Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
782
 

Alışverişin çılgınlık boyutu

Alışverişin çılgınlık boyutu
 

Geriye doğru yazdığım yazılarıma baktım. Çünkü içinde “alışveriş çılgınlığı” başlığında bir yazı vardı.

Buldum o yazıyı… 4 Mart 2007 tarihinde yazmış ve bir alışveriş merkezindeki “Çılgın” alışverişten söz etmişim ve sonunu da şöyle bağlamışım.

<ı>Yani…<ı>

<ı>Çılgınca alışveriş ederken, nereden ne geleceğini hesap ederek, zamanlarının büyük bir bölümünü de bu işe ayırmaları gibi “ŞAŞILACAK” bir davranış biçimi sergiliyor olmaları…

<ı>O zaman diyorum ki, bu bir toplumsal psikolojik bir mesele haline gelmiştir. İnsanlar, üretmeden, kazanmadan harcarken, yine emek harcamadan da bir şeyler elde edebileceklerini düşünmeye başladılar.

<ı>Harcadıkları, sadece hiçbir zaman geri kazanamayacakları “ZAMAN”ın farkına varmadan…

<ı>Acaba kazanmaya çalışırken neler kaybettiğimizin farkında mıyız?

***

Kayseri’nin orta yerinde Selçuklular döneminden kalan, bundan yaklaşık 20 yıl önce yenilenmesi yapılarak güzelleştirilen “Kayseri Kalesi” var. Bu “İç kale”nin bir de bir kısmı ayakta kalan dış surları, şu anda “Tarihi eser” olarak korunuyor.

Yenilemeden önce kalenin içinde ve orta yerinde manav esnafının sabit tezgâhları ve kenarında da diğer meslek guruplarının, özellikle bakkaliye esnafının dükkânları vardı.

Manav esnafı, sattıkları sebze ve meyveleri kendi bahçeleri veya tarlarında yetiştirip getirmiyorlardı. Onlar da diğer manavlar gibi sebze halinden mal alıyor ve tezgâhlarında satıyorlardı.

Gelin görün ki, satmak için tezgâha çıkardıkları malların “İyi” olanlarını öne diziyorlar, çarık çürük ve eziğini de arkaya saklıyorlardı. Siz, ön taraftakileri görüp beğenerek aldığınızı sanıyor, ama eve gidince görüyordunuz ki, aldığınız mal ile gördüğünüz mal aynısı değil. Tabi bu durum sadece Kayseri’ye has bir şey değil. Hemen her semt pazarında da aynı şeyleri yaşıyoruz.

O zamanlar “Toptan bakkaliye” işi ile uğraşıyoruz… Orta Anadolu’da güçlü ve saygın bir ticari yerimiz var.

Tüm arkadaşlar, bu durumu görüyoruz, çünkü zaman zaman biz de aynı şeyleri yaşıyoruz.

Bir gün sorduk kendi kendimize “Bu işin bir çözümü yok mu” diye.

Olmaz mı?…

İnsanların, paralarının karşılığını alacakları ve adına da “Süpermarket” veya “Büyük mağaza” denilen yerleri oluşturursanız, hem insanlar harcadıkları paranın değeri karşılığında alışveriş ederler, hem de “acaba aldatıldım mı” diye düşünmezler.

Kaldı ki dünyada ilk bu türden mağazalar Amerika’da açıldı denilse de, hemen hemen aynı zamanlarda Zonguldak yöremizde de benzer mağazalar vardı. Yani Amerika keşfetmek yerine, kendi ülkemize de bakabilirdik.

Bu düşünce içinde altı ay Türkiye genelinde ve Avrupa’nın bazı yerlerinde çok titiz bir çalışma ile “Büyük mağaza” oluşumunu inceledik, sonuçta Kayseri’den başlamak üzere “Büyük Mağaza” anlayışını oluşturmak üzere yola çıktık.

Bu gün Kayseri, Ankara, Kırşehir ve Nevşehir’de olmak üzere faaliyet gösteren “Beğendik Mağazalar Zinciri” işte bu anlayış çizgisinde 1986 yılından beri faaliyet göstermektedir.

***

Kırk yıllık ticari ve yirmi bir yıldan bu yana edindiğim “Mağazacılık” deneyimim ile çeşitli ortamlarda “alışveriş ilkeleri ve piyasa oluşturma” düşüncesinde ortaya koyduğum fikirim şu…

Türkiye’de “Üretmeden tüketme” uygulamasına geçilmesi ile insanlar olabildiğince “Çılgın alışveriş” yapmaya zorlayacak ne kadar “Yöntem” varsa, hepsi yapılıyor.

Oysa…

“Alışveriş merkezleri” ile “Mağazacılık” sektörünün başındakilerin daha önemli yapmaları gereken ve ülkenin ve ülke insanının daha da mutlu olacakları başka bir şey var.

Üretim ile tüketim arasında “Sağlam köprü” oluşturmak.

İnsanları “Çılgın alışverişe” yönlendirmek yerine “İhtiyaç karşılamaya” yönlendirmek.

Böylelikle hem “Üretim” sektörüne “Planlı üretim” yapma olanağı verecek hem de “Çılgın alışveriş”in önüne geçecekler.

Ne yazık ki görünen manzara, bir tarafın “para kazanma” hırsı, diğer tarafın da bu hırsın tuzaklarına düşerek “Çılgın alışverişe” yönelmeleri, ekonominin dengesizlik ateşine odun atmaya benzemektedir.

Bir gün her iki taraf da “Yandığının” farkına varacak ama kül olduktan sonra…

28 EYLÜL 2007

Not: Bu fikrimi 20 yıl boyunca çeştli "Panel" ve "Seminer"lerde ve benzer toplantılarda ortaya koydum ve sektör dergilerinde de daha önce defalarca "Uyarı" amacıyla yazdım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten İbrahim ağbi engin tecrübenle çok doğru söylüyorsun, ama iş işten geçtikten sonra yandığının farkına varmayla sadece külleri temizleriz..Denge unsuru bu konudada gerkli bence..kendine iyi bak, en derin saygılarımla..

Mehmet EREN 
 27.09.2007 22:45
Cevap :
Sevgili Mehmet EREN... Teşekkür ediyorum. saygı ve sevgi ile gözlerinden öperim... İBRAHİM PEKBAY  27.09.2007 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster