Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1334
 

"Bütün Denizlere" veya "Deniz Adası"

"Bütün Denizlere" veya "Deniz Adası"
 

İlk hazırladığım değil ilk yayınlanan kitabım “Deniz / Bir İsyancının İzleri” adlı kitabımdır. Sadece kitap basıldığında değil, kitapları hazırlarken de zaman zaman çok güzel şeyler yaşarsınız.

“Deniz / Bir İsyancı”nın kitabımı hazırlarken Deniz Gezmiş ile aynı TİP örgütünde çalışmış, idam edildikten sonra onun hakkında “Mare Nostrum” başlığıyla çok güzel bir şiir yazmış olan şair-yazar Can Yücel ile de görüşmüştüm.

Evvelden az da olsa tanışıklığımız olmuştu. Bir kaç yerde ayak üstü sohbet etmiştik. Söyleşi yapmak istediğimi belirttiğim zaman telefon numaramı almıştı. Bir gün bana telefon açtı ve İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin Cağaloğlu’ndaki lokaline gelmemi istedi. Söylediği saatte gittim. İki genç ile oturmuş sohbet ediyordu. Arkeoloji hakkında hazırladıkları kitapları vermek ve Can Yücel ile sohbet etmek için buluşmuşlardı gençler. İki genç kitapları bırakıp, bir süre sohbet ettikten sonra gittiler. Can Yücel, bana, “Söylediğin konu hakkında daha sonra konuşuruz. Şimdi biraz yemek yiyip sohbet edelim” dedi.

Yemek yiyip, içki içip, sohbet ettikten sonra “Haydi Taksim’e gidelim” dedi. Cebimde sadece eve gidebilecek kadar otobüs bilet parası olduğu için “Abi, geç oldu. Ben şimdi gideyim. Daha sonra yeniden buluşur, söyleşiyi o zaman yaparız” dedim ama Can Yücel’in ısrarları sonucu peşine takılıp Taksim’e gittim. Taksim’de bazı yerlere uğradık. Buralarda da Can Yücel beni bazı kişilerle tanıştırıyor, sohbet ediyoruz, yemek yiyoruz, içki içiyoruz derken.

Can Yücel sıkılıyor. Hadi başka yere gidelim diyor oraya gidiyoruz. Taksim’de uğrayacağı yerlere uğradıktan sonra Can Yücel, “Hadi Boğaz’a gidiyoruz” dedi. Gece yarısını geçmişti. Yaşadıklarım nedeniyle bir taraftan keyifliyim, fakat bir taraftan da sıkılıyordum. Çünkü, gittiğimiz yerlerde Can Yücel, bana fırsat vermeden içki, meze, meyve ve yiyecek ısmarlıyor, daha sonra para ödemeden ayrılıyorduk. Gittiğimiz yerlerin sahipleri “Can Baba”nın arkadaşı, dostuydu. Kendi aralarındaki ilişkinin sırlarını kestirmek kolay değildi.

“Boğaz”daki bazı yerlere uğradıktan sonra bir taksi tutarak sabaha karşı benim kaldığım eve geldik.

Kadıköy’de Hasanpaşa Nabizade Sokak’ta kirada oturduğum çatı katındaki evde dört gün kaldı.

Kaldığı süre içinde o kadar az yemek yedi ki. Yemek yemeyi sevmiyordu dersem abartmamış olurum. Daha çok içiyordu. Ve sigara çok kullanıyordu.

Evde kaldığı süre içinde hiç dışarı çıkmadı. Bana gazete, sigara ve içki aldırıyordu.

O sıralar bir gazetede yazıları yayınlanıyordu. Evde yazılarını yazıp bana veriyordu ben de bunları gazetenin Maslak’taki yerine götürüp teslim ediyordum.

Can Yücel’le bizim evde kaldığı süre içinde 1961-1971 dönemi üzerine bir söyleşi yaptık. Ama söyleşi düzenli değil kopuk kopuk bir söyleşi oldu. “Mare Nostrum” şiirini ses bantına almak istedim. Bu şiiri ses kasetine okurken kendiliğinden yeni bir şiir ortaya çıktı.

Şiire bir başlık bulamadığım, yazı başlıksız kalmasın diye hoşuma giden, “Bütün Denizlere” veya “Deniz Adası” sözcüklerini kullandım. Başka bir şey de olabilirdi. Çünkü şiir Can Yücel’in şiiri. Başlığının da onun koyması gerekiyordu. Ama olmadı. Halen bende olan ses bandındaki şiir şöyledir:

“Bütün Denizlere

Benden önce olmuş, benden sonra olacak denizlere

O çok güzel bir çocuktu

Herhalde denizler böyle asılmaz

Hiç asılan deniz gördünüz mü?

Ben gördüm

Hiç devrimcinin asılıpta deniz olduklarını gördünüz mü?

İlk defa adam Akdeniz oldu

Asılan bir Akdeniz

Hergün bacaklarınızı suya attığınız zaman göreceksiniz

Yukarıda bir Akdeniz var asılmış

O adama bakın bulutların içindedir

Asılan bir Akdeniz

Bizim sahip olduğumuz bir deniz olarak gördüm

İşte bu bizim Mare Nostrum

Bizim Deniz

Bir adası olarak Deniz’in

Bu adanın adı ‘Deniz Adası’ olacak

Hep bizim gibi bakacaklar

Hepsi adayı kutsayacaklar

Bu adaya ‘Deniz Adası’ diyecekler.”

Dört gün sonra, “Hadi Bostancı’ya gidiyoruz” dedi. Bostancı’ya gittik. Bostancı’da sahilde gezdik, tanıdığı bazı kişilerin yerlerine uğradık. En son “Hatay” restorana gittik. “Hatay” restorantda da bazı kişilerle tanıştırdı. Yenildi, içildi, sohbet edilldi.

Sonra Can Yücel’den ayrılmak zorunda kaldım.

“Can Baba” olarak adlandırılması boşuna değildi Can Yücel’in.

1986 yılında, Can Yücel’le yaşadığım dört gün içinde yaşamın başka yönlerinin de olduğunu ve hayatın başka şekilde yaşanacağını da öğrendim.

Akıl verir gibi konuştuğuna tanık olmadım. Doğaldı. Esprili, kıvrak ve müthiş pratik zekası vardı. Can Yücel ile yaşadığım günler içinde ses bandına okuduğu şiir nedeniyle uzunca bir süredir bir şeyler yazmak istiyordum. Kısmet bugüne imiş. Şimdi kendimi üzerinden bir yük kalkmış, rahatlamış gibi hissediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 3819
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

9 Eylül 1958, İspir/Erzurum doğumlu. İspir Lisesi (1980) mezunu. İstanbul Üniversitesi Yabancı Dille..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster