Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1055
 

100 bin Ermeni işçiyi kovduk mu 'Soykırım' sorununu çözdük demektir!

100 bin Ermeni işçiyi kovduk mu 'Soykırım' sorununu çözdük demektir!
 

Başbakanımız sihirli formülü bulmuş. Meğer Türkiye’de sırf ucuz işgücü özelliği nedeniyle kölelik koşullarında ve kaçak biçimde çalıştırılan Ermenistan vatandaşı 100 bin Ermeni’yi kovduk mu Ermeni sorununu kolayca çözebilirmişiz. BBC’nin Türkçe yayın servisine verdiği demeçte, Türkiye’de bulunan 170 bin Ermeni’nin 100 bininin Türk vatandaşı olmadığını belirterek, "Ama yüz binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine hadi siz de memleketinize diyeceğim, bunu yapacağım" diye konuşmuş. Demek bu kadar kolay? E, ne duruyoruz o halde? Gönderiverelim o 100 bin kişiyi de (bu 100 bin sayısını da nasıl bulmuşlar bellisiz) bu sorunu kökünden çözelim. Sırf ABD yönetiminin “Armenian Genocide” sözünü telaffuz etmemesi için her yıl ne diye yediriyoruz lobilere milyonlarca doları?

Türkiye’de İttihatçı statükonun en büyük hedefi olan ve onunla kıran kırana savaşmak zorunda kalan Başbakan Erdoğan, sıra 1915 Ermeni tehciri/kıyımı konusuna geldi mi hemen statüko saflarına geçip onun dilini konuşmaya başlıyor. Birçok konuda gerçekten demokrat, reformist, hatta zaman zaman devrimci denebilecek tavırlar sergileyen AKP 1915 konusunda İttihatçı zihniyetin reflekslerine teslim oluyor. O zihniyetle niçin çatışmak zorunda kaldığını unutuyor. O zihniyetin 1915’te Anadolu Ermenilerine reva gördüğü muamelenin biraz daha soft ve post-modern bir versiyonunu bugün kendisinin şahsında genel anlamda statüko karşıtlarına, özel olarak da Kürtlere, dindarlara, anti-ulusalcı solculara, özgürlükçü liberal entelektüellere uygulamak istediğini anlayamıyor. Hem anlayamıyor hem de iktidarın bir köşesine tutunduğu için onun suç ortaklığının sağladığı konforlu ama iğreti huzurun cazibesine kapılmaktan kendini alamıyor.

Oysa artık herkesin, en başta da AKP’nin bilmesi gereken bir gerçek var: Artık Türkiye’de hiçbir şey eskiden olduğu gibi devam edemez. Örneğin, eğer Kürt sorunu devletin klasik politikalarıyla çözülebilseydi şimdiye kadar zaten çözülürdü; bugün AKP Kürt Açılımı falan gibi yıpratıcı işlerle uğraşmak zorunda kalmazdı. Eğer bugün AKP gibi temelde milliyetçi - muhafazakâr bir parti Kürt sorunun farklı yöntemlerle çözümü için bir şeyler yapma gereği duyuyorsa bunun sebebi AKP’nin çok sağlıklı düşünebilen bir yapı olması değil, bu konuda artık yapılacak başka bir şey olmayışıdır. Aynı şekilde 1915 Ermeni Tehciri meselesinde de Türkiye ezberlerinin dışına çıkmadıkça yabancı ülke parlamentolarından birbiri ardına “Soykırım” kararları çıkmasını önleyemez. Yeri gelmişken söyleyeyim; üçüncü ülke parlamentolarının siyasi yönü olan tarihsel bir sorunda karar alıp bir ülkeyi mahkûm etmesini doğru bulmuyorum. Ama Ermenileri ve o ülkeleri bu yanlışa zorlayanın da Türkiye’nin katı inkâr politikası olduğunu unutmayalım.

Bugün Türkiye’de insanların çoğu 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun, Ermenilere yönelik “Tehcir” denen zorla göç ettirme uygulaması sırasında ne gibi facialar yaşandığını bilmez. Türkiye’de bu facianın konuşulması yazılı ve yazılı olmayan yasaklarla yasaklanmış ve unutturulmuştur. Kıyımın canlı tanıklarının çoğu susmayı ve unutmayı yeğlemiştir. Genel olarak “olmasa iyi olurdu ama bir kere oldu ve artık yapacak bir şey yok; en iyisi onları hiç konuşmamak ve unutmak” tavrı hâkimdir. Bu yüzden özellikle de genç kuşaklardan Türk halkının büyük çoğunluğu konudan habersiz ve bilgisizdir. Bu insanlar Ermenilerin “Ermeni Soykırımı” konusunu ikide bir niçin gündeme getirdiklerini, Türkiye’den ne istediklerini anlayamamakta ve işi gücü Türkiye’ye düşmanlık etmek ve komplo düzenlemek olan dünyanın yeni bir oyunu olduğunu sanmaktadırlar. Aslında Başbakan Erdoğan’ın da bu konuda sıradan bir Türk vatandaşından pek fazla farkı yoktur. O da aynı masallarla büyümüş, aynı doktrinizasyon sürecinden geçmiştir. “Göndeririz 100 bin Ermeni’yi” sözünün altında biraz da bu background yatar.

Ancak biz bu konuda kafamızı kuma gömerek bilinçli bir cehaleti tercih etsek de sorunun öteki muhatabı olan Ermeniler bizim gibi düşünmüyor. Bizim unutarak ortadan kalkacağını ve kurtulacağımızı sandığımız bir günah, Ermeniler için çok derin bir travma ve toplumsal kimliğin en önemli unsurlarından biri… Bugün dünyanın herhangi bir ülkesindeki herhangi bir Ermeni’nin 1915’i bilmeden, düşünmeden yaşamını sürdürebilmesi mümkün değil. Biz ne kadar küçümseyip görmezden gelsek de Ermenilerin kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla adeta genetik kodlarının bir parçası olmuş bu travmayı unutmaları imkânsız. Ayrıca onlardan böyle bir şey istemek de her şeyden önce vicdana karşı bir ayıp… O yüzden biz Türkiye olarak bu sorunla yüzleşip muhatabımızla asgari bir empati kurmaya çalışmadıkça bu lanetli “Soykırım” ithamından asla kurtulamayacağız.

1915’te neler olduğu sorusunun cevabını merak edip gerçeği öğrenmek isteyenler için birçok kaynak mevcuttur. Masal ya da tek taraflı iddia/savunma dinlemek istemeyenler soykırım kelimesine takılmadan hem “Soykırım” tezini hem de karşı tezi konu alan kaynakları okumalıdır. Tarafsız ve vicdani bir bakışla incelendiğinde görülecektir ki, Ermeni kıyımı, 1908-1918 arasında Osmanlı devletini fiilen yöneten İttihatçı kadronun en büyük günahlarından biridir; ama tek günahı değildir. Tam bir çete mantığıyla hareket eden bu örgüt muhaliflerini sokak ortasında kiralık katillere öldürtmüş, dönemin Başbakanlık binasını basıp Sadrazamı katlederek darbe yapmış, Osmanlı tarihinin en büyük bozgunlarından biri olan Balkan faciasına sebep olmuş, ülkeyi bir oldubittiyle 1. Dünya Savaşına sürükleyerek yüz binlerce insanın mahvına yol açmıştır. Tam bir sorumsuzluk ve kötü yönetim örneği sergileyerek Sarıkamış’ta 90 bin askerin donarak ölümüne sebep olmuş, Tehcir uygulamasıyla yüz binlerce Ermeniyi kırıp Türk milletinin alnına koca bir utanç damgası vurmuş, en nihayetinde de savaşı kaybedip 600 yıllık bir imparatorluğun dağılıp çökmesinde başrolü oynamıştır.

1915’in ipucu İttihatçı çetenin bu eylemlerinde aranmalıdır. İttihatçı çete sadece Ermenilerin değil yüz binlerce Müslümanın ölümünden de sorumludur. Tabii bu suçlarında yalnız olduklarını söylemek doğru olmaz. Ermeni kıyımında onların umutlarını sömürerek kendi siyasi hesapları uğruna kışkırtıp sonra da yalnız bırakan başta Rusya, İngiltere, Fransa ve İttihatçıların müttefiki Almanya olmak üzere dönemin emperyalist devletleri de sorumludur. Ermenilerin radikal milliyetçi partilerinin basiretsiz liderleri de sorumludur.

İttihatçı çetenin günahlarına bugün bizim sahip çıkıp suç ortağı olmamıza hiç gerek yoktur. Sarıkamış faciası nasıl Türk milletinin değil Enver Paşa delisinin bir marifetiyse Ermeni kıyımı da İttihatçı çete ve onun emrindeki Teşkilat-ı Mahsusa denen katiller sürüsünün bir marifetidir. İttihatçılar bizim atalarımız değildir. Ermenileri “Türkler” (veya Kürtler) katletmemiştir, devleti ele geçirmiş bir suç örgütü kıyıma uğratmıştır. Halktan bu suça iştirak edenler olmuşsa da önemli bir çoğunluk bu kıyıma karşı çıkmış ve üstelik Ermenileri evlerinde saklayanların kapılarının önünde asılacağı ilan edildiği halde komşularını, hemşehrilerini korumuşlardır.

Biz bu sorunu Türkiye’de kaçak çalışan 100 bin zavallı Ermeniyi sürerek çözemeyiz. Başbakan o fikri nerden edinmişse yanlış edinmiştir. Sorunun çözümü Ermenileri atlayıp Amerikan lobilerine para yedirmekte, şantaj yapmakta, ona buna esip savurmakta, elçileri geri çağırmakta değil bizzat Ermenileri dinlemekte yatmaktadır. Bugün Amerika’da, Avrupa’da parlamentolardan “Soykırım” kararları çıkarmak için uğraşan “Diaspora Ermenileri” dediğimiz insanlar bir zamanlar bu topraklardan sürülüp çıkarılan, topraklarına, mallarına el konan kendi vatandaşlarımızın torunlarıdır. Biz Amerikan başkanlarına “aman soykırım terimini kullanma” diye yalvaracağımıza o Ermenilerle konuşmalıyız. 1915’te yaşananların adı ne olursa olsun, devlet olarak onlara bir özür borcumuz var. Onların bir kısmının da Doğu Anadolu’da katlettikleri Müslümanlara özür borcu var. Yasadışı olarak çalıştırılan 100 bin Ermeni’yi ülkeden atacağımıza Diaspora Ermenilerine vatandaşlık teklif etmeliyiz. Gelsinler bir zamanlar atalarının yaşadıkları toprakları serbestçe gezip dolaşsınlar. 1915’te yaşanan trajedi sadece Ermenilerin değil bizim ortak trajedimizdir. Bugüne kadar İttihatçı çetenin günahına sahip çıkarak sadece bir günahkâr olabildik. Bir kere de inkârı değil birlikte ağlamayı deneyelim. Belki böylece bir ortak çıkış noktası bulabiliriz.

İttihatçı katillerin suçlarını üstlenmeye devam ettikçe asla huzur bulamayacağız. Bu günah bizi iflah etmeyecek.

Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Ermeni milletvekili Vartkes Serengülyan öldürülmeye götürülürken katili olacak olan Teşkilat-ı Mahsusa üyesi Çerkez Ahmet’e sorar: “hadi bizi öldürüp kurtulmayı ümit ediyorsunuz, ama bu topraklarda Kürtler ve Araplar da var, onları ne yapacaksınız?”

Ermenileri sürdük, Araplar sınırlarımızın dışında kaldığı için onlar bizden biz de onlardan kurtulmuş olduk. Peki bugün Kürtlerle ne yapıyoruz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anneannem bebekken de ermeni bir aile tarafından türk aileye bırakılmış bir kadındı. Çocuğunu bir aileye bırakıp nereye gitmişlerdi bu insanlar? Bilinmeze doğru, binlerce km yaya ve kervan halinde gidiş. Çok dramatik bir olay olsa gerek. Bu durum çok gayri insani ancak o yıllarda İttihatçıların savaşı çıkardığı fikrine katılmıyorum. Onlar çıkarmasa birileri çıkaracaktı çünkü o günlerdeki ulusararası gelişmeler bunu zorunlu kılmıştır. 1.dünya savaşı aynı zamanda kapitalizmin İmparatorlukları kökten bitirme ve ulus devletleri geçiş operasyonudur. Siz bunu sadece içsel gelişmeler olarak görmekle hata yapıyorsunuz kanımca. Bu bir dialektik süreçti ve böyle sonuçlandı. Osmanlı da bitmek zorundaydı. Üretim ilişkileri format değiştirmişti artık. Bu nedenle kurulan ulus devletler akımı bu bölgede de TC'nin kurulmasını gerektirdi. Bu oluşumlar osmanlının heryerinde insanlara mutsuzluk getirdi. O yılların moda akımı milliyetçiliğin bir sunucuydu bu. Kimi suçlayalım. Önümüze bakalım bence

Ayhan ÖZTÜRK 
 23.03.2010 22:15
Cevap :
"İttihatçıların savaş çıkardığı" bir fikir değil, yaşanmış bir olgudur Ayhan Bey. Bunu bütün kitaplar yazar. Evet Osmanlı girmese de savaş çıkacaktı, belki dışında kalma şansı da azdı ama hemen balıklama atılmasına da hiç gerek yoktu. Anneannenizin dramı benim bu yazıda dile getirdiklerimi kanıtlıyor zaten.  24.03.2010 10:18
 

herkes bilir bilmez konusup duruyor beliki sende o taraflardansin, bir gercek var ermeniler arkamizdan hancerlediler eger öc almis olsaydik bugün ermenistanda bile adam kalmazdi, ayrica yapilmis bir sey varsa etki tepki meselesidir, onuda bugün kendini kürt tanimlayanlara soracaksin

ahmet islar 
 20.03.2010 18:22
Cevap :
Ermeniler arkamızdan değil de birileri başka yerimizden hançerlemiş olmalılar, yoksa bir toplumdan bu kadar akılsız vicdansız insan çıkamazdı.  22.03.2010 9:29
 

Mesrutiyete baglanan umut o kadar buyuktur ve heyacan o kadar ust noktadir ki daha ozgur ve adil bir duzen icin ve bunu korumak icin yapilamiyacak fedakarlik yoktur.Ancak malesef Mesrutiyet tehlikedir.En basta Rus Carligi icin bir tehlikedir.Osmanlinin yeniden dirilisi ve yasamasi soz konusudur.Bu engellenmelidir.Iste hemen arkasindan Balkan savaslari Carligin cok ozel iradesi ile baslatilmis ve genc Mesrutiyeti zalimce yok etmistir.Ermeniler heryerde savasta on cephededir.Mesrutiyet kurtarilmadir.Istanbul ve anadolunun her yerinde ermeni gencleri muslumanlarin cok otesinde askere kaydolmakta ve akin akin balkan cephesinde ulke ve Mesrutiyet icin olmektedir.Cunku ozgurluk ve demorasi fikri Istibtad rejimine feda edliemez...Ancak bu umutsuz bir direnistir malesef ve Mesrutiyeti ve ermeni genclerini Rus Cari telef edebilmistir.Konuyu burda birakiyorum...Arastirmaniz umuduyla.Hosca kalin.

David Auget 
 19.03.2010 19:55
 

Mesrutiyeti iki bolume ayirmak sunu bir seydir.Eremnilerin 250 yillik batilsama calismasi Osmanlinin her kademesine zamanla sizmistir.Muslumanlarin aydilanlari ve ordunun bir kesiminden tutunda II Mahmuda kadar Imparatorluk artik bu batilastirma hareketine itilmis ve giderek turkler artik bu dinamizmi kendi baslarina kullanmayi ve gelistirmeyide ogrenmislerdir ve hatta dahada ileri gitmislerdir.Bunun en guzel orneklerinden biri Prens Sabahattin'dir.Tabiki baska cok ornekler vardir.Mesrutiyetin en sevkli savunuculari tabiki buna en cok emek veren olan osmanli ermenileri olmustur (buda bilinmez ve sadece bazi subaylar olarak gosterilir).

David Auget 
 19.03.2010 19:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3699
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster