Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
686
 

Tüccar öğretmenler, tüccar doktorlar

Tüccar öğretmenler, tüccar doktorlar
 

Hangi doktor?hangi öğretmen? gönül rızasıyla ahlaksızlık yapar ki, güzel okuyucum?


Türkiye Cumhuriyeti devleti'nin, 29 Ekim 1923'ten beri en temel iki meselesi var bence: 1- Eğitim 2- Sağlık. Sence de öyle değil mi güzel okuyucum? 

Durum böyle olunca, bu iki temel meselede iki önemli aktör ön plana çıkıyor doğal olarak. Öğretmen ve doktor... 

Bir ülkede ve Türkiye'de de öğretmen ve doktor ne kadar iyi eğitimli, donanımlı. erdemli ve idealist olursa; o ülke o kadar aydın ve sağlıklı bireylerden oluşur. Toplum, hakettiği yüksek yaşam standardında ve refah düzeyinde yaşar kendi gönlünce. 

Bugün en güncel tartışmalardan biri dershane sahibi, eğitimci yönünden çok tüccar yönüyle ön plana çıkan öğretmen tipi. Ve tabi ki toplumu, kamu vicdanını kanatacak düzeyde rahatsız edici "bıçak parası" kovalayan doktor modeli... 

Konu hakkında yargısız infaz yapmama sebep olacak bir adaletsizliğe alet etmek istemediğm için kendi kendimi; soruna objektif olarak yaklaştığımda, ilk aklıma gelen soru şu: Toplum, ülke, devlet; öğretmenine, hekimine hakettiği ekonomik düzeyi sağladığı halde mi bu düzeyde rahatsız edici rol modellerle karşı karşıyayız? Yoksa ekonomik çaresizlik ve çarpık, adaletsiz gelir dağılımı mı böylesine insanımızı isyan ettiren bir sonuca yol açıyor? 

Bana göre bu durumun sebebi, bir çok temel meselemizde olduğu gibi, ahlaki erezyonla ilgili olsa da; sorunun ana ve ağırlıklı kaynağı ekonomik sıkıntı ve rahatsızlıklar... 

Eğri oturup, doğru konuşalım. Ne dersin güzel okuyucum? Yani... Bu ülke, geleceğini emanet ettiği eğitimcisine, canını emanet ettiği hekimine hak ettiği parayı kazandırdı da buna rağmen bu insanlar nankörlükle mi karşılık verdiler ülkelerine? 

Hiç sanmıyorum. Her insanın doğarken aynı iyi ve ahlaklı sicile sahiptir.Öyleyse "Böylesine ahlaki gözükmeyen davranışa çok yüksek bir oranda ekonomik sorunlar yol açar." Diyebilr miyim gönül rahatlığıyla sence de? 

Elbette yukarı da anlattıklarımdan, öğretmen ve doktorlara vicdansız bir yamyamlıkla saldırmayı hiç de doğru ve adil bulmadığımı sende anladın güzel okuyucum. 

Ancak, mesleğinin misyonu gereği, biri insan yetiştiren, diğeri insan yaşatan kişilerin, sebebi her ne olursa olsun çok da ahlaki olmayan davranışlar sergilemeleri vicdanımı fena halde kanatıyor güzel okuyucum. Çünkü bu iki altın meslek, paradan önce idealleri olan insanlar tarafından yapıldığında, dünyanınn her yerinde hakkettiği değeri buluyor. 

Evet, "tüccar öğretmen" de tüccar doktor" da yeteri kadar yanlış ve rahatsız edici. Kabul ediyorum. Ancak herşeye rağmen, saygın olması gereken bu insanları suçlamadan önce, onların dışında kalan insanların da, yani bizlerin de onlara önce hak ettikleri manevi değeri vermesi ve " adam gibi, insan gibi" yaşamalarını sağlayacak ekonomik altyapıyı sağlamaları gerekir. 

Yoksa dünyanın en kolay işi, en kolay seçimi bu değerli ikiliyi, meselenin günah keçisi ilan edip sağlıklı bir çözüm bulmayı yine baştan savmaktır. Tıpkı çözümsüz gözüken, kronikleşmiş birçok temel meselemizde yaptığımız gibi. 

Aslında bu sonuca çok da şaşırmamak gerekir. 24 ocak 1980'den beri sistemli bir şekilde, kısa yoldan köşeyi dönmeye, ne olursa olsun parayı bulmayı bilinç altı ve bilinç altına yapılan insafsız baskılarla zorlanan bireylerden oluşan bir toplumda, "tüccar öğretmen" ve "tüccar doktor" görüntüsü çok da şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerektir. sence de öyle değil mi güzel okuyucum? 

Bu buluşmamızı rahmetli dedemin hayat felsefemin temellerini oluşturan bir cümlesiyle bitirmek istiyorum izninizle. 

" Oğlum Cem! Bir insanı suçlamadan önce çok dikkat et! Zira, 1 parmağın karşıyı gösterirken, 4 parmağın seni gösterir." 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emek vermiş ve gerçekliği ortaya sermişsiniz.Özellikle 24 ocak 1980 tarihini mahkum edişiniz ayrı bir tat katmış.Bu arada eskilerin tecrübesinin derinliği yazıyı güzel ışıtmış.Dedeniz ne kadar doğru söylemiş sevgili yazarım:)

GÜNEŞİNSULARI 
 09.04.2011 11:46
Cevap :
Cumhuriyet tarihini, 29 Ekim 1923- 24 ocak 1980 (1.Dönem); 24 ocak 1980 sonrası (2.Dönem) olarak net iki döneme ayırıyorum. Çünkü o kadar keskin ve geri dönülmez bir dönüşüm var ki ortada, bunu farkedebilmek için azıcık ilgilenmek bile toplumla yeter de artar bile. Büyüklerin büyüklüğüyse ne kadar gün gördükleri ve gördüklerini gelecek nesillere ne kadar doğru bir şekilde aktarabildikleri ile ilgili. Sevgilerimle.  09.04.2011 16:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1349
Toplam yorum
: 3614
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1679
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster