Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3374
 

28 Şubat'ın sivil versiyonu milletimize hayırlı olsun!

28 Şubat'ın sivil versiyonu milletimize hayırlı olsun!
 

Sevgili blogcu arkadaşlarım, bu yazımı 27.9.2007 tarihinde yazmıştım. Seçimden çıkalı henuz iki ay olmuştu. Aslında seçimlerde net bir sonuç alınmış olmasına rağmen Türkiye gerilim ortamına sürükleniyordu. Bir profesörün söylediği "Mahalle Baskısı"ymış, Halbrooke'un "Ilımlı İslam" söylemiymiş yok Malezya olacakmışız tartışmalarının altında "Cumhuriyet Mitingleri"nin izlerini hissediyordum. Bu defa etkin basın da saf değiştirmiş gibiydi.

Tarih tekerrür mü ediyordu yoksa? Bu duygularla aşağıdaki yazıyı yazdım ve yayına verdim. Yersiz kuruntuya mı kapıldım endişesiyle yazımı yayınlanmadan geri çektim. Son yaşanan olaylarla hiç de haksız olmadığımı anlıyorum ve yazımı tekrar yayına veriyorum.

Sevgili blogcular, son günlerde Türkiye'de, tekrar tekrar çekilen bir filmin son versiyonuyla karşı karşıyayız. Fragmanlarını hep birlikte izliyoruz. Ben geçmiş filimlerin sivil prodüktörler tarafından yapıldığını önceki yazılarımda açıklamıştım. Bu son filmin oyuncularının da sivil olacağı anlaşılmaktadır; en azından şimdilik. Bu filim 28 Şubat filmine çok benziyor, onun sivil yansıması gibi...

28 Şubat Post Modern bir imalattı. Muhalefet partileri, yüksek yargı ve bürokrasi, etkin medya, İşçi - işveren sendikaları, sivil toplum kuruluşları ittifakının sponsörlüğünde asker tarafından yönetilmişti. 28 Şubat'ın, benim de hak verdiğim çok haklı gerekçeleri vardı. Bunlar provake edilerek abartıldı ve uygun zemin hazırlandı.

28 Şubat'ın tabii ki bazı yan etkileri ve bedelleri oldu. Aktörlerin bazıları prestij, bazıları da para kaybına uğradılar. Büyük hayal kırıklıkları ve pişmanlıklar yaşandı. 28 Şubat süreci ülkeyi 21 Şubat 2001 krizine sürükledi. Millet olarak da ağır ekonomik bedeller ödemek zorunda kaldık. Sonuçta herkes 28 Şubat'tan dersini aldı.

Özal 70'li yılların hiç unutulmaması ve halkı uyanık tutmak için bir konuşmasında: "İnsan hafızası acı olayları unutmaya meyyal yaratılmıştır" demişti. Özal haklı çıkmıştı; halkımız 12 Eylül'le beraber kafasından tamamen sildiği, hatta nefret ettiği 70'li yılların siyasi aktörlerini, on yıl sonra, yani 90'lı yıllarla beraber yeniden işbaşına getirmiş, Başbakan ve Cumhurbaşkanı yapmıştı.

Ve 28 Şubat'ın üzerinde 10 yıl geçti. Siyaseti yönlendiren aktörlerden bazılarında unutkanlık nüksetmiş gibi...

Ama anamuhalefet partisinde unutkanlık dışında, partilerimizin genelde muzdarip oldukları müzmin bir hastalık söz konusu: Her ne pahasına olursa olsun iktidara gelme ve iktidar nimetlerinden yararlanma hırsı, bunun için antidemokratik uygulamalar da dahil olmak üzere her şeyi mübah görme anlayışı ve bu uğurda ülkede yapılan hayırlı işlere bile muhalefet etmek ve engellemek.

Ben 27 Nisan E-Muhtirasının hemen sonrasında, askerin müdahalesini haklı bulan bir arkadaşımla tartışırken; "haklı da olsa, haksız da olsa başarılı olması mümkün değildir" demiştim. Bu görüşüme gerekçe olarak; anamuhalefet partisi, muhalif medya, muhalif STK muhtirayı destekliyor ama, etkin medya, işçi işveren sendikaları, etkin sivil toplum kuruluşlarının destek vermediklerini anlatmıştım. Gerçekten de; saydığım bu kurumların temsilcileri açık ve sert bir uslupla tepki gösterdiler ve demokrasiye sahip çıktılar.

Ama ne yazık ki, son günlerde nedenini kestiremediğim bir şekilde taşlar yerinden oynamaya ve saflar değiştirilmeye başladı.

Bu arada ben bir şeye daha şahit oldum ki; 70'li yıllarda anarşinin esas sebebinin yabancı ülkeler ve onların ajanları olduğunu zannediyordum. Oysa bugün yaşadıklarımızdan anlıyorum ki, yabancıların bizimle ilgili senaryolarını uygulamak için fazla bir çaba göstermelerine de gerek yokmuş. Bizim iç aktörlerimiz, kendi siyasi menfaatleri için, zaten gereğini yerine getiriyorlar.

ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Halbrooke şöyle demiş, Malezya'lı avukat böyle demiş! Bırakın bu işleri! Kimsenin kimseyi kandırmasına gerek yok. Herkes çok iyi biliyor ki; nüfusunun %100'e yakınının müslüman olduğu Türkiye'de nüfusun %90'dan fazlası laik cumhuriyeti özümsemiş ve benimsemiş ve de bugünkü Silahli Kuvvetlerimiz var olduğu sürece laik cumhuriyetin kılına bile zarar gelemez. Türkiye ne Malezya, ne İran, ne de Suudi Arabistan olur.

Ama maksat başka tabii; amaç iktidarı, hak etmeden ele geçirmek. Bir Prof. "Mahalle Baskısı" demiş de, bu olacakmış da, bütün kadınlar başörtüsü takmak zorunda kalacaklarmış da vs. vs.

Dün gece NTV'de Can Dündar'ın programının bir bölümünü izledim. Sosyolog Prof. Nur Vergen türban olayındaki gerçekleri açıkladı:

Nur Hoca 70'li yıllardaki başörtülü kız öğrencilerinden nostaljik olarak bahsederek: "Onlar bizim değişik rengimizdi, seviyordum onları, hiç problem de yoktu" dedi ve konuşmasına devamla: "80'li yıllardan sonra başörtülü kızların sayısındaki artışın "Yeşil Kuşak Teorisi", Refah Partisi veya AKP ile hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen şehirlere olan akınla, şehirleşmeyle ilgili bir olaydır" dedi.

Gerçekler bu ama, kimsenin gerçeklerle ilgilendiği yok ki!

Bir sayın televizyoncumuz seçimlerden çıkalı daha iki ay oldu; kaç kişiyiz diye saymaya başladı. Kimi sayıyorsun, sayılmayan ezici çoğunluk kim! Bu sayın televizyoncu şeriatı engellemek için çalıştığını söylüyor ama, 22 Temmuz seçimlerinden hemen önce, şeriatın gerçek temsilcisi siyasetçiyi televizyonunda ağırlamaktan geri kalmadı. Onun söylediklerini gülerek onaylaması size de çok garip gelmedi mi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Ve sonuç: 28 Şubat'ın sivil versiyonunun uygulamaya konulduğunu hissediyorum. En azından, ekonomimiz biçak sırtında giderken böyle bir gerginlik ortamına giriyoruz. Bu süreçte kazananlar ve kaybedenler olacaktır. Belki biraz kehanet olacak ama, bana göre;

1- İktidarın ne kadar dayanacağını bilmiyorum ama, sonuçta kaybedecektir. İktidarda kaldığı sürece de icraatlarını etkili bir şekilde yapamayacak ve kendini savunma adına popülizme kayacaktır. Bu da sonunu hazırlayacaktır. Tıpkı Özal'ın ikinci dönemi gibi. (1987'den sonrası)

2- Bulanık suda balık avlayanlar mutlaka olacaktır. Onlar kazanacaklardır; her zaman olduğu gibi.

3- Maalesef milletimiz kaybedecektir. Yeni ekonomik ve siyasi krizlere maruz kalabiliriz. Yani patinaja devam.

Umarım, son anda sağduyu hakim olur ve söylediklerimin hiçbiri gerçekleşmez. Ve umarım yanılan ben olurum.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Prof.Nur Vergin'in teşhislerini gerçek olarak tanımlayıp geçmişsiniz.Oysa bir çok sosyolog da tam tersi tezleri savundu. Bu biraz iddialı bir yaklaşım değil mi acaba?..

H.Levent 
 04.02.2008 2:02
Cevap :
Maalesef bilim adamları da politize olunca bilim bilim olmaktan çıkıyor. Son günlerde bazı bilim adamlarının nasıl militanlaştıklarına şahit oluyoruz. Türk milleti adına çok üzücü bir durum. Saygılarımla.  04.02.2008 14:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3654
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster