Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
494
 

“Sokaktaki Adam” 'ın yerini ‘Netteki İnsan’ aldı

“Sokaktaki Adam” 'ın yerini ‘Netteki İnsan’ aldı
 

Konuşan Türkiye’den sonra, artık ‘Yazan Türkiye’ olmaya başladık.

İnternetin yaygınlaşması, yazarak kendini ifade etmeye çalışan insan sayısını oldukça arttırdı. Kimsenin sokaklara dökülmeye cesareti de kalmadı zaten.

Hatta TV deki canlı yayınlara internet aracılığı ile ulaşabilmekteyiz. O nedenle biraz da hor görülerek “sokaktaki adam” diye kullandığımız kavram yerini artık; 'netteki insan' olarak değiştirmekte bir sakınca görmüyorum. Daha gerçekçi olacağını da düşünüyorum. En azından, görünümlerinden dolayı önyargısız okuyup, anlamaktayız.

Birileri, halkın nabzını tutmak için elinde mikrofonla sokaklara çıkmak zorunda kalmayacaktır. Oturduğu yerden birkaç tıklama ile sokaktaki insana göre daha fazla okuryazar olduğundan biraz daha emin olduğumuz “Netteki İnsan” ne düşünmekte anında öğrenebilir. Hem ucuz, hem zahmetsiz... Kadınların da devreye girmesi nedeniyle; din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin düşünce konusunda eşitlik de sağlanacaktır.

İnternette yazmaya başladığımdan beri yazmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Türkçeyi yeniden öğrenmeye çalışıyorum desem daha yerinde olur. Sabit fikirli olmayı sevmediğimden de ‘acaba’ diye bildiklerimden de emin olamaz oldum. Hoş, doğruyu öğrenmek mümkün değil ya. Tam ‘hah tamamdır bu iş’ dediğim de konuşurken hiç takılmadığım bir kelime karşısında sorunlar çıkıveriyor. Elimin altındaki sözlüklere bakmak zorunda kalıyorum. İşte asıl sorun, tam da burada başlıyor. Her kaynak başka telden çalıyor! Gel de çık işin içinden. Yahu, artık bir karar verin, ben bu kelimeyi nasıl yazacağım. Çelişkilerle dolu bir dil olmuş Türkçe. Birinin dediği diğerini tutmuyor. Kimse bildiğinden şaşmıyor.

Aydınlarımız, hocalarımız kendi aralarında toplanıp, kelimelerimizin imlalarında bir birlik sağlayıp genelleştiremezler mi?

Neden biz böyleyiz ki? Hiçbir şeyi ciddiye almıyoruz, ya da almak istemiyoruz. Dilimize bile sahip çıkıp, bu iş böyledir, diyemiyoruz. "Türk Dil Kurumu uyuyor mu?" demek geçiyor içimden. Artık bir karar verilsin istiyorum.

Aklına esen bir Yazım Kılavuzu çıkarmış sanki.

Nasıl bir dil ki, bana göre böyle, sana göre öyle deyip, kendi müritlerini yetiştiriyor?.. ‘Hepsi ayrı ayrı bu işten nemalanmak istediğinden mi?’ diye düşünerek fesatlık yapmayacağım.

Hiç zamanı değil ama bir açılım da Türkçe Yazım Kılavuzu için yapılsa ne iyi olur diye aklımdan geçiyor...Hem de epeydir. Hoş, açılımlardan da şimdiye kadar ne çıktı, orası belli değil ya.

Yoksa ben böyle öğrendim, böyle de yazarım, sorana da böyle öğretirim diye hiç de sağlıklı olmayan bir yol tutturacağım.

Türk Dili bilginleri’nin en kısa zamanda artık bir araya gelerek karar verip, piyasadaki yalan yanlış tüm yayımları toplatıp, yeniden basılmalarını da yasaklayarak artık bu işe bir nokta koyup; ‘son kılavuz’ budur ve değiştirilemez demeleri gerekmez mi?

Fikir birliğini sağlayan hocalarımız da öğrencilerine bu tür teknik bilgileri verirse hem söyleyiş hem de yazma açısından ülkemizde bir imla birliği sağlasak ne iyi olur.

Okuma yazma öğrendiğim yıllarda takıldığım bir kelimede, eve alınan gazetelerden nasıl yazıldığını arar bulurdum. Benim yazım kılavuzum oydu. Şimdiki çocuklar benim yaptığımı yapmaya kalksalar ‘kılavuzu karga olanın....’ durumuna düşerler. İnsanda okuma zevki kalmadı desem yeridir. Ne başlıklar başlık, ne imla imla... Hoş, bu konuda konuşacak en son kişi ben olmalıyım, orası da başka ya... Ben de bunu söyleyebiliyorsam inanın durum vahimdir.

Gerçekten çok zor bir dil ama birlik sağlayabilmek için aydınlarımızın ödün vererek artık uzlaşması gerekir. Yazımın başımda bahsettiğim “sokaktaki adam” gibi horlanmadan dilimize hakim olarak bloglarda kendimizi ifade ederiz.

Gerçekten artık bu açılım yapılmalı. Hata bana sorarsanız Türkiye için bir Kuran açılımı da yapılmalı.

Yıllardır aynı eksende dolanmaktan kurtulur, dilimiz ve dinimiz budur deyip bir birlik sağlarız.

Herkes anasının dilini konuşsun, dinini uygulasın bence bir sakıncası yok, karışmak, karar vermek haddim de değil, ancak bir yazım kılavuzumuzun olması, yıllara göre değişmemesi konusunu takdir ya da bazılarına göre taktirlerinize bırakıyorum.

Saime Eren

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sokakların neden duyarsız olduğunu hiç internete bağlamamıştım ama halkımız oldum olası böyleydi sanırım en son gözü kara nesil bizdik. tespit çok doğru ve yerinde... ... TDK ya gelince, lisede bir edebiyat öğretmenimiz vardı; suna hanım. imla kurallarının başı benimle dertteydi, benim başım suna hanımla... konuştuğum gibi yazmam onu rahatsız etsede anlatımımdan dolayı kırık not vermeye kıyamazdı, benim bir halt olamayacağımı anlamış olmalı ki alt sınır notum sekizdi... elbette kurallar olmalı, TDK bir yeniden yapılanmaya gitmeli, ğ harfi bir noktaya sabitlenmeli, yumuşaklıktan kurtulmalı, bal gibi y olan ses, farklı yerlerde ğ olarak yazılmamalı mesela... e harfi ikiye bölünmeli, genişlik ve genetik kelimelerinde aynı kökten çıkan iki farklı ses bir tek harf ile adlandırılmış mesela... ve kurallar / ki aram hiçte hoş değil, onları ihlal etmeyi seviyor benim anarşist ruhum, bu konuda özgürlükten yanayım ben :)) ... sağlıkla, sevgiyle ablam...

kırlanqıç 
 20.10.2010 0:09
Cevap :
Sevgili "Kırlangıç" görüşlerini burada paylaştığın için teşekkür ederim. Suna Hanım haklı ama sen bildiğin gibi kendini ifade etmekte tabii ki özgürsün. Artık not falan da olmadığına göre rahatına bak, nasılsa ne dediğini bir şekilde anlıyoruz:))) Ille de hata bulacağım diye okumuyorum. Anlam önemli... Asıl yayın evlerinin hali içler acısı onlar bile dilbilgisi kurallarına uymuyorlar ve insanı kitap okumaktan bile soğutabilir. Sevgilerimle...  22.10.2010 18:26
 

Yazım klavuzu arama gereği bile duymazdık. Na zaman "Ulusal Düttürü" dönemi başladı ve bazı harflerin başındaki şapkalar alındı, ondan sonra önce harfler, sonra da kelimeler ıslanmaya başladı. Her ıslak da fizik kanunlarına göre biraz dağınık, kendini salmış olacağından kelimeler nereye, nasıl, neden, niçin akacağını bilemez oldular. Onların başı döner de bizimkiler dönmez mi?"Hala, hala yağmur altında mı?" Yoksa: " Hala, hâlâ yağmur altında mı?"

Yüksel ÖNAÇAN 
 04.11.2009 10:26
Cevap :
Yüksel bey, şapkalarla ilgili iyi bir örnek vermişsiniz. Artık arif olan anlasın. Yazmayı geçtim koca koca TV kanallarındaki spikerlerimize bir kulak verin. Şimdilerde adı sıkca geçen Cemil Çiçekin (!?) şeklinde okumalarına ne demeli. Yazılırken doğru ama ya okunurken. Cemil Çiçeğin bile demeyi beceremiyorlar. Daha bir dolu çirkinlikler. Bir dilin düzgün kullanılması, gereksiz bir titizlik olarak algılanmamalı. Bu işten kimler kar/kâr sağlayacak? :)))  04.11.2009 15:54
 

SAİME Hanım diğer yazılarınız gibi bu yazınızdaki düşünceleriniz de çok güzel.Bir dilbilimci olarak sizin değerlendirmelerinizin başımızın üstünde yeri var.Ben de sizin gibi dil konusundaki değişik sorunlardan dolayı dertliyim! Ne ki iş başa düşmüştür.Her konuda olduğu gibi dilimizin içine sürüklendirilmekte olduğu açmazlar için elbirliği ile çalışmak zorundayız.Devlet Ana'dan ya da Devlet Baba'dan çok şey bekledik yıllarca.OSMANLI'da da böyle olmuş okuduğuma göre.Oysa Ziya Paşa, Şinasi, Namık Kemal, Ali SÜAVİ, Ziya GÖKALP, Tekin ALP, İsmail GASPIRALI, Ömer SEYFETTİN ile onların çevresindeki atalarımız bu işin Devlet eli ile olamayacağını anladıklarından; durmak bileyen bir istek ile yazmışlar.TDK'na ben de çatmak istiyorum yeri geldiğinde! Ancak bir Kurum düşününüz ki çalışanlarının sayısı 60 bile değil! Yine de TDK çalışanları yalnız değiller bence: Burada hergün yüzlerce MB üyesi arkadaşımız bazı hatalarımıza rağmen düşüncelerimizi yazmaya, yaymaya çalışıyoruz.Var olunuz.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 18.10.2009 14:56
Cevap :
Ömer Faruk bey biraz abartmış olabilirim ama özellikle son yıllarda okurken yadırgadığım, bildiklerime çok da uymayan durumlarla karşılaşır oldum. Yazarken sokaktaki adam olmamak için başvurduğumuz kaynakların sağlıklı olduğundan enim olmamız gerekir. Onlardaki çelişkili bilgiler şaşkına çeviriyor. Bana göre böyle, sana göre öyle olabilir mi? Diğer diller ne alemde bilmiyorum ama kurumların başında olanlar buna bir çözüm getirmeli ki, sokaktaki adam gibi horlanmadan okuyan yazan olalım. Birbirine uymayan, her baskıya göre değişen dil kılavuzu olmamalı. Düşüncelerime katılmış olmanız bana güç verdi. Teşekkür ederim. Saygılarımla.  19.10.2009 3:15
 

...bir konu bu Saime'ciğim. Dil gerçekten elden gidiyor. Benim de gazeteleri okurken saçımı başımı yolacağım geliyor. Öyle hatalar, öyle yanlış kullanımlar var ki. Örneğin,şimdi aklıma gelen, yazılı medyanın en ileri gelen gazetesinde, hep ayni hata yapılıp çeşitli vesilelerle "son veda" yazılıyor. "Veda" zaten anlamında "son" ifadesini taşır, bize böyle öğretildi. Örnekler sayılamıyacak kadar çok. Tabii ki ben de otorite değilim, haşa. Ama dileğine tüm kalbimle katılıyorum. Birilerinin çıkıp dilin kurallarını, deyimlerin doğrularını belirlemesi gerek. Selam ve sevgilerimle.

Zühal Voigt  
 16.10.2009 15:03
Cevap :
Zuhal'cim örnekler gün geçtikçe çoğalıyor. Acaba medya benim gibi mac mi kullanıyor. Zira Apple servisi ile bu konuyu konuştum. Söyledikleri şu: Piyasaya sürmeden önce Türkiye'den yazılım istemişler ancak bizimkiler cevap vermemiş, onlarda Türkçe Word yüklemeden çıkarmışlar. Sonradan yükleyebiliyorsun, bu defa da program değişiyor. Yani kontrol sadece ben gibi kullananlarda. Bunu da bir dip not olarak iletmek istedim...Diline hakim olmayan bir grup editörün varlığını düşünmek bile istemiyorum...Sevgilerle..  16.10.2009 16:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 31
Ort. okunma sayısı
: 759
Kayıt tarihi
: 18.09.08
 
 

Dünyanın en güzel şehri olan İstanbul' da yaşıyorum. Emekliyim. Güncel olayları yorumlamanın yanı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster