Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
89
 

Af ve İdam..

Af ve İdam..
 

İki hassas konu…
Bir oraya gidiyor. Bir buraya…

Ama siyasete alet oldu mu kavramlar karışıyor…
Popülizm öne çıktı mı hatalar artıyor…

Nasıl bakacağız?
Ne getirir ne götürür?

İkisine de dayanak bulabilirsiniz, ikisine de karşı çıkabilir, ikisinin de yanında olabilir, birini destekler ötekine zıt kalabilirsiniz…

Herkesin görüşü kendine.
Ama…
Amma…
Bir de “hukuk” dediğimiz sosyal bilim var değil mi?..
İşimize gelince hatırladığımız işimize gelmedi mi unuttuğumuz…
“Hukuk devleti” kavramı var.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var.
Evrensel Hukuk İlkeleri var.
Türkiye’nin imza koyduğu uluslararası antlaşmalar var.

Bunları görmezden gelemezsiniz.
Kahvedeki vatandaş görmeyebilir.
Devlet olarak böyle bir hakkınız yok.
Hukuku unutmak olmaz.
Hukuku unuttuk mu boğuluruz, çökeriz.

Basitin basiti olarak bakalım iki kavrama…

Önce “af” diyelim.
Af; hukuk sistemi tam işleyen, infaz yasası zaten “af” gibi olmayan, mevzuatı tam oturmuş ülkelerde amaca hizmet edebilir.

Ülke gerçekleri gözetildiğinde Türkiye’de affın “olması gerektiği anlamda ve olması gerektiği kadar” fayda sağladığı hiçbir zaman görülmüş değildir.

Bunun acı örneklerini Türkiye hep yaşamış, afla çıkan nice birey yeniden suç işleyerek cezaevine dönmüştür.

Ceza ıslah edici ise, caydırıcı ise, af amacına hizmet ediyorsa af düşünülebilir.

Ve kim kimi affediyor noktasında devlet ancak kendine karşı işlenen suçu affedebilir.

Kıstası nasıl tutacaksınız, bireye karşı işlenen suçta mağdurun vicdanı yerine nasıl geçeceksiniz; mümkün değil.

Kapsamını dar tutsanız da tutmasanız da, genel af olsa da özel af olsa da…

Bugünün Türkiyesi’nin mevcut şartlarında ve bu hukuk sistemi açısından af, isabetli bir tercih değildir.

Siyasetçi konuşabilir ama siyasetçinin konuştuğu kadar bir de ceza hukukçularına, ceza yargıçlarına bir soralım isterseniz ne derler uygulama için, gereklilik için, sonra bir kez daha düşünelim.

Ve ikincisi: “İdam”

Bazen çok çok çok kızıyoruz, deliriyoruz, aklımız almıyor.
Küçücük çocuklara tecavüz eden manyağa ne ceza vereceksiniz ki diyorsunuz.
Devlete dinamit koyan, darbeye teşebbüs eden, terör ile askeri-polisi-vatandaşı şehit edene ne bakacağız ki diyorsunuz…

Ama…
Yine amma…
Devlet idamı intikam aracı olarak kullanamaz.
İdam verdiğiniz suçluda yapılan bir yargılama hatasının telafisi, geri dönüşü olamaz…

Türkiye Cumhuriyeti idamı AB normları ve evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda kaldırmıştır, bunu geri getirmek Türkiye’yi bir kez daha Ortadoğu ayarına iter.

Popülizm ile sık sık dillendirildiği şekilde idamı yeniden getirseniz de getirdiğiniz o idamı geçmişe, işlenen suçlara yürütemezsiniz…

Daha çok uzatılabilir ancak hukuk karşısında idam terstir.
Vicdanlar sızlasa da, içimiz idam istese de bazen; hukuk bunu frenler.
Bu nedenle çok katı ceza infaz sistemi ile idam telafi edilebilir ve gerçek suçlu, belki de o cezayı çekerken idamdan beter duruma getirilebilir. Bunun örnekleri ve alternatifleri çoktur.

Bu hususların hepsi, uygulayıcı hukukçular ile hukuk bilim insanlarının görüşleri nazara alınarak uzun çalışmalar ile ortaya konabilir.

Af ve idam, kamuoyu gündemine paldır küldür bir girip bir çıksa da aslına bakarsanız yine aynı hatayı yapıyor; hukuku, uygulayıcıların sesini, mevcut durumu, evrensel ilkeleri ve bilimi unutuyoruz.

Unuttuğumuz her “doğru” ise ileride bize daha büyük “yanlış” olarak dönüyor.

Farkında mıyız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 71
Kayıt tarihi
: 07.02.18
 
 

1971 Balıkesir doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Balıkesir'de tamamladıktan sonra Ankara Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster