Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1782
 

Baktığımız pencereden görünen manzara

Baktığımız pencereden görünen manzara
 

Bir cephesi doğuya, bir cephesi batıya bakan bazı yazlık evler vardır. Sabahları tepelerin ardından güneşin doğuşunu, akşamları da denizin ortasından batışını izlemek müthiş zevklidir.

Şansa bakın, ben de tesadüfen böyle bir evde oturuyorum. “Böyle” derken sadece bir yönü doğuya, bir yönü batıya bakan bir ev demek istiyorum. Yoksa şehir içindeki bitişik nizam bir evin hayallerinizdeki gibi bir manzarası olmasını beklemiyorsunuz değil mi?

Salonumuz doğu cephesine bakıyor. Küçük bir balkonu olan mutfağımız da… Güneşin doğuşunu göremesek de, biraz yükseldikten sonra onu evin içinde hissediyoruz.

Evin önünde trafiği oldukça yoğun bir cadde var. Arka tarafta ise apartmanların oluşturduğu adanın bahçesi bulunuyor. Sessiz ve sakin olduğu için yatak odalarımız bu taraf bakıyor tabi.

Yirmi küsur yıldır burada oturuyorum. Geceleri öylesine bir sükûnet var ki, kim sorsa evimizin bu rahatlığını, bu güzelliğini, överek anlatırım.

Geçen yaz memleket ziyareti için ablamlara gittiğimizde, söz bir biçimde evimize geldiğinde, ben yine, memnuniyetimizi, hiçbir şikayetimiz olmadığını anlatırken, ablam:

“- Ayy, ne kadar gürültülü bir yer, orada nasıl yaşıyorsunuz?” deyiverdi.

Şaşırdım elbette… Belki başka bir akrabanın eviyle karıştırıyor diye düşündüm. Fazla da üzerine gidip gereksiz bir tartışmaya girmedim tabii. Ne de olsa onların yaşadığı yer İstanbul’un gürültüsüyle mukayese edilemeyecek kadar küçük bir kasaba. Öyle hissetmeleri doğaldır, deyip unuttum gitti.

Geçen akşam bir vesileyle evimizde gereğinden fazla misafir vardı. Allah’tan yaz da, yatak yorgan pek fazla sorun olmuyor. Gerçi Allah’a şükür soğuk havalarda bile evlerimiz artık öyle güzel ısınıyor ki, “nerde o eski kış günleri” diye özlem bile çekiyoruz.

Neyse, yatma saati gelince insanları cinsiyetlerine yaşlarına, yakınlıklarına göre yatırmak için plan yaptığımızda, yatak odamızı birilerine bırakmak zorunda kaldık. Bizim aileye de salonda yatmak kaldı. Aman Allahım, gece sabaha kadar araba gürültüsünden uyumak ne mümkün…

Tam dalacağımız zaman sanki özel olarak hazırlanmış gibi farklı gürültü çıkaran bir başka araba geçiyor. En ilginci de yollar nasıl olsa boş diye hız yapan sürücülerin tam evin önündeki kasisi son anda faketmeleri ve fark ettikleri anda da frene basmalarından kaynaklanan sesler...

Ön tekerlekler geçtikten sonra ancak yükseltiyi fark edebilenler, telaşla frene basınca “küüt” diye arabanın şasisi tümseğe vuruyor. Halbuki devam edip gitseler, en azından modeli yüksek arabaların amortiserleri durumu absorbe edecek. Gerçi artık trafikte eski model araç da kalmadı ya…

Sabaha karşı azıcık dalar gibi olmuşuz. Bu sefer de boğaz trafiği başladı mı? Kornalar, bağrışıp çağrışmalar derken bir de güneş bütün sıcaklığını üstümüze vermez mi?

Bizim evin ne kadar rahatsız olduğunu söyleyen ablama o zaman hak verdim. Çünkü onu biz salonda yatırmıştık.

*****

Evet sabahları güneş ışığı altında mutfak balkonuna oturup kahvaltı yapmak, ne kadar iticiyse, öğleye kadar gölgelik olan arka balkonda, bülbüllerin ve çeşit çeşit kuşların cıvıltıları arasında cumartesi-Pazar yaptığımız “brunch” keyfine de diyecek yok.

Ağaçlar ve çiçeklerle bezenmiş bu güzel mekândaki tek şikâyetimiz, yaza doğru bütün görüntülerimizin önünü kesen kocaman yıllanmış bir ceviz ağacı… Kendinizi herhangi bir sayfiye yerinde veya yazlığa gittiğiniz şirin bir kasabada sanabilirsiniz.

Oysa ön tarafta hayat farklı şekilleniyor ve yoğun bir İstanbul trafiği, sürücülerin sinirlerini tepelerine çıkarmaya devam ediyor. Bizse arka tarafta her şeyden habersiz çayımızı kahvemizi yudumlamanın tadını çıkarıyoruz.

Akşam yemeklerinin vazgeçilmez mekânı ise ön taraf tabii.. Çünkü güneş arka taraftan battığı için burası daha serin ve akşam saatlerinde ışıklarını yakan arabaların, fosforlu tesbih gibi arka arkaya sıralanmalarının görünüşü bir başka güzel…

Özellikle belediye otobüslerindeki, günün yorgunluğuyla, evlerine gitmenin sevincini birlikte yaşayan insanları yüz iifadeleri nedense bana çok ilginç gelir.

*****

Birçok evin birbirinden farklı iki cephesi vardır. Pencereden baktığınızda karşınıza çıkan manzara çoğu kez birbirine zıt olabilir.

Otellerin de bir denize bir de ormana bakan odaları vardır bilirsiniz. Fiyatları da farklıdır.

Aynı otelin farklı odalarında konaklayanlar, tatilden döndüklerinde kaldıkları yeri nasıl tarif ederler dersiniz?

Denize bakıyordu diyenler de haklıdır, ormana bakıyordu diyenler de, değil mi?

En doğrusu otelin bir cephesi denize bir cephesi ormana bakıyor demektir. Üstelik bu otelin değerini düşürmez, ona daha da fazla değer kazandırır.

*****

Sonuç olarak hangi pencereden bakarsanız, o taraftaki manzarayı görürsünüz. Aynı pencereden baktığınız sürece manzaranız hiç değişmez.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ev de sizin özgürlük de... Hanımefendi ve siz, evinizden görünen manzaraların tamamına hakimsiznizdir tabiki. Dedikodudan da uzak durmak lazım elbette ama siz yine de balkonda bir kahve içmeye davet eden olursa, davete icabet edin derim ben. Sizin kattan bakınca apartman yöneticisi başarılı görünüyor olabilir. Ama konuk olduğunuz üst kat komşunuzun çatısı akıyordur belki. Ya da bahçe katındaki apartman sakinin evi temelden rutubet alıyor olabilir. Bu yüzden yöneticiyi başarısız buluyor olabilirler. Bir ihtimal yöneticiyle kişisel düşmanlıkları da olabilir. Sırf bu yüzden çatının aktığını iddia etmiş de olabilirler. Tavandaki rutubet izi varsa ön yargınızı kaldırabilir. Bu ölümcül olmayan sorunlar doğru da olabilir, bir taktik de. Ama asansöre şıkışıp ölen çocuk için hiç kimse iyi oldu yöneticinin tamircisi kötüydü işte demez. İnanın demez. Asansörün tamirinde hem fikir olunsa da sorun hangi pencereden görünen tamirciye başvurulacağıdır sanki. Sabrınıza teşekkürler ve selamlar..:))

Yıldız... 
 28.06.2010 1:51
Cevap :
Yöneticimizi iyi diye seçtik. Çoğunluk ona oy verdi ne yapalım. Benim adayım değildi ama, yeni seçime kadar sürekli bu benim adayım değildi, bunu bir an evvel düşürelim diye kulis yapmıyorum. Dedikodu da.. Para toplanacak diyorsa ne yapacaksın diye soruyorum. Mutlaka bunları yiyecektir diye arkasından konuşmuyorum. Asansörler kul yapısı dünyanın her yerinde bozulabiliyor. Bozuk olduğu için kimse sıkışıp ölmez. Ancak içinde mahsur kalınabilir. İçeride biri kaldıysa hemen yöneticinin tamircisi kötüymüş diye de feryadı basmıyorum. Elektrik kesildiği için de asansörde kalınabilir. Ama ben sebep ne olursa olsun kusuru yöneticide bulacak şekilde ne kendimi ne komşuları yönlendirmiyorum. Sonuçta yaptığı ve yapamadığı şeyler ortada. Yakında yine seçim var. Başarılı bulursak tekrar seçeriz. Bulmazsak da değiştiririz. Değişmesine benim gücüm yetmezse, yani tekrar seçilirse de kabullenmekten başka ne yapabilirim? Ya seçim yapmıycaz, ya sonucuna razı olucaz. Katkınıza teşekkürler. Selam ve sayglr  29.06.2010 0:51
 

Ancak ev sizin Ahmet Bey..:)) Dilerseniz dolaşır her penceresinden bakabilirsiniz. İşi biraz daha ileri götürüp sokağa çıkabilir,kuş seslerini arka bahçede oturup dinleyebilir, ön caddeden karşıya geçip evinizin nasıl göründüğüne bile bakabilirsiniz. Komşularınızın balkonlarına konuk olabilir, konuk olamadıklarınızla kendi görüntüleri hakkında sohbet edebilirsiniz. Dilerseniz şafağı salondan gurubu yatak odanızdan izleyebilirsiniz.Ya da direnir sadece gün doğuşunu izler diğer pencereye hiç yanaşmaz, güneşin asla batmadığını iddia edebilirsiniz. Önemli olan sanırım bakabildiğimiz kadar çok pencereden bakabilmek. Bakma imkanımız olmayan pencerelerden bakanları da ön yargısız dinleyebilmek. Otel örneği çok iyiydi. Ben de belki bu örnek üzerine, uzun zamandır yazmayı planladığım aklın yollarına dair bir blog yazarım. Hangi pencereden bakarsanız bakın daima ferah görüntüleriniz olsun..:)) Selamlar

Yıldız... 
 26.06.2010 22:03
Cevap :
Dilediğim pencereden bakmama tanıdığınız özgürlük için teşekkür ederim Yıldız hanım..:-))). Komşu dedikodusu yapmak şeklinde bir alışkanlığım olmadığı gibi komşu balkonlarda gözüm de yok merak etmeyin. Haklısınız, eşim hep ön pencereden bakıp, "güneş doğuyor ama batmıyor" gibi garip bir iddiada bulunabilirdi...Ya da ben hep arka pencereden bakarak "güneş batıyor ve artık doğmayacak" diye endişe edebilirdim. Allah'a şükür ikimiz de sabah doğduğunun akşam battığının farkındayız. Sanki başkaları da bu şekilde bakmayı denerlerse gerçekleri daha iyi anlayabilirler diye düşünüyorum. Anladınız siz de onu biliyorum.... :-)) Hepimiz pencerelerimizden baktığımızda ferah görüntülerle karşılaşalaım istiyoruz. Bunu sağlamak için de uğraşıyoruz değil mi? Aynı şeyi ülke genelinde düşündüğümüz zaman içimizi karartan sahnelerin olmaması için gayret göstermeliyiz onun için teröre karşı kenetlenmeliyiz diyorum. Herhalde yanlış düşünüyorum ki bazıları kızıyorlar. Ne yapabilirim? Selam ve saygılarımla...  26.06.2010 23:12
 

İçinizdeki sonsuz huzurla baktığınızda pencereden, gördüğünüz manzara çok çok güzel olacaktır. Aksini düşünmek istemiyorum. Selamlar...

Yurdagül Alkan 
 25.06.2010 9:56
Cevap :
Herkese huzurlu ve mutlu bakışlar diliyorum. Katkınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  25.06.2010 19:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster