu olmadığını söylüyorlar ve bunu kanıtlamak için beni ertesi gün Begur ile Palafrugell arasında bir yere götürüyorlar.

Etrafı büyük süpermarketleri aratmıyacak şekilde otoparkla kaplı, hayli büyük bir alana kurulmuş, modern tek katlı bir bina. Otomatık cam kapıdan içeri girdiğinizde tüm alanın başta Ispanya olmak üzere çeşitli ülkelerin şarap ve içkilerine bölümler halinde ayrıldığını görüyoruz.

Aklınıza gelen her ülkeden içkiler, özellikler şaraplar var. Bunu yanında çeşitli şarap sürahileri, kadehleri ve daha şarap ile ilgili bir sürü artikel ve kitaplar satılıyor. Binlerce şişe şarap gayet güzel ve göz alıcı bir şekilde sergilenmiş. Belkide bir şarap meraklısının içinde günlerce bakınabileceği bir yer.

Biraz ileride camekanlı bir bölümde çok özel ve pahalı şaraplar teşhir ediliyor. İçeri girince bu bölümün özel bir klima düzeni olduğu hemen belli oluyor. Bu bölümde ki şaraplar hayli pahalı. Bazı şarapların şisesi 1000 Euro ve üzerinde satılıyor.

Burada bir kaç zevkli saat geçiriyoruz. Hem yorgunluk hemde bunca şarabı görmenin yol açtığı açlık, bizi Tapas Bara gitmek üzere Palamos a doğru yola çıkarıyor.

Küçük ekmek parçalarının üzerinde servis yapılan yiyeceklere Tapas ve bunların satıldığı yerlere de Tapas Bar deniyor. Tapasın nereden geldiğine dair çeşitli rivayetler var.

Kastilya kralı X. Alfons bir hastalığı dolayısıyla Öğün aralarında şarapla birlikte ufak birşeyler atıştırmak zorunda kalmış. İyileştikten sonra da bundan böyle şarapla birlikte hep böyle küçük ekmek parçalarının üzerinde mezeler verilmesini emretmiş.

Bir başka rivayete göre de eskiden lokantalar da içki kadehlerinin içine sinekler düşmesin diye bardakların üzeri küçük karton kapaklarla kapatılıyor ve bu kapaklar rüzgardan uçmaması içinse üzerlerine birer zeytin konuyormuş. Zamanla bu zeytinler küçük ekmek parçalarının üzerindeki mezeler halini almış.

Yine bir rivayete göre de Tarlalarda çalışanlar işi bırakmasınlar diye yanlarına böyle küçük ekmek parçaları alıyorlarmış.

Tapas genelde Tapas Barlarında yada Şarap satışı yapılan Bodega’larda yeniyor ve bu genellikle ayakta oluyor. İçecek olarak çoğunlukla şarap veya Porto şarabı, bira bazen de Sherry („Fino“) alınıyor. Tapaslar genelde sıcak ve soğuk yenenler olmak üzere iki çeşit oluyor. Her Tapas Barın kendine göre yaptığı spesyaliteleri var.

Palamos Fransadan Pirene dağları üzerinde Ispanya ya girilip aşağı yukarı 150 km yol alındığında gelinen, tarihi bir balıkçı kasabası. Yerleşim yerleri hemen limanın arkasındaki tepenin üzerine kurulmuş. Daracık taş döşeli yollardan yukarı doğru çıkıldığında çeşitli restoranlar, dondurmacılar, cafeler ve butiklerle karşılşılıyor. Bunlar hep eski evlerin alt katlarındaki odalar dükkan haline getirilerek yapılmış. Kasabanın bu tarihi bölümü koruma altında ve tek bir yeni bina bile yok.

Palamos un daracık ara sokaklarından birindeki Tapas Barımız 25 - 30 metrekare civarında ve hayli loş. Bir duvar boyda boya bar şeklinde yapılmış. Mekanın içinde masa veya sandalye yok. Duvarlarda içki kadehlerini yada küçük Tapas tabaklarını koymak için raflar var. Duvarlar çeşitli resimler, fotoğraflar ve seramiklerle kaplı. Duvarlarda boş yer kalmamış sanki. Ama bu da oraya çok güzel bir hava veriyor.

Bugün şanslı günümüz olmalı, biz içeri girince birileri hasaplarını ödeyip gidiyorlar. Hemen onlardan açılan yere, barın bir ucuna ilişiyoruz.Barın arkasında Jose ve oğlu duruyorlar.

Jose bizi „Hola“ diyerek selamlıyor ve içecek siparişimizi alıyor. Bu arada da Tapas Barın 30 senedir burada olduğunu anlatıyor. Şarabımızı yudunmlarken bar ile mutfagın arasındaki servis kapısı açılıyor ve dışarı bir tabla geliyor. Albondigas kıymadan yapılıp yağda kızartılmış, ancak yassı değilde top şeklindeki bizim köftelerer gibi ama içinde badem de olan bir meze. Mezeler küçük ekmek parçalarının üzerınde servis yapılıyor. Jose Tablayı barın bir ucundan diger ucuna kadar dolaştırıyor. Isteyenler bir Tapas alıyorlar ve yedikten sonra ekmeğe batırılmış kürdanı önlerine koyuyorlar. Her seferde Tapaslar alınıyor ve kürdanlar biriktiriliyor.Giderken kürdan başına 1 Euro ödüyorsunuz.


Bir sonraki tablada Anchoas fritas yani kızartılmış sardalya geliyor. Ensalada Rusa, Bruschetta, Tortılla de Gambas, Boquerones, Champınones al Jarez gibi birçok Tapas’lar önümüzden geçiyor. Bazılarından alıyoruz bazılarını boş geçiyoruz.


Ayakta hem yeniyor hemde gruplar halinde koyu sohbetler yapılıyor. Bir saat sonra oradan ayrılıyoruz

Zaten hem gürültğden hemde ayakta durmaktan insan yoruluyor.


Palamosun dar sokaklarının en merkezi olanında bir cafe ye oturuyoruz. Sokaklar bizim Bodrum yada Marmaris sokakları gibi hareketli, Hem espresso muzu içiyor hemde gelip geçenlere bakıyoruz.

Biraz dinlendikten sonra eve dönüyoruz.

Gece yarısına doğru tekrar eve dönerken Ispanya da ilginç bir gün yaşadığımı düşünüyorum.

 
Toplam blog
: 13
: 3150
Kayıt tarihi
: 02.08.06
 
 

İşletme fakültesi mezunuyum. Hayatımı bilgisayar programcısı, System Controller olarak kazanıyoru..