Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1303
 

90'larda kadın olmak ve kadın hareketleri

90'larda kadın olmak ve kadın hareketleri
 

"Bir Demet Tiyatro" ile alınan mesaj ezilen kız kardeş, sert racon kesen ağabeye posta koyuyordu


Televizyonlardaki oryantallerin, yılbaşı programlarının, renkli bayramlıkların giyildiği 90 ların Türkiye’sinde çizgi filmlerin bile duygusal replikleri eşliğinde kahvaltı eden kadınlar vardı. Kuponlar biriktirip tabak çanak, beyaz eşya, halı alacağım diye sıralarda bekleyen o kadınlar. Gece aerobiğini porno zanneder, gizlice izler, sporunu bile gizlice yapardı…  

Kadın olmanın pek tabii artı ve eksileri var. Bir kere iş yaşamında önünüzde dağ gibi doğuştan kazanılmış kadın sıfatınız var. Bu sıfatı ister duvar olarak kullanıp birçok konuda sempatik olursunuz. İster bu kimliğinizi yok sayarak beyniniz, elleriniz ve bütün bedeninizle savaşırsınız kurtlarla ve kapanlarıyla.  

***  

Türkiye’de kadın hareketi denildiğinde pek çoğumuz dudak bükse de tarihi gerçeklerimiz dudak ısırtacak cinsten.  

Ülkemizin kadın hareketi ile ilgili çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmak için bir yüzyıldan öncesine gitmemiz gerek. Osmanlı'nın son döneminde batılı kadın ve kız kardeşlerimizle karşılıklı medeni ilişki ve etkileşimimiz vardı. Osmanlı kadınları 1870'lerden itibaren söz söyleme, eğitim, çalışma ve aile içinde saygın bir yer edinme ve boşanma hakkı konularında mücadele başlattılar. Kadınlar kendi adlarıyla risale, roman yazdılar. Aynı dönemde gazetelere (duygu düşünce, eleştiri) okur mektupları gönderdiler. Kadınlar kendi dergilerini çıkardılar, erkeklerle polemiklere girdiler. Dernekler kurdular. Erkekler Osmanlı değerlerini kadınlar üzerinden kontrol etmeye çalışsalar da kadınlar, kendi haklarında bu tavrı çok ciddi olarak eleştirdi.  

***  

Kadın hareketlerinin ya da kadın haklarının dünyada ilk adımları aslında 19. y.y ortasında ve 20. y.y başlarına kadar genel anlamda oy verme, meslek sahibi olabilmek ve eğitim gibi genel hak ve özgürlükler kapsamındaydı.  

Türkiye’de kadınlar 1923 te Cumhuriyetin ilanından birkaç yıl sonra Atatürk’ün reformları sayesinde seçme ve seçilme hakkı kazandı. 1926-1934 yıllarında döneminin en modern Medeni Kanunları İsviçre Medeni kanunlarıydı ve yasa değiştirilmeden kabul edildi.  

Dünya ile birlikte ülkemizde de gelişen ve değişen yaşamda kadınların efendisi konumunda olan koca ve çalışma izni konusu kadınların önünde en büyük zorluktu. 1985 ve 90 lı yılların sonuna değin Medeni Kanun Reformu kadın hareketinin gündeminde en önemli konu ve sorun olarak yerini korudu.  

Dünyada 80 ve sonrasında gittikçe artan bir şekilde kadın örgütleri çoğaldı. Bu arada kadınlar arasında çığ gibi ataerkil topluma, devlete hatta tüm yıldıran katı kurallara başkaldırı gelişti.  

Ülkemizde feminist bakış açısının tohumlarını bu yaklaşım atmıştır.  

Eğitimli ve meslek sahibi kadınlar diğer hemcinslerinin acılarına, yoksunluklarına duyarsız kalmayarak dünyada gittikçe yaygınlaşan bu oluşuma tepkisiz kalmadı; 89 yılı ve sonrasında yayınlanan “Feminist Manifesto” da açık seçik ifade edildiği gibi kadın bedeni, cinsel kimliği, emeği üzerinde kurulan her türlü baskı ve şiddete karşı büyük bir mücadele başlatıldı.  

*** 

Feminizm: 

Kadına dair eşitsiz, ilişkisiz, adaletsiz davranıp dışlayarak özgürlüğünü kısıtlayarak kurulan bağın, yaşamı kısıtlanması ve hak mahrumiyetleri feminizmin tamda bahsettiği konudur.  

ilk olarak İngiliz yazar Mary Wollstonecraft'ın (1792) Kadın Haklarının Müdafaası adlı eseri ile feminizm çalışmasını gerçekleştirdi. 19. y.y da kadınlara ilişkin haksız davranışların rahatsızlığına karşı artan inanç, organize bir hareket haline geldi. Harekete “féminisme” adını veren kişi ütopyacı sosyalist Charles Fourier'dir(1837).  

***  

90 lı yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde feminizm yükselmişti. Evrensel olarak kadına erkek olmamanın sınıfsal bir eleştiri getiremeyeceği gerçeğinin üzerine gidildi. Dünyanın her yerinde bunun bir çeşit ırkçılık gibi ciddi boyutlarda olduğunun altı çizildi.  

1995 yılında Vatikan’ı da kapsayan hükümetlerin toplantısında cinsiyet “ mainstreaming” konu başlığı altında 4. dünya Kadınlar Konferansı yapıldı. Buradan reform olarak kabul edilen kararlar çıktı. Kadın, lezbiyen ve gay hareketlerinin desteklenmesi bu reformlardan en önemlisidir.  

Kürtaj:  

Amerika da 90’ların sonunda dini baskıdan dolayı kürtaj klinikleri bombalanıp, doktorlarının vahşice öldürüldüğü aynı yıllarda Çin’de 20 yaşın altında veya 2. çocuğuna hamile kalan her kadın zorunlu olarak kürtaj masasına mahkûmdu. İşte tam o yıllarda Türkiye’de 1984 yılından beri kürtaj yasal olarak serbestti. 90 lı yıllarda kapsamı ve içeriği şekillendirildi, uygulanırlığı yasal olarak düzenlendi, serbest bırakıldı.  

90’larda hukuken kadın:  

Ülkemizde yakın tarihte kadına dair önemli adımları kronolojik olarak incelediğimizde.  

İçişleri Bakanlığı 1989 yılında kaymakamlık sınavlarına kadınların da katılabileceğini açıkladı.  

Anayasa Mahkemesi 1990 tarihinde kadının çalışması için kocasından izin almasını gerektiren Medeni Kanun'un 159'uncu maddesi iptal etti.  

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın valisi Lale Aytaman 1991 yılında Muğla’da göreve başladı.  

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller oldu ve 25 Haziran 1993’te hükümet kurdu.Türk kadını seçme seçilme hakkını 1935'te elde etti fakat 2009'a kadar Meclis'e 8.794 erkek vekilin karşılığında sadece 236 kadın girdi.  

Mor Çatı: 

Kadınların en büyük sorunu olan baskı ve şiddet konusunda bedenin bütünlüğü, kadın hareketlerinin önceliğini oluşturuyordu.  

1990 yılında daha önceleri bilinen ama artık kabul edilir hali kalmayan kadın hakları “haksızlıkları” konusunda önemli bir hatanın kamuoyunda duyulması kadınları ayağa kaldırdı. O olayda "kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerekir" diyerek bir kadının boşanma talebini yargıç reddetmişti. Bu karar bir dizi eylemin de başlangıcı oldu.  

Bu eylemlerin ve birlikteliğin devamında birçok kadın haklarına ilişkin dernek ve platform kuruldu. Bunlardan en önemlisi 1990 yılında kurulan Mor Çatı Kadın Sığınma Evidir.  

Kadına her çeşit baskı ve şiddet biçimi kampanyalara konu edildi: bunlardan başlıcaları bekaret kontrolü, aile içi şiddet, cinsel taciz, tecavüz ve namus cinayetleri bu mücadelenin odaklandığı kilit sorunlardı.  

Kısmi başarılar elde edildi: Aile içi şiddet konusunda, kadın hareketi, "kadın sığınakları" örnek modeli oluşturuldu. Mor Çatı ve belediyeler hareketin ilkelerine uygun sığınaklar kurulması gereği gündeme geldi.  

Anne Çocuk Eğitim Vakfı (Açev) 1993  

Birçok kurum ve kuruluş kadınların yeniden hayata atılımı ve kadının kazanılması için büyük adımlar attı. Bu atılan adımlarda kadınların hayatta tutunması güçlü, akıllı, bilgili olması planlanıyordu. Kadın, kız, anne, gelin, görümce, elti, kuma, kaynana ya da sıfatı ne olursa olsun. Onların yardıma desteğe ve aile içi iletişime ihtiyacı vardı. Kimi okuma yazma bile bilmiyor hatta bazılarının nüfus kâğıdı bile yoktu. Hasbelkader evlenmişlerdi. Üstelik binlercesinin nikâhı da yoktu. Ve ellerinde boy boy çocukları ile ortada kimliksiz, işsiz, iletişimsiz çoğu sevgisiz ve güvensizdi. Gidecek danışacak birileri hatta paraları da yoktu. Açev, Halk Eğitim binalarında tamamen ücretsiz Anne Çocuk Eğitim Programı verdi. Açevin kursu ile okuma yazma öğrenen kadınların pek çoğu dışarıdan ilköğretim diplomaları aldı. Bu kadınlar mesleki eğitim kurslarına katılıp, meslek sahibi olup aile ekonomisine katkıda bulunan bireyler oldu. Kursun bir diğer özelliği Aile Planlaması hakkında bilgi vermesiydi. Kadınların kimseye soramadıkları, utandıkları pek çok konuda doktorları ve ebeleri ayaklarına getirdi. Sağlık ve aile planlaması desteği ile ailenin yaşayabileceği sosyal ve ekonomik facialardan alınan bilgiler eşliğinde kadın, aile ve toplum korunmuş oldu.  

Kamer Vakfı 1997: 

Diyarbakır’da yaşayan kadınlar üzerinde yapılan bir anket çalışmasından çıkan sonuçlara göre kadınların büyük çoğunluğunun kendi üzerinde kurulan baskı ve uygulanan şiddetin farkında olmadıkları hatta durumu kanıksadıkları ortaya çıkmıştı. Bu sonuçla irkilen 12 kadın girişimcinin önerliğinde Diyarbakır'da Kamer kuruldu. Öncelikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da faaliyetlerini başlattı. Sonra Mardin, Batman, Tunceli ile start verip 23 ile yayıldı. Kamer’in çalışma ve başarı felsefesi evrensel düşünüp, yerel çalışma ilkesi ile örgütlenip, faaliyetlerini buna uyarlamasıydı. 4 ana tema üzerinde çalışmaları vardı.  

1.)Acil telefon yardım hattı ile iletişim  

2.)Namus cinayetlerini önlemek adına kadın ve kızların korunması, ilgi, bilgi desteği  

3.)Okul öncesi eğitim; cinsiyetler arası ayrım gözetmemek temeli ile (0-6 yaş çocukları)  

4.)kadın girişimciliği; zenaat, bilgi beceri  

Kadın Adayları Destekleme Derneği(Ka.Der) 1997 

Kadına dair önemli hareket ve desteklerin bir diğeri de Kadın Adayları Destekleme Derneği’dir. Kadının politikaya atılımını engelleyen tüm sorunların yasal olarak ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Bu konuda kadının eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik anlamda desteklemek ve varsa eksikliklerini giderme konusunda lobi kampanya örgütlenme kadın birliğinin sağlanmasına çalışmışlardır.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1020
Kayıt tarihi
: 30.08.10
 
 

Kadın olmanın penceresinden önce insanca, sonra sanatsal yaklaşımlarla hayatı gözlemleyen yaşayan bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster