​ Maça mı gidelim, baleye mi? / Opera / Bale / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '06

 
Kategori
Opera / Bale
 

Maça mı gidelim, baleye mi?

Maça mı gidelim, baleye mi?
 

Kim bilir hayatınızda kaç kez futbol maçı seyretmişsinizdir. Pekiyi hiç bale ya da opera seyrettiniz mi? Bale ve opera adını duyunca neden öyle hemen yüzünüzü buruşturdunuz?

Hayat bize verilmiş çok büyük bir şans ve mümkün olduğunca tüm nimetlerinden faydalanılmalı bence. Biz insanoğlu hayatımızda nedense hep kolayı, rahatı seçeriz. Bir tiyatroya gitmek yerine, evde oturup televizyon karşısında pinekleriz, bir kitap okumak yerine, o kitabın özetini okur, üstün körü bir fikre sahip olmaya çalışır sonrada bol keseden martaval atarız. Sinemaya gitmek yerine köşe başındaki satıcıdan vizyondaki filmin korsanını alıveririz…

Neden böyleyiz bilmiyorum? Ama ben ne zaman Atatürk Kültür Merkezi’ne ya da herhangi bir tiyatro salonuna gitsem, hemen yanı başımda sergilenen gösterinin çok büyük bir çalışmanın eseri olduğunu duyumsarım. Ne büyük bir zenginlik, ne büyük bir keyif, ne büyük bir lükstür o…

Yüzyıllar önce belki bir mum ışığında yazılmış notalar, sözcükler, replikler bir anda tarihten çıkıp geliverir sahneye tek tek. Belki bu yüzden o en çoşkulu anda, salon alkışlardan inlerken hep gözlerim doluverir benim. Çünkü gerçek sanatçı tam karşınızdadır, kanlı canlı, alın teriyle durur bir adım ötenizde. Bilseniz ne emek vardır o gösterilerde, ne büyük çaba, ne büyük meşakkat…

Bale ya da opera seyretmek sanılanın aksine korkulacak, sıkıcı bir iş değildir. Ya da bu gösterileri seyretmek için mutlaka özel bir eğitime ihtiyacınız yoktur. Mesela başlangıç olarak klasik bir eseri seçebilirsiniz, hatta eğer çocuğunuz, yeğeniniz varsa onu da alın Fındıkkıran’ı seyredin birlikte, bu her ikiniz için yepyeni bir deneyim olur. Gösteriye gitmeden önce eser hakkında birkaç yazı okumanızı da tavsiye edebilirim, böylece eseri kavramak daha rahat olur. Ayrıca artık bazı operalarda Türkçe alt yazı var.

Geçen hafta AKM’de, önceki sezon sınav zamanıma rastladığı için seyredemediğim Dört Bale adlı eseri seyrettim. Eser birbirinden bağımsız dört farklı gösteriden oluşuyordu. Circle of Fifths, Vertiginous Thrill of Exactıtude, Concerto Barocco, Troy Game. Açıkçası neo klasik tarzdaki bu eserler, oldukça ilginçti. Ben son iki eseri daha çok sevdim, özellikle sadece erkeklerden oluşan bir kareografiye sahip Troy Game favorimdi. Sadece erkeklerden oluşması mı ilgimi çekti bilemem ama hemen önümde gösteriyi seyreden 7- 8 yaşlarındaki üç sevimli kız çocuğu da benimle aynı fikirde olacaklar ki gösterinin sonunda baletlere kocaman öpücükler yolladılar!

Ben hayatın tüm zenginliklerini şartlar elverdiğince yaşamak gibi bir düşünceye sahip oldum her zaman. Bu sebeple maça gitmeyi de, konsere gitmeyi de, opera-bale seyretmeyi de, hatta ralli izlemeyi de severim. Yaşam bize sunulmuş çok değerli bir armağan, yaşamın her safhasından, her katmanından tat almalı, her zevki deneyimlemeliyiz. Haydi sizde hayatınıza bir değişiklik yapın. Kalın sağlıcakla…


Bu yazım 16 Aralık 2006 tarihli Milliyet Cumartesi ekinde yayınlanmıştır.

 
Toplam blog
: 44
: 1522
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

Hayat akıp giden upuzun bir ırmak, bu ırmakta bazen bir akıntıya koyveriyoruz kendimizi, nereye çarp..