Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
335
 

Arap Baharı, Kürt kuşatması ve Türkiye !

2010 yılında Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali’nin 30 yıllık iktidarına son vermesi ile başlayan ve Arap entelektüellerin “Arap baharı” adını koydukları süreç ile devam edip ve sonrasında Mısır'ı, ardından Libya’yı ve en son da Suriye’yi içine alan sarmalın esas başlangıç noktası herkesin bildiği gibi Tunus’ta değil onun çok ötesinde Irak’ta eli kanlı diktatör Saddam Hüseyin’in iktidardan alaşağı edilmesi ile başladı.

Bir zamanlar Amerika ve batılı ülkelerin özellikle İslamcı Fundanmentalistlerin 1979 yılında İran’da şah iktidarına son vererek kurdukları “İslam cumhuriyeti” ne karşı kullandıkları en büyük müttefikleri Saddam Hüseyin’i ne gariptir ki tıpkı“son kullanılma tarihi “ geçmiş ürün gibi imha etmekten çekinmediler.

Kuşkusuz yıllarca batılı devletlerin ve Amerika’nın bir dediğini iki etmeyen kudretli liderlerin, acımasız diktatörlüklerin ardı ardına devrilmesi ne sıradan bir tesadüf ve ne de o ülke halklarının mucizevî bir şekilde uyudukları esaret uykusundan uyanmaları ile açıklanabilir.

Dün nasıl 1.Dünya savaşında Ortadoğu ve özellikle kuzey Afrika coğrafyasını çıkarları doğrultusunda şekillendiren emperyalist batılılar bugün yine aynı şekilde ve fakat farklı yöntemlerle bunu yapma gereği duyuyorlar, arada tek bir fark var, dün bizatihi kendi askeri güçlerini kullanarak yaptıkları bu değişikliği bugün bölge halkalarını harekete geçirerek tebası oldukları rejimlere karşı  kullanıyorlar.

Peki, Amerika ve batı bu gereksinimi neden durup dururken duydu, ne oldu da istedikleri gibi kullandıkları diktatörlüklerin ipini çekme gereği duydular.

Belki bunu şu başlıklar altında toplamak mümkün olabilir.

- Radikal İslam’ın etki alanını minimal boyuta indirmek,

- anti-Amerikan, anti-İsrail ve anti-batılı oluşumları ortadan kaldırmak,

- özellikle İran’a karşı daha dirençli ve daha demokratik rejimleri kurarak sözkonusu sitemleri İran halkının gözünde cazip kılarak gelecekte totaliter İran reşimine karşı oluşabilecek halk ayaklanmalarına zemin hazırlamak.

Elbette ki yeni konjonktürde yukarıda saydığımızın çok ötesinde derin hesapların ve planların var olduğundan kuşkumuz yok, hali hazırda patlak vermesi çok kuvvetle muhtemel olan bir İsrail- İran savaşında Amerikan’ın lokal çözümler yerine daha sağlam ve kalıcı çözümlere baş vuracağı kesin, işte onun içindir ki önceliğin İsrail’in güvenliği olacağını bilmek için çok fazla da politikadan haberdar olmaya gerek yok.

İran’ı yalnızlaştırmak, bölgedeki en sağlam müttefiki olan Suriye rejimini yıkıp mollaları köşeye sıkıştırmak için her türlü senaryonun denendiği bir gerçek, fakat Amerika’yı ve batıyı esas endişelendiren ise Ortadoğu ve Uzakdoğu da bir İran, Rusya ve Çin bloğunun oluşması.

Son 10 yılda özellikle ekonomik alanda Dünya devi olma yolunda engelleri bir bir aşan Çin’in en büyük rakip olarak gördüğü Amerika’ya karşı böyle bir blokta yer alması sürpriz olmaz, askeri anlamda ise Rusya zaten ezelden beri böyle bir oluşumun içinde.

Tüm bu hassas dengelerin içinde kuşkusuz en çok merak edilen de Türkiye’nin alacağı rol, daha doğrusu Türkiye’ye biçilen rol.

Özellikle Suriye politikasında Amerika ve batıdan yana pozisyon alan Türkiye’nin İsrail eksenli bir sarmalın içine girmiş olması hem AKP iktidarında ve hem de tabanında önümüzdeki süreçte çok büyük sıkıntılar yaratacağından şüphe yok.

Özellikle Türkiye’nin en can alıcı sorunu olan Kürt sorununun neleri tetikleyebileceğini ve Türkiye’yi nasıl bir bilinmeze doğru sürükleyeceğini tahmin etmek zor değil.

Ortadoğu’da yeni oluşacak denge içerisinde Kürtlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve böyle bir yanılgıya düşmenin çok derin sonuçlar doğurduğunu görmek için Irak Kürdistan’ında ve şimdilerde ise Suriye Kürdistan’ında yaşanan gelişmelere bakmak yeterli.

Aslında Türkiye ilerleyen dönemlerde üç taraftan bir “Kürt kuşatması” altına girip içeride ise zaten bir travmaya dönüşen kendi “Kürt sorunu” ile boğuşmanın ne gibi sorunlar doğuracağını biliyor, işte o yüzdendir ki kendince oluşan bu büyük riski minimalize etmek adına öteden beri dışladığı  Irak Kürdistan’ı ve Barzani ile tarihte olmadığı kadar yakın ve sıcak ilişkiler içine girmiş görünüyor, üstelik bunu Irak merkezi hükümetini karşısına alma pahasına yapıyor.

Gerek Kürtlerin hakim oldukları toprakların Saddam rejimi döneminde sırf Kürtlerin ileride eline geçme korkusu ile işlenmeyen, bakir petrol ve doğal gaz rezervlerin iştah kabarması ve gerekse PKK etkisinde güneyde Suriye’de PYD öncülüğünde oluşan zeminin tüm Kürt coğrafyasını etkisi altına alma korkusu muhtemelen Türkiye’yi Barzani ile yakınlaşmaya itmiş olabilir, doğrusu bu anlamda sürecin iyi okunmadığı da aşikar, Barzani’in Kürt coğrafyasında ne PKK ve ne de PYD ile karşı karşıya gelmeyi isteyebileceği pek olası gibi görünmüyor.

Bölgede yaşanan bu büyük karmaşadan kim karlı, kim zararlı çıkacak hep beraber göreceğiz.

 

 

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Akp nin o kadar ileri görüşlü olacağına inanmıyorum. Mantıklı olanı bence Akp nin bunun tek çözüm olduğuna inandırılmasıdır. Yani Akp anlattığınız yolu görüp bu stratejiyi seçmedi... Bu strajenin en mantıklısı olduğunu birileri anlattı. Kim kârlı zararlı çıkıyor gayet açık....Arap baharının olduğu her yerde bölünmeler hız kazanıyor...Laiklik ve kadın hakları geriye gidiyor... Ekonomi kaybediyor...Kısaca HALKLAR hep zararlı hep zararlı. Saygılarla

Süleyman Akyürek 
 21.12.2012 15:32
 

Merhaba, Bu konu gerçekten de çok bilinmeyenli birdenklem. Bence içine giren herkes zararlı çıkacaktır. Biz zararlarını görmeye başladık bile. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 21.12.2012 13:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 526
Kayıt tarihi
: 02.09.09
 
 

Batmanın Beşiri ilçesinde doğdum, Mersinde yaşıyorum, edebiyata ilgi duyuyorum, yerel ve ulusal d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster