Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '15

 
Kategori
Kimya
Okunma Sayısı
336
 

''Haset on kısımdır, dokuzu alimlerde bulunur''

''Haset on kısımdır, dokuzu alimlerde bulunur''
 

MESLEK GURUPLARI YA DA AYNI MESLEĞİN MENSUPLARI BİRBİRLERİ İLE NEDEN ÇATIŞIR???

Bugünki yazımın konu başlığını; saygıdeğer Hocam Prof. Dr. Hasan Seçen’den duyduğum bir sözden aldım.

Hocam çok iyi bir bilim insanı olmasının yanı sıra, hayatın çok da iyi felsefesini yapan biri olarak da her zaman ben de özel bir yere sahip olmuştur. Asıl konuma geçmeden önce, kendisine huzurlarınızda saygılarımı sunuyorum. İlk duyduğum günden beri çok beğendiğim bu sözün içeriğini, gerçekte pek çok sorunun temelini açıklar mahiyette buluyorum.

Gelelim asıl konumuza;

Meslek grupları ya da aynı mesleğin mensupları arasındaki çatışmalar!!!!

Bu başlık insana çok ironik geliyor aslında.

Şöyle düşünüyor insan elinde olmadan; meslek grupları neden bir birleri ile çatışsın?

‘’’Şayet ortak hedef, insan hayatının standartları ekolojik dengelere saygılı olarak yükseltmek ve mevcut kaynakların tüm insanlar için eşit dağılımına yönelik demokratik bir anlayışla paylaşmak ise’’.

Bilim evrenseldir.

Bu yönüyle, siyasetten, savunmadan ve global ekonomiden ayrı bir anlayışla olaya bakılması ve hiç ayrımsız tüm insanlık için bilgi üretmesi gerekir.

Genel tabloya bakıldığında ise gözlenen bambaşka bir şey ve daha ilginci de tarihin tekerrürden ibaret olduğu gerçeğidir.

Neden mi?

Burada kuduz aşısını bulan Fransız Kimya Profesörü Pastör’ün hayatına bir göz atalım diyorum;

‘’’ Louis Pasteur (Lui Pastör) (d. 27 Aralık 1822 Dole, Fransa - ö. 28 Eylül 1895 Saint-Cloud, Fransa),

1822'de Fransa'nın Dole kentinde doğdu. 1846'da École Normale Supérieure'ün fen fakültesini bitirdi. 1847'de fizik ve kimya dalında doktora derecesini aldı. Pasteur, bu yıllarda izomerlik, kristal yapı ve optik etkinlik konularındaki çalışmalarıyla tanınmaya başladı. 1848'de Strasbourg Fen Fakültesi yardımcı kimya profesörü oldu. 1854'te Lille Fen Fakültesi'nde kimya profesörlüğüne yükseldi. Ecole Normale'de kurulmasını istediği araştırma laboratuvarının yöneticisi tayin edildi ve 1871'de çalışmaya başladı. Bu laboratuvarda şarbon, tavuk kolerası ve kuduz gibi virütik hastalıklar; bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalıştı. Pasteur, kuduz köpekler üzerine yaptığı çalışmaları daha güvenli hale getirmek için 1885'te eski bir imparatorluk şatosunu gereğine uygun olarak düzenleyerek, Pasteur Enstitüsü adına yapılan ilk adımı attı.

Pasteur, Strasbourg Üniversitesindeki görevi sırasında tanıştığı Marie Laurent ile 29 Mayıs 1849 tarihinde evlendi. Bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu.

Tıp doktoru olmadığı için, doktorlardan tepki gördü. Pasteur, tepkilere rağmen çalışmalarını devam ettirdi. Pasteur, bakterilerin var olduklarına ve bunların hastalıklara yol açabileceği yolundaki düşüncesini sürdürdü.

(Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Louis_Pasteur)

…………………….

Gelelim bu yazıyı kaleme alma nedenime;

Günlük olarak alanımla veya ilgimi çeken herhangi bir mesleki konuda tarama yapma alışkanlığına sahibim. Bugün tesadüfen bir belgeye rastladım ve bana oldukça şaşırtıcı gelen bir ayrıma tanık oldum.

Belgenin ilgili bölümünü paylaşmak istedim;

………………….

SAĞLIK MESLEKLERİ

Tıp Doktorları Dışında;

Diş Hekimi

Eczacı

Veteriner Hekim

Psikolog

Biyolog

Moleküler Biyolog Ve Genetikçi (Moleküler Biyolog)

DÖRT YILLIK SAĞLIK MESLEK YÜKSEKOKULLARINDA EĞİTİMİ VERİLEN MESLEKLER

Hemşire

Ebe

Diyetisyen

Fizyoterapist

Sağlık Eğitimcisi

Sağlık Memuru

……………………

 

Bu tabloya dikkatle baktım, baktım..

Neydi eksik olan diye.

Eksik olan aslında sistemin beyni olarak niteleyebileceğimiz KİMYA/KİMYAGERDİ.

Aksi görüş belirtmek isteyenler için çok adil bir önerim var.

Kendileri ve yakınları için hastalandıkları zaman, sürecin hiçbir aşamasında; BİYOKİMYA LABORATUVARINDAN TAHLİL SONUCU ALMASINLAR…

Ve baksınlar bakalım şayet temelde bir kimya laboratuvarından başka bir şey olmayan BİYOKİMYA Laboratuvarından gelen sonuçlar olmadan; teşhis, tedavi ve hastalığın/iyileşmesinin seyri izlenebiliyor mu?

Örneğin, kan analizleri olmadan, diabetleri başta olmak üzere hastalıklarına karar verilebiliyor mu?

BUGÜN BİYOKİMYA LABORATUVARINDAN ANALİZ SONUCU OLMADAN TEŞHİS EDİLEBİLEN TEK HASTALIK VAR MI?

Cevap?

HAYIR TABİ Kİ.

Lütfen bu tarz listeler, bu grup sınıflandırmalar yapılırken o komisyonda yer alan kişilerinin mesleğinden bağımsız, global bilimin ve sağlığın temel gerçeklerini baz alan bir anlayış benimsensin.

Ayrıca; bu adil tavır tüm alanlar ve tüm kararlar için ortak bir gerçek olarak da benimsensin.

Mevcut tabloya bakıldığında ülkenin son derece stratejik olan Kimya Sanayisinde ve onun alt dalları olan medikal üretim, ilaç, kozmetik gibi alanlarda ne kadar kötü durumda olduğu da görülür zaten.

Konuyu uzatmak, örnekleri çoğaltmak ve bu alandaki en önemli buluşları yapan bilim insanları ve meslek grupları verilebilir.

Bu tablodan hangi meslek grubunun öne çıkacağı da bellidir.

Hal böyle iken ve bu durum aslında herkes tarafından da malum iken neden bu yol izlenir??

O cevap da Kabil’in Habil’i neden öldürdüğü sorusunun cevabı mahiyetindedir.

Bırakın meslek gruplarını kardeşler arasında bile geçerli bir duygunun gerek farklı meslek mensupları gerek aynı meslek mensuplarının başarı grafiği farklı mensupları arasında ama temelde, insanlığı ilgilendiren bir düzeyde sonuçlar üretebilme yetkinliğine sahip olmak ayrıcalığına erişmiş kişilerde mutlaka aşılmış olması bir mecburiyettir.

Amaç; bilimin evrenselliği ve ülkemizin çıkarlarını, insanımızın yaşam koşullarını daha yükseğe çıkarmaksa bu tablolar nasıl açıklanabilir??

Asıl bilgelik kişisel çıkarlardan, mesleki kıskançlıklardan sıyrılabilmeyi ve başka insanların emeğine saygıyı gerektirir.

Kimya ilk insandan beri var olan ve son insana kadar var olacak bir bilim alanıdır.

Bunu değiştirmek kimse için mümkün değildir. İnsanlar da farklı algı ve motivasyon kapasitelerine sahiptir. Bunu da peşinen kabul etmek gerekir.

Çatışma değil uzlaşma esastır. Akıl bunu gerektir.

Bu yazı tamamen kişisel görüşüm olup, yaşanmışlıklarım, gözlemlerim ve okuduklarımdan çıkarılmış bir sonuç olup, hiçbir meslek grubunu, kurumu ve kişiyi hedef almaz, bilimsel tavsiye niteliği taşımaz.

Sadece konuyla ilgili düşünce özgürlüğümün ifadesinden ibarettir.

Her şey, daha güzel bir dünya, daha sağlıklı bireyler için.

Kişiler gelir geçer, gerçeklerse bakidir her zaman.

Saygılarımla efendim.

Prof. Dr. Nazan Apaydın Demir

06.01.2015

Muğla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşamı irdeleyen bir kaynakta ; "Muhatabınızın kıskançlık duygusu düzeyini algılamadığınız sürece iletişiminiz diyaloğunuz sağlam temele oturmamıştır" özünü çıkardığımdan beridir. Haset ve kıskançlığın en önemli problem olduğu fark ettim ve diyaloğum olan insanları irdeledikçe, sayıları ne yaık ki azaldı..(( selamlar

Kadri KANPAK 
 07.01.2015 22:05
Cevap :
Çok sağ olun yorum için.Kesinlikle katılıyorum yazdığınız her şeye.  09.01.2015 22:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1076
Kayıt tarihi
: 08.04.14
 
 

Muğla Üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktayım. Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster