Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '15

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
2237
 

Bazen öyle zordur ki anlamak kadını, yolun başında kimdin unutursun !

Bazen öyle zordur ki anlamak kadını, yolun başında kimdin unutursun !
 

Nasıl bu hale geldiğini defalarca sormuştu kendine! Cevabı yoktu. Belki de bir cevabı olmasından korkuyordu. Oysa her zaman güçlü olmuştu. Hayatın her sillesinde daha da büyümüştü. İlk defa çaresizdi. Yüzü gülüyor, sesi cıvıldıyordu; ama gözlerinin ardındaki hüzün, yüreğindeki sızı onu terk etmiyordu. Boğazındaki düğümler, zihnindeki sorular her gün artıyordu! Neden gözyaşlarını gizlemek zorundaydı! O bir anneydi. Doğru yolu bulmalı ya da o yolu yapmalıydı.

Yeter artık, yağma diye geçirdi içinden, cama vuran yağmurdan gözlerini alırken! Oldukça sade döşenmiş odada göz göze geldiği kırklarındaki kadın gülümsüyordu! Bir an nerede olduğunu anlamakta zorlandıysa da şaşkınlığı uzun sürmedi. Silkindi, “Affedin!” dedi.

“Endişelenmeyin! Hepimiz zaman zaman koparız andan hatta tutup çeken olmasa dönmeyiz geri. Yaşam değirmeninde öğütülmeye isyandır dalıp gitmelerimiz!”

Bir psikologla konuşması gerektiğini anladıktan sonra epey zaman almıştı araştırması. Evinden uzakta, karman çorman bir adreste olmalıydı. Tek vasıtayla gidebilecekken aktarma yapacak ve biraz da yürüyecekti. Takip edilmezdi belki; ama görülmemeliydi de! Kime ne anlatabilirdi !

“Kolay olmadı gelmeye karar vermek! Her zaman başının çaresine bakan ben kalkamadım bu sefer altından! Anlatmalıyım bir bir. Siz de derleyip toplamalısınız beni.”

“Bunu yapabilecek kişinin ben olduğumu mu düşünüyorsunuz?"

“O olun lütfen!"

“Sizin gibi genç ve güzel bir kadının ne derdi olabilir? Olsa olsa kocanızın yaramazlığıdır, yanılıyor muyum?”

“Yanılıyorsunuz! O harika bir erkektir. Çocukluğumuzdan beri birlikteyiz. Hayatı ondan öğrendim, onunla büyüdüm. Bir kadın daha fazla nasıl sevilir bilmiyorum. Hiçbir özel günümüzü unutmaz, sürprizler yapar. Çok da yakışıklıdır. Kadınlar ondan gözünü alamaz; ama aldırmam, kıskanmam! Ben öz güveni yüksek bir kadınım. Gözlerinde okuduğum tek şey bana olan aşkıdır.”

“Günümüz erkeklerini düşününce şu duyduklarıma inanın çok sevindim! Danışanlarımın çoğunun ortak derdi kocalarının ilgisizliği, sevgisizliği ve aldatmasıdır. Demek ki -bazı sorunlarınız da olsa- siz şanslı bir kadınsınız. Peki, benimle paylaşmak istediğiniz nedir?”

“Aylardır kafamdan atamıyorum! Unutmak için her şeyi yaptım. Olmuyor! Nasıl bir travmaysa hücrelerime işlemiş adeta! Yaşadıklarımı ona giydirmek zor! Kabullenemiyorum! ‘O nasıl bu hale geldi’yi düşünüp duruyorum. Benim de hatalarım var elbette; ama yaptığını haklı gösteremezler.”

“Ne yaptı size?”

“Vurdu!”

“Biraz su ister misiniz?"

“Epeydir aramız limoni ve o lanet olasıca içki onu o olmaktan çıkarıyor! İllaki her akşam rakısını içecek. Yemekle başlıyor, peynir-kavunla devam ediyor! Çakırkeyif olunca da başlıyor kurmaya, çatmaya! Eğitimine, kariyerine, sosyal konumuna ve ailemize yakışmayan bir adam olup çıkıyor! Küçücük bir kızımız var ve çok sevdiği babasının bağırarak konuşmasına, sallanarak yürümesine anlam veremiyor! Görmesin diye erkenden yatırıyorum; ama hızla büyüyor ve cevaplaması zor sorular soruyor! Ya okulda arkadaşlarına, öğretmenine de anlatıyorsa! Neyse, o gece de yine zil zurna sarhoş oldu ve zorla birlikte olmak istedi. Ne aşağılayıcı bir durumdu benim için! Direndim tabii. Ben direndikçe yumruklar inmeye başladı. Birbirine deli gibi aşık iki insan ne hale gelmiştik!”

Bakışlarını tekrar kaçırdı, camdaki damlalara daldı. Hohlayıp buğulandırsa sonra da bir kalp çizse ne olurdu! Yağmur kesilmişti. Yalın ayak yürümeyi hayal etmişti oysa! Sırılsıklam olsa akar giderdi belki keder! Kızı geldi aklına, içini çekti derince; sildi gözlerini elinin tersiyle!

“Evliliğinizde yolunda gitmeyen ne var? Mesela şu sözünü ettiğiniz hatalarınız nedir? Göz önündeki ilişkinize eminim imreniliyordur da cinsel hayatınız nasıl?”

“Uzun zamandır dokunmuyoruz birbirimize! Bu aslında benden kaynaklanıyor! İnsanın kendisiyle kalmak istediği dönemleri olamaz mı? Evlilik esaret değil herhalde! Evet o benim eşim; ama yaşamımın her anını onunla paylaşmak, haftanın üç günü sevişmek zorunda mıyım?”

“Neden hiddetlendiğinizi anlayamadım! Sizi sorgulamıyorum ki ben! Türk kadınları tarafından ender kurulacak bir cümle bu! Söylediğinizi anlayabilecek, hak verecek Türk erkeği bulmak da zor! Eğitimle de aşılacak bir sorun değil çünkü şiddet nesilden nesile aktarılır. Şiddet uygulayanların çoğu çocukluklarında aile içi şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuştur. Çocuk için rol model babadır. Annesini devamlı iten kakan, bağıran, hakaret eden babasını içselleştirmiş ve gelecekteki saldırgan davranışlarının tesellisi kılmıştır. Neyse ki kızınız var! Eğer bir de oğlunuz olsaydı, kız kardeşine karşı son derece agresif olduğunu görecektiniz. Yani -ailenin geleneksel yapısına bağlı olarak- dövmeyi yanlış olarak düşünmüyor erkek! Çünkü saldırganlık doğasında var! Kadını mal, köle, terbiye edilmesi gereken bir yaratık gibi gören toplumun erkek egemen yapısından aldığı güçle -elinde tuttuğu kontrol ve güce aykırı davranışlarla karşılaştığında- şiddete yöneliyor. Ne yazık ki kadın-erkek eşitliğinin olmadığı, kadının daha edilgen sayıldığı toplumumuzda erkek şiddeti siyasi, ekonomik ve sosyal düzen tarafından hoş görülüyor hatta Taş Fırın Erkeği ve Maço gibi tanımlarla payelendiriliyor! Eşinizin çocukluğu hakkında ne biliyorsunuz?”

“Köklü bir ailenin tek oğlu. Bir de ablası var. Küçükken şiddet gördü mü emin değilim; ama kayınpederim de çok zor bir insan!”

“Şiddet tabii ki sadece fiziksel olmayabilir. Duygusal şiddet de son derece travmatiktir. Babanın duymadığı utancı çocuk duyar. Babanın acizliğini çocuk hisseder ve babasıyla bütünleşerek içselleştirir. İlerleyen yaşlarında, babasından gördüğü şiddeti haklı gösteren sözler dahi edebilir!”

“Eşim şiddeti savunan bir erkek değil. O gece alkolün etkisindeydi ve bana vuran da o değildi. Eminim bir daha olmayacaktır. Defalarca özür diledi ve utanç içinde!”

“İşte kadınlar da bu şekilde içselleştiriyorlar kocalarını. Yılların getirdiği bir bağımlılık var. Aile baskısı var, annesinin evine gidemiyor. Dul etiketinden ürküyor. Ekonomik imkansızlıktan korkuyor ve -makul bir bahaneyle- kocasını terk etmiyor! O bahane de çoğunlukla “çocuk” oluyor. Siz güçlü bir kadınsınız ve hep kendinize yetmişsiniz; ama karşınızda ezik ve korkak bir adam var. Acı ve korku birbirini destekler. O nedenle birbiriniz için yaratıldığınızı ve her şartta ayrılmamanız gerektiğini düşünüyorsunuz!”

“Kızım için affettim onu ve bir daha eskisi gibi olamayacağımızı ikimiz de biliyoruz. O'ndan vazgeçemem; ama aşık değilim artık. Çok emek veriyor hâlâ bana. Kırılan bir vazo ne kadar onarılabilirse!”

“Aciz erkekler anlaşılmaya fazlasıyla muhtaçtırlar! Ufacık bir sevgiyle mutluluk dağları yaratırlar. Uyguladığı şiddet sonrasında ise o dağlar pişmanlık dağları oluverir! Hiç çekinmeden karısını yumruklayan adam ertesi gün önünde diz çökerek ‘Affet beni aşkım, ben sensiz yapamam!’ diyebilmektedir.”

“Evet, öyle oldu!”

“Erkek duygusallıktan kaçar! Karşısında üzgün, ağlayan, sinik bir kadın gördüğünde onunla empati kurar ve üzülmeye başladığı anda da agresyon başlar. Bu sizin için geçerli değil tabii. Sizde eşinizi geren, erkek egemenliğine başkaldırınız olmuş! Her ikiniz de iyi eğitimli olsanız da siz kadınsınız; yemeğini yapacak, giysilerini yıkayacak, gece de koynuna gireceksinizdir. Genetik geçmişi onu bu beklentilerle yönetmektedir!”

“Ben dilediği gibi ayarlayabileceği telefonu ya da istediği hızda sürebileceği otomobili değilim!”

“Size katılıyorum. Bana vurma. Eğer vurursan şu olur da diyebilmeli kadınlarımız; ama hadi vursana, sen de erkek misin gibi tahrik edici cümleler de kurulmamalı. Şiddet uygulayan erkeklerin anormal olduğu düşünülür, oysa pek azında ruhsal bozukluğa rastlanır. Garip olansa, eşine çekinmeden yumruk atabilen o kabadayı, iş yerinde müdürüne karşı son derece sakindir! Evet, alkol de şiddete neden olabilir; ama asıl nedeni değildir. Eşiniz hep çok mu içerdi?”

“Hayır. Ben ondan uzaklaştıkça daha çok içmeye başladı.”

“O’nu affetmişsiniz. Bir daha size el kaldırmayacağından eminsiniz. Sizi geri kazanmak için çabalıyor ve de çocuğunuzun babası. Ama siz geri adım atmıyorsunuz; tekrar ısınmaya, mutlu olmaya çalışmıyorsunuz! Bana geldiğinize göre de gelecekte sizi nelerin beklediğini merak ediyorsunuz çünkü ondan uzak durmaya devam ediyorsunuz! Peki neden?”

“Ruhum bir başka erkeği severken nasıl yaklaşabilirim ona?”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birçok insan Aşkın c şıkkını ve Ceydayı hatırlamaz. Önerilerine koyunca tekrar okuduk ve sinirim hopladı Atacım.. bu bloğunda bir başka Ceyda vakası. Tamam darba hayır da bu şeytanlarda erkekleri çıldırtıyor. Neden böyle keyifsiz şeyler yazıyorsun yine sen? Jonatan kızmıyormu?? Neşeli şeyler yazsan da gülümsesek biraz. Fotoğrafçılığa sardın yine yazmayı unuttun:-((

Celennium 
 13.02.2015 19:02
Cevap :
Boşver, değmez! Kitap işte! O tip olayların ve kahramanlarının hepsi birbirine benzer zaten. Her şartta darba hayır Selen’cim. Saygı-Sevgi-Sadakat ortadan kalkmışsa, çözüm yolların ayrılmasıdır, zil zurna sarhoş olup zayıfı dövmek değil. Hayatın gerçeklerinin de yazılması gerekir. Evet, bu ara fotoğrafçı kimliğim baskın:)  14.02.2015 22:31
 

Sevgili Kardeşim güzel anlamlı yazınızla bilgilendim sağ olunuz.Kadın ve erkek ilişkilerindeki fikirlerinize katılıyorum selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 01.02.2015 7:15
Cevap :
Fikirdaşlığımıza sevindim hocam, teşekkürler:) Sevgiler.  05.02.2015 18:30
 

Merhaba, çok haklısınız! Selamlar...

Mesut KARİP 
 30.01.2015 14:58
Cevap :
Yüzyıllardır kimse tam olarak anlayamamış kadınları; ama bu, "Darp edilmeliler!" demek değil. Teşekkürler, sevgiler.  30.01.2015 17:01
 

değiştirmeee...herkeşlerin ve de her bir yigidin -başlığı/alınlığı okuyuşu- yogurt yiyişi var...bunu en iyi sen bilinggg...:)))...*zordur amma olanaksız degil ve amma bile yani üstüne illaki olanaklı oldugunda rakı kalır çöker meyhane*...dermşim...dedim gitti...eyvallah... :))

nedim üstün 
 24.01.2015 14:17
Cevap :
Tamam o zaman değiştirmeyeyim bari:) Sana "Agora" dedikten sonra Müzeyyen Senar'dan dinledim ekinezya çayı eşliğinde:) Sonra da aklıma Halil Sezai ve Mabel Matiz kardeşlerim geldi, andım eskileri derin bir offf ile:(  24.01.2015 17:05
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1125
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster