Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '11

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
671
 

Ankara’nın turistine olan saygısızlığı

Bayram öncesi, arife günü daha önceki günlere nazaran Ankara’nın şehirlerarası otobüs yolcu terminali olan AŞTİ’nin yolcu yoğunluğunda görünür bir azalma olmuş. Televizyonlara da yansıyan o Cuma günü hengamesi, kalabalığı gitmiş yerine sessizlik hakim olmuş. Yollara düştüğümüz arife gününde bizim hedefimiz ise İstanbul; 21:00 uçağı ile İstanbul’a gideceğiz. Havalimanına varmak amacı ile AŞTİ’den 442 “Havaalanı-Aşti-Kızılay” otobüsüne binmemiz gerekiyor. Zor zahmet, minibüs ile vardığımız AŞTİ’den nasip, kısmet olursa otobüse aktarma yapacağız düşüncesindeyiz. AŞTİ’nin gelen yolcu katına inip dışarı çıktığımızda ise 442’nin bizi beklediğini farkediyoruz; adımlarımızı sıklaştırıp otobüse kendimizi atıyoruz. Bir Moğol Ordusu gibi hazırlıklı olduğumuzdan, 525 Kuruş olan havalimanı ücretini yanımızdan hiç ayırmadığımız elektronik biletlerimiz ile ödedik, ve sahnedeki yerimizi aldık. Sahne diyoruz çünkü otobüs havalimanına erişinceye kadar bir tiyatro oynanacak nitekim. (Bu arada otobüs saatinden önce kalkar, şöförümüz ise yolda kalkış saati gelince kendi kartını işleterek, zamanında kalktığının kaydını yapar. Bir not daha: elektronik kartımızın olması nedeni ile havalimanı otobüsüne para ile binmenin kalktığından haberimiz yok henüz)

***

Ankara’daki kamu toplu taşım otobüslerininin bir çok zaafları yanında önemi bir tanesi de hatların takip ettiği güzergahlardır. Ankara’daki toplu taşım sisteminin güzergahları iki tip yolun bir araya agelmesinden oluşur. Birincisi, geneli itibari ile konut alanları civarındaki dolambaçlı ve alt derece yollar; ikincisi ise, konut alanları ile merkezi bağlayan hız yollarıdır. Örneğin bütün 500+ otobüsler, Eryaman, Sincan ya da Etimesgut konut alanlarından İstanbul ya da Eskişehir yolu gibi hız yollarına çıkarak kent merkezine bağlanır. Dolambaçlı yolların olduğu konut bölgeleri yolcu havuzlarını oluştururken, hız yollarında talep iyice zayıflamaktadır (bu yolcular paralel calışan diğer toplu taşım araçları ile de taşınabilir). Bir otobüsün güzergahı yolcu talebi ile yolculuk süresi arasında dengeli olarak kurgulanması gerekirken, olabildiğince fazla yolcu toplamak için otobüsler talep havuzlarında olabildiğince dolanırlar. Bunun genelde iki nedeni vardır. Birincisi, Ankara’nın yayılmasının nazım planlar ile değil de mevzii planlar ile gerçekleşmesidir. Bu toplu taşım ile hizmet edilebilecek alanları çok kısıtlamıştır. Bunun için olabilecek bir çözüm de bu alanlarda otobüslerin dolaşarak, yolcuların ayağına gitmesidir. İkincisi de herkesin kendi evinin önünden otobüs hattını geçirtmek ve bir otobüs durağını koydurtmak istekliğidir. Genelinde ise bu, dilekçe ile yapılan (toplu) başvurunun UKOME tarafından olumlu neticelenmesi sonucu olur.

UKOME’nin havalimanına giden otobüsün güzergahında yaptığı değişiklik ise Ankara Tren Garı önünden geçerek, Ankara’nın üç ana terminalini birleştirmek gibi bir kaygı gütmektedir. Bu görünüşte olumlu karşılanabilecekken, işleyiş yolu uzatmaktan başka bir şeye hizmet etmemektedir. Toplu taşımı sadece otobüs ve hattı olarak gören anlayış, bunun görünürde iyi ama işleyişte ise fiyasko ile neticelenmesine sebebiyet veriyor.

***

Gecenin bir saati karanlığa atılan otobüsümüz ile havalimanına doğru yol almaktayız. Yolculular görünür ölçüde azalmış her yerde; şehrin ışıklı yollarından arabalar çekilmiş, yolların devasalıkları ortaya çıkmış. Ara durağımız olan Kızılay’a rahatça giriyoruz. 442 havalimanı otobüsünün durağında da yolcular bekleşmekteler; otobüsümüz durup kapısını açar açmaz iki eli ile kavradığı valizini zar zor otobüse çıkaran genç bayan, valizini otobüsün açık alanı olan orta kısmına da, aynı şekilde, zar zor taşıyarak, elindeki ufak bir çanta ile koltuğunu rezerve ediyor, ve cüzdanı ile şöföre doğru yöneliyor. Bu esnada da şöförümüz paralı binişlerin kaldırıldığını anlatmaya çalışıyor. Nafile, çünkü valizin taşınmasının zorluğu karşısında bir an için duyma yetisini en aza indiren genç bayan ancak şöföre parayı uzattığı zaman anlıyor paralı binişlerin kaldırıldığını...

Bir anda hasıl olan şaşkınlığını otobüsten apar topar inerek sonlandırıyor. Arkada bekleşenlerden bazıları hızlı hareket ederek hemen bir bilet almaya yönelmişler; bunu aklına getiremeyen diğer acele binenler ise genç bayandan farksız bir şekilde otobüsten indiler. Bu arada biletlerin nereden alınabileceği, otobüste fazla bileti olup olmayanların araştırılması da yapılıyor. Otobüsten inen biçare yolculara da taksiciler “havalimanına kadar taksi-dolmuş” nakaratları ile “saldırmaktalar”. Tam bir kaosun ortasındayız, yakında bulunan bir bilet gişesine (muhtemelen bir büfedir bu) koşarak biletini alan genç bey, otobüse biniyor nefes nefese, otobüsümüz ise tekrar yola koyuluyor (birinci perde sonu).

Saatime bakıyorum, yaklaşık on dakikamız Kızılay’daki otobüs durağında geçmiş. Aynı durum, diğer duraklarda da oluyor. Kimi duraklar karanlığın ortasındaki bir beyaz tabela sadece. Karanlıktan elini eteğini çekmiş şehrin, soğukta bekleşen insanları ile son canlı noktaları bu duraklar; lakin bilet bulabileceğiniz bir yer, hak getire, yok! Havalimanı öncesi son yerleşim, “tebessüm şehri” Pursaklar’da bile yok. Gecenin bir vakti insanlar otobüse binemiyor, bindikleri otobüsten ricat eyliyorlar; otobüs ise boş, çünkü binmek isteyen kimseyi alamadan yol almakta...

***

İlerki günlerde, havalimanından Ankara kent merkezine ulaşımda kamu toplu taşım servisini kullanmak isteyen, tercih eden Ankara’yı bilmeyen yolcular da aynı durumla karşılaşacaklar; muhtemelen kullanamayacaklar, çünkü ellerinde elektronik biletleri olmayacak. Her türlü stratejik dökümanında süslü kelimelerle turizme vurgu yapan Ankara’nın nasıl turist karşıladığını görmekteyiz bu tecrübemiz ile (Ankara’yı bilmeyen bir turist iseniz en iyisi isminizin yazılı olduğu bir A4’ü tutan kişiye kendinizi tanıtmanız).

***

AŞTİ’yi anlatmayalım, orası bir başka feci alan. Ankara Tren Garı ise içler acısı.

Lakin bu üç terminal noktasına en modern ulaşım araçları ile varmıştık değil mi? Teknoloji harikası Boeing 737-800’lerin Windows 7’den farkı yok, iniş ve kalkışları sorunsuz; (her ne kadar bir sürü eksiği olsa da ve bence yerli üretim olmadığı sürece sadece göz boyama olan) YHT’lerimiz de aynı şekilde saatte 250 kilometre hızla yol alıyor, Eskişehir’i, Eryaman’dan daha yakına getiriyor; Kamil Koç’un rahat hatları ile seyahat rekreatif bir aktivite sanki.  Hepsi nerede ise sorunsuz!

Asıl sorun Ankara’ya inince başlıyor, ey ahali! Bu arada Sayın Valimiz EXPO için hala ümitli olduğunu, Sayın Belediye Başkanımız da Ankara’nın ödüllü olduğunu gazetelerde ilan ediyorlar. Sanırım bu demeçlerini vermeden evvel, günlük hayatımız konusunda bilgilerini güncellemeleri gerekli yönetici zevatın, yoksa söyledikleri gazete sayfalarından inip hayatımızın bir parçası olamıyor, salonlarda alkışlar arasında kayboluyor. Bizler ise ağlanacak halimize gülerek moral bulmaya çalışıyoruz.

Unutmadan bu arada, tamı tamına üç saat öncesinden çıktğımız evimizden nerede ise “check-in” masasının kapanmasına yakın havalimanına ulaştık (ikinci perde sonu).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1092
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Yüksek şehir plancısıyım (ODTÜ-1997), aynı zamanda Mühendislik Doktorası (Kyoto Üniversitesi, İnşaat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster