Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
361
 

12 Eylül edebiyatı

Çekilen onca acıya rağmen 12 Eylül'ün gereği gibi sanatını, ilgilendiğim konu itibarıyla edebiyatını çıkaramadığını düşünüyorum. Geriye baktığımda dönemin karamsarlığının bir sonucu olan ağır tempolu, az kamera hareketine dayanan, insanı kaptıracak diyaloglardan yoksun filmler, edebi derinliği olmayan, hatıra nitelikli romanlar görüyorum. "Yazar çağının tanığı olmalıdır" sözüne atfen Orhan Pamuk'a Nobel verilirken '12 Eylül döneminin acılarını en iyi anlattığı için' gibi gerekçe gösterilmesini arzu ederdim.

Ancak ne yazık ki Viktor Hugo'nun "Büyük acılar büyük yazarlar doğurur" söylemi Türkiye'de en azından şimdilik işlemedi. Bunun nedeni neydi? Çekilen acıların büyük yazarlar çıkaracak nitelikte büyük olmaması mı, yoksa büyük yazarların derin acılara ihtiyacı olmaması mı? Doğrusunu isterseniz ikinci duruma inanmıyorum. Hugo'nun söylemine tamamen katılıyorum.

Peki ama neden o dönemin acılarını insanların yüzüne tokat gibi haykıran bunu yaparken derin bir edebi duruş sergileyen bir yazar bir roman çıkmadı? Soruyu "Bir gün önce 500.000 kişi bir meydana toplanıp devrim şarkıları söylerken neden insanlar bir gecede korku imparatorluğuna teslim olmuşlardı?" diye sorarak sosyolojik boyuta taşıyabiliriz. Ama ben sosyolojik bir tahlil yapacak ne asgari bir okuma küründen geçtim ne de bir eğitim aldım. Bu anlamda profesyonellere saygısızlık etmek istemem.

Bana göre mensuplarından bir dinin isteyebileceği davranış ve yaşama biçimini talep eden 12 Eylül örgütleri gericiydi. Örneğin benim içinde bulunduğum fraksiyon Nazım Hikmet'in okunmasını revizyonistlerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle yasaklamıştı. Sait Faik i 12 Eylül den sonra okudum. Dünya edebiyatının önde gelen isimler "burjuva kültürü"nün propogandasını yapıyor diye zararlı bulunuyordu "Ş harfinden orak-çekiç yapmayı öğrendiğimiz" abilerimiz tarafından.

Marquez'in "Anlatmak İçin Yaşamak" adlı eserini okuyunca anladım, yazmak için okumanın ne denli önemli olduğunu. Bizim kuşağımızın böyle bir şansı olmadı. Abilerimizin onayladığı slogancı romanlardan öteye gidemedik. "Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum" ile yada "Direnme Savaşı" ile doyurmaya çalıştık estetik gereksinimimizi.

Şimdi otuz yıl öncesine baktığımda en çok ne için üzülüyorum biliyor musunuz? O yıllarda sokaklarda oğulları öldürülen annelerin kuşağından pek yakında hayatta kimse kalmayacak ve bu insanların acılarından gelecekte birçok kimse habersiz olacak.

Öyle üzülüyorum ki.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten bu kadar içler acısı değil mi?Bu kör tükeniş ve bu sonu gelmeyen yozlaşma ve unutulmak ,unutturulmak istenen herşeyi siliyoruz değil mi?Keşke yazdığınız gibi sadece kayda geçmeyen edebi romanlardan ibaret olsaydı yoksunluklarımız...Umutlarımızın hayatı kucakladığı günlere hep birlikte ulaşmak dileğiyle...Özgül Üstüner

ÖZGÜL ÜSTÜNER 
 06.08.2008 21:38
Cevap :
Sayın Üstüner ilginize teşkkür ediyorum.  07.08.2008 13:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 376
Kayıt tarihi
: 08.09.06
 
 

1961 yılında İzmir'de doğdum. Türkiye'nin üç büyük kentinde yaşadım. Hep sorguladım. Hep yazmak iste..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster