Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
2790
 

Ay mı olacaksınız, güneş mi?

Ay mı olacaksınız, güneş mi?
 

Güneş ışığını kendinden alır. Ay ise, Güneşten...

Belki de “ olmak yada olmamak işte bütün mesele bu" diyerek Shakespeare’ in 1601 yılında babasının ölümü üzerine yazdığı Hamlet ile adını hafızalara kazıdığı gibi, burada yapılan seçimde bizim hayat yolumuzda, kaderimiz olarak her atığımız adımda yaşamımıza kazınıyor…

“ Bütün dünya bir sahnedir.Ve bütün adamlar ve kadınlar sadece birer oyuncudur. Hepsinin girişleri ve çıkışları vardır…” sözü de Shakespeare’ e aittir. O halde bence kişi Dünya isimli tiyatro da, Hayat denen sahnede kendi yazıp, yönettiğimiz ve aynı zamanda oyuncusu ve izleyicisi de biz olan şu Yaşam denen oyunun da kişi rolünü seçmeli ...

Ay mı olacaksınız? Güneş mi?
Birilerinin bizi mutlu etmesini bekleyerek mutlu olunamayacağını deneyimlemekten sıkılmadıysanız, hala Ay olarak kalmayı seçmektesiniz demek ki …

Her Ay için bir Güneş elbette bulunur…

Fakat unutmayın ki, akşam olupta Güneş battığında, dünya döndükçe yaşanacak tüm gecelerde siz sadece ondan size düşecek yansımanın aydınlığınla yetinmek zorunluluğuyla başbaşa kalacaksınız…

Ay da aydınlatır fakat, ancak Güneş’e olan yakınlığı nispetinde. O halde daha çok yaklaşır ve ışıktan daha fazla nasiplenilebilinir de denebilir. Ama maalesef ki bu, çözüm olmaktan hala çok uzak bir seçim olacaktır. Üstelik bana göre bu olsa olsa, Güneşe olan bağımlılığınızı daha da arttırır hepsi bu.

Birde şu var tabi: Güneş’e yaklaşmanın bedeli.

Örneğin çabalamaya gerek olmaksızın, sadece yansıma olarakta, ışık saçabilmenin tembelliğine ve sıcaklığa ve ışığa böylesine rahat ulaşmanın o aldatan büyüsüne kapıldığınızda; artık "kendi ışığınızı yaratma şansı" nızıda, maalesef ki Güneşe’e doğru attığınız o her hevesli adımla kendi ellerinizle biraz daha kaybedersiniz...

Birde buna gönüllü olup, gözleriniz kapalı Güneş’in çekim alanına doğru ilerlerken o "geri dönüşsüz nokta" yı geçtiyseniz ve belli bir mesafeyi fark etmeden aşıpta, o alana girdiğiniz de, artık iş işten çoktan geçmiş olacaktır...

Çünkü bilindiği üzere ” büyük gezegen , küçük olanı yutar”. Bu yakınlaşmanın, süreç boyunca sizinin gelişiminize getireceği kösteği bir yana bıraktığımızda dahi, bundan çok daha büyük bir sorunla yüzyüze gelecek olmanın sıkıntısı diğeriyle boy ölçüşemeyecek denli büyük bir problemdir.

Çünkü, Ay olarak kalma hakkınızı dahi yitirerek yok olmanız, söz konusu dur şimdi. En hahififnden baktığınızdaysa, siz artık bir "bağımlısınız"…

Gezegenler ve yıldızar söz konusu olduğunda aşikar olan bu çekim olanına girip yutulma, tehlikesi, bir ebnzerini ilişkilerde göstermektedir. Bu durumun bertaraf edilmesi adına korunması gereken mesafe meselesi; ikili ilişkilerde, hele birde söz konusu olan: “mutlu olmak için seçilen aydınlanmayı, bir diğerine beklenti olarak atayarak yaşamayı seçmek” ise, geri dönüşsüz noktayı geçerek farkında olunmaksızın; iradesi, ışığı, kişisel gücü fazla olanın asıl gezegen...

Diğerinin ise, uydu olduğu; bağımlılık merkezli ilişkilere dönüşmesi alışıldık bir durumdur…

Bence biri kolayı seçip özgür iradesini, gelişimini, mutluluğunu ve var oluşunun zarurui ihtiyacı olan, bir çok gerek şartı bir diğerine bağlı yaşarken; kolayı seçmekte.

Diğeri ise, yöneten olmanın egosal tatminini yaşaya dursun, ne Ay, ne de Güneş, kişisel mutluluğu yakalayabilmiş olamıyorlar...

Her ne kadar Ay'ın aydınlığının varlığı, Güneş'e de borçlu olunsa,

Güneşte işe yarıyor oluşunu görebilmek adına, Ay’a yansımada bulunmak zorunluluğu ile farklı bir tür bağımlılığı kendi için yaratmıştır.

Ama ilk bakışta, birincisi öncelikli olarak göze çarpmaktadır.

Ve şahsi fikrimi sorarsanız; her ikisininde bir birinden bağımlılık anlamında farkı olmadığı doğrultusunda, olacaktır...

Her birimizin, kendi ışığının varlığına inandığı ve bu fikre güvenerek kendine dönüp baktığında göreceği: Kendini aydınlatacak bir Güneş olduğumuz ve bir diğeri için değil, sadece ve sadece kendimiz için parlamamız gerektiği olacaktır.

Biz "başkaları için aydınlıkta kalmalıyım" dedikçe, aslında o başkalarının kendi aydınlığını yaratma hakkınıda ellerinden almış olduğumuzu fark edebilmek ve bu egosal halden sıyrılabilmek adına, kendi kendimizin ayı ve güneşi olabilmekle yetinmenin daha uygun bir tercih olacağını düşünüyorum.

Zaten biz dileyelim yada dilemeyelim aylar da güneşler gibi her zaman var olacaktır. Ancak benim anlatmaya çalıştığım:bunu biz yaratmamlıyız. Tercihimiz bu olmamalı. Bu olsa olsa Ay’ın kendi özgür seçimi ile oluşabilir ve biz buna gönüllü olmadığımızda işte o Ay, Güneş olabilme çabasına girebilecek potansiyelini fark ederse, buna doğru itilecek ve kendi evrenin merkezi, kendi ışığını yaratan bir Güneş olabilme şansını kullanmaya cesaret gösterebilecek ve belkide budenli azimli olmaya karar verebilecektir...

Gerçek güneşlerin yeni güneşlerin doğmasına müsade edebilmesi gerektiğine inanıyorum.

Yoksa bağımlılıkları yaratarak, hatta bunları kullanarak, kendi işe yararlığını, Ay’ın mevcudiyetine endeksleyerek, onu zamanı geldiğinde dahi , sadece kendinden yansıyanlarla yetinecek halde tutmaya çabalayan bir Güneş gerçek ışık ve aydınlığın tarafında olamaz...

sevgi ve ışıkla,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1812
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster