Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '17

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
418
 

Ayla’nın Babası Olmak ve Boşanmanın Vebali?

Ayla’nın Babası Olmak ve Boşanmanın Vebali?
 

Son günlerde vizyonda hayli ilgi gören  Güney Kore ve Türk yapımı bir film var: “Ayla”. Senaryosu Yiğit Güralp’e ait olan ve gerçek bir hikâyeden uyarlanan bir film.  Kore Savaşı sırasında beş yaşındaki bir kızın bakımını üstlenen Astsubay Süleyman  ile Ayla adı verilen Koreli kızın hikayesi anlatılıyor.

Süleyman,  savaş sırasında ormanda bulduğu kimsesiz bir kız çocuğuna sahip çıkar. Ancak aralarında çok kısa bir zamanda baba-kız yakınlığı oluşur ve birbirlerinden ayrılmak istemezler.Yaklaşık bir buçuk yıl sonra ayrılma zamanı geldiğinde birbirlerinden kopmaları çok zor olur. Çünkü Süleyman, Ayla’yı kızı gibi sevmekte, Ayla da onda bir baba figürünü görmektedir. Film, bu haliyle tam bir baba şefkati ile evlat muhabbetinin somutlaştırılmış halini yansıtıyor.

Filmi farklı açılardan okumak mümkündür. Öncelikle, gerçek hayatta olduğu gibi, bir çocuğun normal hayatta baba figürüne  ne kadar ihtiyaç duyduğu en etkili bir şekilde veriliyor.  Diğer taraftan da babaya Allah tarafından verilen babalık şefkatinin, koruma güdüsünün ne kadar güçlü olduğunu da gösteriyor. Babaya verilen bu güçlü şefkat ve  koruma duygusundandır ki, Kur’an-i Kerim, ne sebeple olursa olsun, çocuğun babasına karşı gelmesini kabul etmiyor.

Bu çerçeveden bakıldığında, AYLA, bir anlamda babasız büyüyen, baba şefkati ve korumasından mahrum kalan  çocukların dramını anlatılıyor da diyebiliriz.

Bu dram, yani babasız büyüyen çocukların dramı, günümüzde katlanarak devam ediyor. Hızla artan boşanma oranları ve bunun sonucu olarak da ebeveynlerden sadece birisiyle yaşamak zorunda olan çocuklar, ruhsal ve fizyolojik olarak sarsılmaya devam ediyorlar. Araştırmalar, Amerika'da daha 1990'lı yıllarda fakir mahallelerde yaşayan her yirmi çocuktan on dokuzunun babasız büyüdüğünü ortaya koyuyor. İngiltere ve Fransa'daki yoksul bölgelerde yaşayan çocukların üçte ikisi bugün itibariyle babasız yaşamaya devam ediyor.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de aynı derecede olmasa da boşanma oranlarının arttığını artık hepimiz biliyoruz. Yılda ortalama 120 bin çift boşanıyor. Bu süreçte eşlerin yaşadığı travmalar ve cinayetler medyanın gündeminden düşmezken, arada kalan ve her durumda hayat mücadelesini ya tek ebeveynli veya yetim ve öksüz olarak sürdürmek zorunda kalan çocuklar pek de gündeme gelmiyor.

Çocuklar, ebeveynlerin boşanmasından sonra, tek ebeveynli olarak hayatlarını sürdürürken, özellikle kıskançlık veya sahiplenme, namus vb gibi duyguların etkisiyle katledilen annelerinin ölümünden sonra bu kez daha büyük bir dramla karşı karşıya kalmaktadırlar. Çünkü bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, ebeveynlerinden sadece birisiyle yaşayan çocuklar, diğer akranlarıyla karşılaştırıldığında, okulda daha başarısız oluyorlar, başlarını daha fazla derde sokuyorlar, duygusal sorunları daha fazla yaşıyorlar ve sağlık sorunlarıyla daha fazla boğuşuyorlar. Ayrıca bu çocuklar, ileride evliliklerini fazla sürdüremeyip ayrılmak zorunda kalıyorlar. Sosyolog Anderson'na göre, babasız evlerde büyüyen çocuklar, "aşırı erillik" diye adlandırdığı, kayıtsız, hatta yırtıcı cinsellik ve şiddet ile tanımlanan sorunlara da neden olabiliyorlar.

Boşanmaya kolaylıkla karar verip,  çocuklarımızı babasız veya annesiz büyütmeyi göze almakla yalnız çocuklarımıza hastalıklı bir gelecek bırakmıyor, aynı zamanda aile kurumunun da, toplumun temel yapısının da çökmesine neden oluyoruz.  İşte günümüzde sayıları hızla artan bu babasız çocuklar, toplumun temelini oluşturan aile kurumunun çöküşünü sembolizme ediyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın son dönemde yürürlüğe koymaya çalıştığı eğitim ve danışma hizmetleri, özellikle “zorunlu boşanma danışmanlığı” uygulaması çok yerinde bir karardır, ancak bu çöküşü hangi oranda düşüreceğini zaman gösterecektir. Çünkü şimdi, değişen hayat felsefesi ve normalleşen ahlaki yozlaşmanın bir sonucu olarak boşanmalar   ne çevreyi ne de eşleri  eskisi gibi rahatsız etmiyor. 

Yine de boşanan veya boşanmaya karar veren ebeveynlerin sorumluluğu büyüktür.

Biyolojik babası olmadığı halde, baba olarak gördüğü kişiden ayrılan Ayla’nın 60 yıl sonra bile onu gördüğünde sarılarak döktüğü göz yaşları çocuğunu terk eden babalara  ibret olsun!

Ayla’lara  bu travmayı nasıl yaşatabiliyorlar?

Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 598
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster