Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
572
 

‘Utopia’ ve ‘Özgürlükler Yanılsaması’

‘Utopia’ ve ‘Özgürlükler Yanılsaması’
 

Thomas More, 1516 yılında kaleme aldığı Utopia’da, ‘Kolay kolay bulunmayan şey, doğrulukla, akıllıca düzenlenmiş bir toplumdur’ der…

Kurguladığı bir adada süren hayat üzerinden, ideal toplum düzeninin ortaya konduğu Utopia adlı eserinde More, anlatıcı rolündeki Raphael Hythloday karakterine Utopia adasındaki toplum kurallarının amacını, ‘Herşeyden önce halkın ve bireylerin ihtiyaçlarını gidermek, sonra herkese bedenin köleliğinden kurtulmak, düşüncesini özgürce işlemek, kafa yetilerini bilimler ve sanatlarla geliştirmek için mümkün olduğu kadar çok vakit bırakmak’ şeklinde tarif ettirir. 

Her ne kadar More’un kitabına verdiği isim Türkçe'de, ‘Gerçekleştirilmesi imkansız tasarı veya düşünce’ gibi talihsiz bir anlam içersede, günümüzden beş yüz yıl önce insanların Utopia adası benzeri hayaller kurduğunu bilmek insanı rahatlatıyor. Hele bugünlerde…
Douglas Dowd, ‘Kapitalizm ve Kapitalizmin İktisadı’ adlı kitabının önsözünde bir paragraflık bir ‘kapitalizm özeti’ yapar ve şöyle der: 

‘Yirminci yüzyıl sona erdiğinde iki iktisadi gerçeklik alanı keskin ve rahatsız edici bir zıtlık içindeydi. Bir yandan, mevcut kaynakların ve teknolojinin bir araya gelmesi, tarihte ilk kez, yeryüzündeki 6 milyar insanın –halihazırda ya da bir kuşak boyunca- hiç değilse yeterince beslenmesini, barınmasını, giyinmesini, eğitim almasını ve sağlıklı yaşamasını olanaklı kılıyordu. Öte yandan, aynı nüfusun yarısından fazlası, bunun tam tersine kötü besleniyor, kötü barınıyor, gereğince giyinemiyor, kötü eğitim görüyor ve tehditkar sağlık koşulları altında, sanayi devriminin –nüfusun 2 milyarı aşmadığı- o ilk dönemlerindeki bebek ölüm oranlarında ve ortalama ömür düzeylerinde yaşıyordu. Fiili durum ile olanaklar arasındaki bu uçurum, yüzyılın utanç veren gerçeklerini ortaya koyuyor. Ne var ki, bu satırlar yazılırken, kapitalizm –‘piyasa mekanizması’- ve onun iktisadi teorisi, bu çirkinlikler karşısında aymaz ve kayıtsız, kolkola selama çıkıyor, müşterek zaferlerini kutluyorlar.’ 

Dowd’ın da örneklediği gibi, kapitalizmin düzenlediği toplum biçimi, More’un Utopia’sına benzemek şöyle dursun, yarattığı ve dayattığı kültürle, bu kültür içinde yetişen nesillerin Utopia benzeri hayaller kurma yetisini bile ellerinden alıyor. Günden güne, yaşadığımız bu adaletsiz, acımasız düzen bir doğal düzen şeklinde içselleştirdiğimiz sınırlar olarak hayatımızı çevreliyor. 

Önceki yazılarımda da sıkça alıntıladığım, Michael Lebowitz’e ait, ‘En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır’ sözü bu açıdan çok anlamlıdır. Lebowitz, ‘21. Yüzyıl İçin Sosyalizm’ adlı kitabında ayrıca şu noktaya da dikkat çeker: 

‘Aslında Marx için hiçbir şey sermayenin egemenliğini sürdürme yönteminden, kendini yeniden üretme yönteminden daha açık değildi. Sermaye hüküm sürmeye devam ediyor, çünkü insanlar sermayeyi kaçınılmaz olarak görmeye devam ediyorlar. Çünkü sanki toplumun yaşarlığını sağlayan sermayeymiş; sermaye olmaksızın iş, gelir ve hayat olmazmış gibi gösteriliyor.’
‘Kapitalizm, tam da doğası gereği, bir alternatifinin olmadığı görüntüsünü yaratır. Marx’ın işaret ettiği gibi: ‘Kapitalist üretimin ilerlemesi, bu üretim tarzının gereklerini eğitim, gelenek ve alışkanlıklar yoluyla hikmeti kendinden menkul doğa yasaları gibi görmeye yatkın bir işçi sınıfı yaratır. Kapitalist üretim süreci, bir kez örgütlenmesini tamamladı mı, bütün direnişi çökertir.’ Sermayenin bu şekilde onaylanması, sistemin sürekli olarak yeniden üretilmesini garanti altına alır….’
 

Yani…
‘Elveda Utopia’…


Son günlerde okuduğum bir kitap, kapitalizme karşı durmada seçeceğimiz mevziiyi tam da yukarıda belirtmeye çalıştığımız noktalar açısından irdelediği için beni fazlasıyla etkilemiş durumda. Yıldız Silier, ‘Özgürlükler Yanılsaması’ adlı kitabında, özgürlük kavramını Marx ve Rousseau örneklerinde incelerken bir yandan kapitalizmin belirlediği sınırlar içinde hapsolmuş ve bu hapisliği kabullenmiş insanları da mercek altına alıyor. Kitabın bir yerinde yazar şöyle diyor: 

Bir an olsun durup düşünelim. Gerçekte hayatımızdaki önemli dönemeçlerde biz karar veremiyorsak, özgür olmamız mümkün mü? ÖSS’de tercih yaparken en moda mesleklerden etkilenip, sonuçta genellikle ilk tercihimiz olmayan bir yeri kazanıp, mezun olunca mesleğimizi yapamayıp, eğer şanslıysak, bizi kabul eden herhangi bir işte çalışmaya başlayıp, klasik dokuz beş mesaisinin çok ötesinde çalışmak zorunda kalıp, ‘kariyer yapabileceğimiz’ bir mesleğin izini gazete ilanlarından sürerken, bize hangi tercih alanları kalıyor peki? Cep telefonumuzun modeli mi? Giydiğimiz markalar, eğlendiğimiz yerler, yaşadığımız muhit, seyrettiğimiz diziler mi? Tüketim tercihlerimizle gerçekten kendimizi ifade etmiş mi oluyoruz? Zengin olursak, her dilediğimizi yapabileceğimiz ve böylece özgürleşeceğimiz doğru mu? Tüm bu sorular aslında cevabını da içinde barındırıyor: Kocaman bir HAYIR! Belki de ilk yapmamız gereken, ‘böyle gelmiş, böyle gider’, ‘insanların hepsi, doğası gereği bencil ve rekabetçidir’, ‘her zaman güçlüler yönetir’ gibi bizi pasifliğe ve umutsuzluğa iten ezberleri bozmak. Yani, sağduyunun yolundan çıkıp solduyu’muzu geliştirmek. Yabancılaşmayı, modern toplumun mutlak ve kaçınılmaz bir gerçeği olarak görmemek, ‘yaşam koçları’ ve ‘risk yöneticileri’nden medet ummamak ve hem kendi bireysel güçsüzlüğümüzün, hem de toplu gücümüzün farkına varmak.’ 

Kapitalizme karşı yürütülmesi gereken mücadele belki de sadece bu ‘farkındalığı’ yaratmaktan geçiyor… İnsanlara, içinde yaşadıkları sistemin tasarlanmış ve onların aleyhine işleyen bir sistem olduğunu göstermek, insan aklının bu sistemin çok ötesinde ve bundan çok daha insani sistemleri tasarlama yetisine sahip olduğunu ortaya koymak, kapitalizmin yarattığı düşünce kalıplarını kırabilmekten…
Çünkü o kalıplar bir kez kırıldığında insan aklının neler tasarlayabildiğini görmek isteyenler, More’un Utopia’sını okuyabilir örneğin…

Yıldız Silier, biraz yukarıda bahsettiğimiz önemli kitabında, ‘Özgürleşmenin ilk adımı kapitalizmin özgürlüğün son durağı olduğu yanılsamasının kırılması ise, yaşadığımız sistemin iç çelişkilerini ve aslında ne derece akıldışı olduğunu bütün yönleriyle kavramamız her şeyden önemli hale gelir’ diyor. 

Yazıya başlarken alıntıladığımız cümlesinde More ne diyordu? 

‘Kolay kolay bulunmayan şey, doğrulukla, akıllıca düzenlenmiş bir toplumdur.’ 

More’un akıllıca düzenlenmiş toplumuna ulaşmak için, Silier’in akıldışı dediği kapitalist toplum üzerine düşünmek ilk ödevimiz olsa gerek…
Sadece düşünmek…
Başlangıç için bu bile yeterli… 

 

 

www.taylanozbay.com 

www.telgrafhane.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 1764
Kayıt tarihi
: 06.05.07
 
 

Zonguldak’ta doğdu. On altı yaşından beri çeşitli yerel, bölgesel ve ulusal gazete-dergilerde, ay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster