Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
119
 

Atatürk'ün Hatay ilerleyişi

“Hatay benim şahsi meselemdir. Atatürk, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak ile yaptığı bir konuşmada; “Bilirsin ki çocuk, 1921 senesindeki antlaşmayı (Ankara Antlaşması) yapanların başında ben vardım. O zaman Mösyo Franklin Boullion ile bu konuda çok şeyler konuşmuştuk. Onları şimdiki Fransız idarecileri öğrenmemiş veya unutmuş olsalar bile, ben asla unutmadım ve unutmam. Bu itibarla defalarca, Fransız sefiri Mösyo Ponsot’ya da açıkça söylediğim gibi, dava benim şahsi davamdır ve icap ederse yine şahsen halletmem gerekir. Binaenaleyh şayet böyle bir zaruret karşısında kalırsak tutacağım yolu da kararlaştırmış bulunuyorum. Böyle bir durumda derhal Devlet reisliğinden hatta ve hatta mebusluktan istifa edeceğim. Serbest bir Türk vatandaşı olarak, bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına gireceğim. Bildiğin gibi bunun her zaman ve çok emin yolları vardır. Oradaki mücahitlerle ve anavatandan kaçıp bize katılacağından şüphe etmediğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım. İsterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan eder ve hakkımızda takibat yapar.’’ 1937 yılı Ocak ayı boyunca meseleye Milletler Cemiyeti çerçevesinde çözüm arayışları devam etmiştir.

Aralık ayı sonunda Hatay’a gelen Milletler Cemiyeti Gözlemciler Heyeti, çalışmalarına vakit kaybetmeden başlar. Bu heyet, Hatay halkının kimi istediğini belirleyecek olan seçim ortamını sağlayacak ve seçim öncesi seçmen listelerinin hazırlanmasını kontrol edecektir. Hatay halkı artık esaretin bitmesi için gün saymaktadır. Bu heyete Antakya’nın Atatürk’ün deyimiyle ‘‘Kırk Asırlık Türk Yurdu’’ olduğunun gösterilmesi gerekmektedir. 11 Ocak 1937 günü gözlemci heyetinin gözleri önünde 60.000 Türk’ün katıldığı muazzam bir miting ve yürüyüş yapılır. Atatürk, Hatay meselesinin bir an evvel çözümü için 5 Ocak 1937 günü hükümetin başında bulunan İsmet İnönü tarafından diplomatik çözüm için ikna edilmiş ve kendisinden bir süre istenmiştir. Fakat Atatürk, Hatay’ı bir an evvel almak istiyor ve hükümete acele edilmesi konusunda sürekli ısrar ediyordu. Hatta bu ısrarını gazeteler üzerinden de sürdürüyordu.

Kurun Gazetesi’nde gazeteci Asım Us’a Hatay meselesinin çabuk çözümü için Hükümeti eleştiren 5 makale yazdırmıştı. Fransa, 18 Ocak 1937’de Sancak’ı ayrı varlık olarak kabul edeceğini Türk Hükümeti’ne bildirir. Bunu takiben Türkiye ile Fransa, 21 Ocak 1937’den itibaren Milletler Cemiyeti toplantıları sırasında ikili görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşmeler 23 Ocak 1937’ye kadar devam etmiş ve sonunda Türkiye ile Fransa bir prensip antlaşmasına varabilmiştir. Bu prensipler 27 Ocak 1937’de ‘‘Sandler Raporu’’ olarak Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından onaylanmıştır. İskenderun Sancağına bağımsızlık verilmesi 52 devletin imzası ve oybirliği ile kabul edilmiştir. 29 Mayıs 1937’de Hatay’ın Statü ve Anayasası’nın Milletler Cemiyeti Konseyi’nde kabul edilmesi üzerine, Suriye Meclisi 3 Haziran 1937 tarihinde bir bildiri yayınlayarak Sancağı Suriye topraklarının bir parçası saydığını, yapılan antlaşma ve statüyü tanımadığını açıkladı. Suriye Başbakanı Cemil Mardam, Ankara’ya gelmiş ve 21 Aralık 1937’de Atatürk tarafından kabul edilmiştir.

Atatürk, Hatay konusunda şunları söylemiş ve kesin bir şekilde kararlılığını ortaya koymuştur: “Bu mesele benim için bir namus meselesidir. Biz orayı muharebe ile kaybetmedik. Bize verin demiyorum. İhtiyacımız yoktur. Bu meseleyi halledeceğiz. Bunun için en büyük tehlikeyi bile göze aldım.” Atatürk 20 Mayıs 1938 günü Mersin’e geldi ve 23 Mayıs’a kadar Mersin’de kaldı. Hatay ile ilgili olarak yabancı ülkelerin elçileri ile yapılan temaslar sürekli kendisine iletiliyordu. Ulu Önder, Hatay Meselesi çözülünceye kadar Ankara’ya dönmeyeceğini ifade ediyordu. Bu sırada 30.000 Türk askeri Maraş ve Antep yönünden Hatay sınırına kaydırılmıştı. Bu hamle ile de Atatürk, Fransızlara kararlılığını göstermiş ve tüm bu gelişmeler çok kısa süre içinde Fransa üzerinde caydırıcı etkiler yaratmıştır. Hatay meselesinin en kritik günlerinde Orgeneral Asım Gündüz başkanlığındaki Türk Askeri Heyeti, 12 Haziran 1938 günü Antakya’ya gelmiştir. Fransız Askeri Heyeti ile ilgili görüşmeler burada yapılacaktır. Yapılan bu görüşmelerde Türk tarafı bakımından asıl hedef Türk Ordusu’nun Hatay’a girmesini sağlayacak bir antlaşmanın imzalanmasıdır. Bu hedef bizzat Atatürk tarafından emredilmiştir. Atatürk, Asım Gündüz Paşa’ya “Fransızlarla Ordumuzun Hatay’a girişini sağlayacak antlaşmayı imzalamadan dönmeyeceksin” kesin emrini vermiştir.

22 gün 22 gece süren görüşmeler sonunda 32 maddelik protokolü kap- sayan bir antlaşma ile Sancak’ın toprak bütünlüğü, siyasi statüsü ve asayişinin temini için 6.000 kişilik bir kuvvetin sağlanması kararlaştırılmıştır. Türk öncü birlikleri 4 Temmuz’da, esas birlikler 5 Temmuz 1938’de Kurmay Albay Şükrü Kanaldı komutasında Payas ve Hassa üzerinden Hatay topraklarına girmiştir. Türk-Fransız Askeri ve Siyasi Antlaşmalarının 1938 yılı Temmuz ayında imzalanmasından sonra, iki hükümet, Hatay’da seçimlerin Türk-Fransız otoritelerinin ortak denetiminde tamamlanması ve işbirliğine devam edilmesi konularında anlaşmışlardır. Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra 2 Eylül 1938’de Hatay Meclisi açılmıştır.

Hatay’ın Türkiye’ye katılması Hatay Devleti 10 ay süren teşkilatlanma ve devlet hayatı sürecinde hareketli günler geçirmiştir. Türkiye ile Fransa arasında “Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Meselesinin Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma” imzalanarak, Fransa Hatay üzerindeki hak ve yet- kilerini Türkiye’ye devretmeye karar verdi. Böylece Hatay Devleti’nin Türkiye’ye katılması kesinleşmiş oldu. Ancak Hatay Millet Meclisi bütün işlemler bitirilinceye kadar çalışmalarını sürdürdü. Hatay Başbakanı Abdurrahman Melek, Hatay Meclisi’nde yankılanan son sözler olan “Artık biz susalım, tarih konuşsun.” dediğinde saat 17.35’tir. Bundan 15 dakika sonra saat 17.50’de Hatay Bayrağı Meclis Binası’ndan indirilmiş, yerine heyecan ve gözyaşları içinde, İstiklal Marşı eşliğinde Türk bayrağı çekilmiştir. 29 Haziran 1939 günü saat 17.50, tarihe, Türklerin kurduğu devletlerden biri olarak geçen Hatay Devleti’nin sona erdiği an olarak yazılmıştır. Atatürk, Hatay sorunu ile başından beri yakından ilgilenmiş, akılcı ve barışçı bir siyasetle bu sorunu çözüme kavuşturmuştur. Ancak, Hatay’ın Türkiye’ye katılması Atatürk’ün ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Hatay Atatürk’ün bir andıdır. O kimilerince gerçekleşmeyecek şeyleri gerçekleştirdi. Zamanında Türkiye’ye neredeyse yüz yıllık bir ilerleme verdi. Bu Atatürk’ün bir ilerleyişidir. Tıpkı “İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri” demesi gibi. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 325
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi severim.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster