​ Hakemlerin pozisyonlarda "aşırı objektif" yorumlarının sonuçları / Spor / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '09

 
Kategori
Spor
 

Hakemlerin pozisyonlarda "aşırı objektif" yorumlarının sonuçları

Hakemlerin pozisyonlarda "aşırı objektif" yorumlarının sonuçları
 

Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarını çok önemli hakem hataları yüzünden biri kaybetti, diğeri de berabere tamamladı. Ancak hakemlerden iki takım da farklı şekillerde etkilendiler. Sonra da birinin başkanı, diğerinin de futbolcusu çıktı hakemlerden dert yandı. Yetmedi hakem yorumcusu Sn. Erman Toroğlu pozisyonlara öyle bir yorum getirdi ki, izleyenler olsun, futbolcular olsun dahası hakemlerin kafası fazlasıyla karıştı.

Futbol sahasında kimler var?

1. Futbolcular

2. Hakemler

3. Teknik heyet

Bir futbol karşılaşmasının oynanabilmesi için bu üç temel “unsurun” bir araya gelmesi gerekiyor. Bu nedenle de sahada oynanan oyuna üç temel unsur direkt etki ediyor. Böyle olunca da biz üçünü de konuşabiliyoruz.

Örnek vermek gerekirse Fransa’nın İrlanda’yı elediği play-off karşılaşmasında Henry’nin iş ahlakı ile hakemlerin görevlerini yapamamalarını konuşmamız maçın diğer pozisyonlarını, taktiğini, futbolcularını konuşmamızın önüne geçer; gündem yaratır.

Kendi ligimize döndüğümüzde ve bu iki maç özelinde konuşmamız gerekirse…

Eskişehirspor-Fenerbahçe karşılaşmasının kırılma anında, Bilica’nın 62. dakikasında kendi ceza sahası içinde Youla tarafından düşürüldüğü bir pozisyonda hem yardımcı hem de orta hakem devam kararı verdi.

Sn. Erman Toroğlu’nun penaltılara getirdiği “penaltı, penaltı gibi olmalıdır” şeklindeki özgün yorumu sonrasında ülkemizde artık penaltı da çalınmaz oldu. Bunun bir istatistiği ortaya koyulsa ne güzel olur. Örneğin 1980 ile 1999 arasında kaç penaltı düdüğü çalınmış, 2000 ile 2009 arasında kaç tane?

Aynı yorumcunun Bilica’nın pozisyonuna “Yani… Bir temas var ama inandırıcı değil, Bilica kolaya kaçıyor, darbe geldiğinde ayağını çekmiyor, bekliyor.” Özgün yorumunun sonucu nedir peki? “Bundan sonra hakeme ihtiyaç yok”tur. İsteyen gözüne kestirdiğine tekmeyi savursun, diğerinin görevi de bu tekmeden kurtulmak olsun.

Şimdi buradaki hassasiyeti ve önemli detayın altını çizerek, Galatasaray maçına varmak istiyorum.

Hakemler de insandır ve maçta olup bitenlerden ister istemez etkilenmektedir. Bu da hakemleri oyunun sahasının içinde hataya sürüklemektedir. Hakem bu ilişkinin içine girdiği andan itibaren de tartışılır hale gelmektedir.

Erman Toroğlu, Eskişehirspor–Fenerbahçe maçının kritik pozisyonlarına geçmeden önce Sn. Aziz Yıldırım’ın aşırı tepki içeren açıklamalarını dinledi. Kuşkusuz etkilendi de. Bu da kendisini bir anda Fenerbahçe’nin haklı olduğu pozisyonlarda dahi “aşırı objektif” yorum yapmasına neden oldu.

“Aşırı objektiflik, sübjektifliği getirir.”

Eski bir hakem olan Erman Toroğlu’nun ve bugün faal olan diğer hakemlerin maçlardaki karar almalarını etkileyen süreci bu örnekler dahilinde çok iyi takip edebiliyoruz.

Sn. Toroğlu, aynı maçta Bilica’nın ve Lugano’nun ceza sahası içinde yaka paça indirilmesi, formalarının üzerilerinden çıkarılmaları eylemlerine de “ikili mücadele, diğeri de yapıyor, çalsan da olur, çalmasan da” şeklinde bir başka yorum getirmesinin sonucunda Fenerbahçe gibi yıllardır duran toptan rakiplerine karşı üstünlük sağlayan bir takımın bu avantajının hakem yoluyla elinden alınmasına neden oluyor. Aynı Lugano, Hollanda’da, ve milli takımda duran toplardan goller bulabilirken, Türkiye’de rakibi ile dalaşan bir görüntüye bürünüyor.

Bu Pazar günü üç karşılaşma izledim, Avrupa’dan; bunlardan bir tanesi de Manchester City-Chelsea karşılaşmasıydı; ceza sahasında bizdeki görüntülerin hiçbirini görmedim.

16. dakikada Eskişehirspor ceza sahası içinde Lugano’ya yapılan faulün karşılığı olan penaltı verilmiş olsaydı; maçın şekli farklı olabilirdi. Şimdi aynı yorumu Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşmasındaki Gökhan’ın pozisyonu için yapmıyorum; çünkü bu anlık bir karar anıydı ve hakem o an atlayabilir, görmeyebilir. Ancak Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında Fenerbahçe “on tane korner kullanıyor” ve bu on kornerde de benzer görüntüler sahneleniyorsa burada çok ciddi bir hakem unsurunun devreye girdiğinden rahatlıkla konuşabiliriz.

Ayrıca bu maçta düşüncelerimizi onaylayan bir gol de atıldı; Eskişehirspor defansı maçın sonlarına doğru 2-0’ın verdiği rahatlıkla kendi ceza sahasında yaptığı rakibe duran top markajını biraz gevşetince, Fenerbahçe rastlantı bu ya Lugano’nun ayağından golü buldu.

Pazar günü Ali Sami Yen’de başka bir “aşırı objektif” hakem yorumları izledik. Burada Galatasaray seyircisi ile hakem arasında bir elektriklenme oldu. Yirmi dakikalık bu gerilim o an fiziksel olarak oyundan düşmüş Galatasaraylı futbolcuların da bir anlamda işine de geldi. Ancak silah terse döndü. Sinir bir motivasyon aracı olacağına giderek didişmeye dönüştü.

Fenerbahçe’nin geçen sene oynadığı bir Euroleague maçında hakemlerin ters kararları karşısında salonda bir anda büyük bir tepki yükselmişti. Ancak o gün çok bilinçli bir taraftar kitlesi vardı tribünlerde ve hakemlere her karardan sonra önce ıslık ve uğultu ile sonra da alkışlarla tepki vermeye başlandılar. İş öyle bir boyuta geldi ki hakemler ister istemez daha dikkatli düdük çalmaya başladılar ve maçın ikinci yarısı çok daha rahat bir tempoda geçti.

Tepkinin “hakem müessesine” gösterilmesiyle, kişiselleştirilmesi arasındaki o ince çizgi çok önemlidir.

Galatasaray taraftarı olayı burada kişiselleştirdi. Yani direk olarak Hüseyin Göçek’in maneviyatına küfretmeye başladı.

Hüseyin Göçek’in bundan sonra verdiği bütün kararlarda “aşırı objektif” yorum vardı. Burada özellikle “taraflı” demek istemiyorum; çünkü artık bu yorumdan ve kolaycılıktan uzaklaşmamız gerekiyor.

Hani başta sıraladığımız futbolun üç temel unsuru vardı ya, işte hakemin sürecin içinde aktif rol almasından söz ediyoruz. Taraflı olmak bu maça baştan önyargılı çıkmak demektir, bu benim konuşmak istediğim şeyin çok ötesinde bir yere denk gelmektedir.

Kewell’in köşe gönderinde iki Büyükşehirli futbolcu ile girdiği mücadele sonucu topun kornere çıkmasına rağmen iki metre mesafede duran hakemin orada bırakın yanlış karar vermeyi, o pozisyonda Kewell lehine faul düdüğü çalması bile beklenebilirdi. Ancak Hüseyin Göçek, Erman Toroğlu gibi hissetti ve bunun nizami bir şarj olduğunu düşündü.

Dün Abdullah Avcı’nın haklı olarak “koca Galatasaray, verilmeyen bir kornere mi kaldı?” şeklindeki çok haklı tepkisini alkışlayarak karşılıyorum; bu işin bir başka boyutudur. Ancak bu gerçek bizim şu an konu edindiğimiz şeyi konuşmamıza engel olmasın. Çünkü hakemin iki metre önünde olan şeyi göremediğinden söz ediyoruz. Yoksa gerçekten de koca Galatasaray’ın bunu mazeret göstermesi fazlasıyla da komik kaçıyor.

Golden bir dakika önce orta sahaya yakın bölgede Galatasaray aleyhine verdiği faul Kewell’ınkinden çok daha hafif bir müdahale sonucu olmuştu. Maçı izlerken “bu iki kararı veren aynı hakem mi” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Bütün bu altını çizdiğimiz gerçekler eninde sonunda insana dairdir. Şöyle olmalıdır, böyle yapılmalıdır, ayrı bir düşünme sürecidir. Bütün etki tepkiler birbirlerini tetiklemektedir. Bazen bir denge üzerinde bazen de ayarı bozulmuş bir şekilde gerçekleşmektedir. İşin doğası budur. Biz bu doğası gereği olan bütün detayları doğru bir şekilde konuşacağız, enine boyuna tartışacağız.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..