- Kategori
- Ruh Sağlığı
Sahici ve Samimi Ruhlar

Hakan Gümüş
31.12.2017
Hayatta hiçbir hayırlı iş doğrusal süreçle gerçekleşmez, hep hibrid bir yöntem izler. Toplumun en doğru saydığı yol, toplumu önemseyen insanları sürekli zorlar, o yola çıkmaya, çıktılarsa o yolda kalmaya odaklanırlar. Yan yolların hepsi yanlış görünür. Halbuki sonunda başına gelen en mükemmelidir, en hayırlısıdır. Makro dizilişe iman, olmayan her şeyin aslında olacak başka bir şeye yol açmak için olmadığını bilmeyi ve bu üst fikre teslim olmayı gerektirir.
İnanmamanın yıllar boyu moda olduğu, şık göründüğü memleketimizde son dönemde ortaya çıkan yoga, meditasyon öğretileri İslam felsefesini kendine yakıştıramayan kesime huzur veriyor. Fikirsel altyapısında İslam’ın akıl dini olduğu gerçeği bulunmayanlar, yeni bir yaklaşım öğrendikleri düşüncesiyle kişisel değişime uğruyorlar. Kaynağı ne olursa olsun, insanları daha sevecen, sevgi dolu, tamahkar ve sabırlı hale getiren her türlü öğretinin başımızın üstünde yeri olmalı. İslam’ı doğru yaşayamayan, doğru anlatamayan, ufak tefek detaylarla boğuşan sahte Müslümanlara inat, dışlayıcı değil kapsayıcı sahici ve samimi ruhlar yeni bir felsefe üretebilir.
Müzeyyen Senar’ın, içeriden gelen tok sesiyle içi titreyen, Ormancı’yı dinlerken gözleri dolan, Ahmet Kaya’yla Ada Sahilleri’nde bekleyen, Melihat Gülses’in ‘Bir İhtimali’ne kafa yoran, tangoyla eski zamanların sarhoşluğuna kapılan, Ahmet Hamdi’nin Huzur’unda musikiye doyan; bu topraklara ait, sahici ve samimi ruhlar. Şekille uğraşmayan, kul hakkı yemeyi en büyük günah sayan, dünyaya kendini kapatmayan, memlekete hizmet etmiş bütün büyük adamları sahiplenen, yukarılardan gelene iman eden güzel insanlar, sahici ve samimi ruhlar; biliyorum ki çoğunluktayız.
‘Beni kimsecikler okşamaz madem/ Öp beni alnımdan, sen öp, seccadem’ mısrasındaki teslimiyete hayran olan, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamaya özlem duyan, meditasyonla rahatlayan, sevginin en büyük güç olduğunu bilen, memleket için kafa yormuş her fikir menbağından beslenen, birini ötekine kurban etmeyen, ideolojilerin soğuk yüzüne bakmayan, bu topraklara ait sahici ve samimi ruhlar; biliyorum ki çoğunluktayız.
Goethe’nin ‘Üç bin yıllık tarihinin hesabını yapamayan insan, günübirlik yaşayan insandır’ şiarıyla kendini keşfetmeye yeni yeni başlayan, nereden gelip nereye gittiğini özümsemeye çalışan, tarihiyle barışan kafalar ancak yeni bir felsefe üretebilir. Vatanseverliği, bilimselliği daha iyi kavramak olarak algılayan, zincirleri kırmanın ancak böyle mümkün olduğunu gören, ‘Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi’ güçlü mısrasını yazan büyük kalbe borcunu ancak bilimsel sıçramayla ödeyebileceğini anlayan sahici ve samimi ruhlar; biliyorum ki çoğunluktayız.
Yahya Kemal okumanın zihnini maziye saplamadığı, tam tersi geleceği kurmak için özgüven sağladığı, ‘Kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakınmadan her ferdi -Ben Varım-cevabını verici bir özgüvene sahip’, yapay zekayı anlayan, gen teknolojisine kafa yoran, algoritma fikrine aşina, memlekete sıçrama yaptırabilecek sahici ve samimi ruhlar; ‘Siz varsınız diye umut var!’