Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
78
 

Bazı gözü açıklar için samimiyet testi

Bazı gözü açıklar için samimiyet testi
 

Bildiğiniz gibi ANAYASA Mahkemesi (AYM), binlerce öğretmeni ve öğretim kurumunu yakından ilgilendiren 1 Eylül’de dershanelerin kapatılmasını öngören yasayı dün oyçokluğu ile iptal etti. Bu iptalden sonra ise bütün kamuoyunda olduğu gibi blogda da bir tartışma başladı. Herkes kendince fikrini söylüyor, yazıyor. Ben de dayanamadım ve iki çocuk annesi bir veli olarak bu yazı ile bu tartışmaya dahil olmuş oldum.  
 
İki tür tartışma var. İktidardan yana olanlar ve karşısındakiler. Bir de benim gibi olaya dışardan ama çocukları dolayısı ile tam da (içerden)! bakanlar.  
 
Dershaneler, özel okula gidemeyecek öğrencilerin biraz olsun takviye almak, biraz olsun eğitimde fırsat eşitliğini yakalamak için başvurduğu aracı kurumlar idi… Bu kurumlar “ben ülkemi pazarlamakla mükellefim”, "Bir iş adamı gibi bu ülkenin yönetilmesini istemez misiniz? Benim derdim, bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye de öyle yönetilmelidir" diyen bir zihniyetin şirket ortakları ile arasına karakedi girmesinden sonra kızarak; ben yaptım oldu anlayışının tezahürü olarak belleklerimizde yer aldı.  
 
Türkiye’yi şirket gibi görenlerin, pazarlamakla mükellef olanların, milyonları etkileyen böylesi büyük çaplı bir olayda bundan etkilenecek olan öğrencilerin, velilerin, öğretmelerin ve bu kurumları açanların, çaycısından temizlikçisine işinden olacak olanların düşüncesini sormak, gerekirse mini bir referandum yapmak elbette ki akıllarının ucundan bile geçmedi. Geçemezdi de! Ve pek tabiidir ki böylesi bir zihniyetten böylesine demokratik bir tavır, davranış, eda beklemek de safdillik olurdu.
 
Şimdi kalkmış bazı aklıevveller, yukarıdan kurmalı bazı GÖZÜAÇIKlar, yel değirmenleri ile savaşan Don Kişot misali her şeyi istisnasız havale ediverdikleri “para”lelcilere bu işi de havale edivermişler. Bu gözü açıklara göre iş “para”da bitiyormuş. Bice de öyle ama herkesi kör âlemi aptal zanneden bu GÖZÜAÇIKların ağababaları yılların deneyimi ile artık kurumsallaşmış bu eğitim kurumlarını kapatıp, yerine adı dershane olmayan ama “adını bizim belirlediğimiz” dedikleri Temel Lise’lere, Etüt merkezlerine dönüşebilirsin diyor.
 
Yani, merak etme hem sen daha çok kazanacaksın hem de ben diyor! Fakat kendine hayali düşman yaratmakta çok mahir olan bugünün saralılarının hık deyicileri bu gerçeğe hiç değinmiyor. Türkiye’yi şirket gibi gören ve yönetenlerin eğitimi de aynen şirket gibi yönetmek istediği, yani eğitimi alınabilir satılabilir bir metaya dönüştürdüğünü görmek ve göstermek işine gelmiyor!  
 
Bir ülkenin geleceğinin inşa edildiği temel kurumlar olan eğitim kurumlarını uyguladıkları politikalarla piyasalaştıran ve alınabilir satılabilir bir metaya dönüştüren bu zihniyet, özel okullara çok çok özel teşvikler verir, adeta dağıtırken ”babasının malı”nı dağıtır gibi... özel okullara gösterdikleri bu çok çok özel ilgi-alaka ve sonsuz teşviki devlet okullarına göstermiyorlar nedense... Bırakın teşvik ya da en ufak bir katkı yapmayı, kantin gelirlerinden bile pay isteyebiliyorlar! 
 
Bunu birkaç yıl önce “hep bizden para bekliyorsunuz veli olarak, devlet katkı göndermiyor mu size” dediğimde, “bırak göndermeyi, kantin gelirlerinden bile pay istiyorlar” diyen ve adı bende saklı olan bir okul müdüründen duyduğumda az kalsın küçük dilimi yutacaktım. Ve bu öyle bir müdürdü ki; sonradan geldiği bu okulu sağa sola giderek, konuşarak, ikna ederek, deyim yerindeyse adeta dilenerek (!) baştan yaratmış, adeta devrim yapmıştı okulda. (Ona çok şey borçluyuz, müteşekkiriz veliler olarak). 
 
Demem o ki şimdilerde acayip paralelci düşmanı derin eğitimci kesilen bu zat-ı şahanelerin bize yutturmaya çalıştığı illüzyon gibi değil hiçbir şey. Ve biz de aptal değiliz! Dün “para”lelci dedikleri o yapıyla yağlı ballı olan, aynı yağmur altında ıslanıp, aynı şarkılar-türküler eşliğinde hemhal olan da biz değildik. Yarın da olmayacağımız gibi…
 
Ama yarın eğer rüzgâr dönsün, hesaplar değişsin, siz o zaman görün bu rüzgar güllerini. Öyle akılalmaz bir kıvraklıkla manevra yaparlar ki; iki gram aklınız varsa, kaldıysa o da uçar gider.  Devreleriniz bir bir yanar andım olsun! Kalıverirsiniz öyle ortada dımdızlak. (Her zaman olduğu gibi)...  Ama olsun! Biz şikâyetçi değiliz. Bu da bizim kusurumuz olsun.
 
Fakat dünün yağlı ballısı, bugünün düşmanları eğer samimi iseler düşüncelerinde, eğer dershanelerin dershane değil de bir nevi darphane gibi çalıştıklarını; iş yaptıklarını düşünüyorlarsa, o pek sevdikleri ve savundukları ağababalarına şu çağrıyı yapsınlar. Bütün özel okullar, pıtrak gibi her gün bir tanesi dikilen ve devletten (yani Türk Milletinin kasasından)! büyük teşvikler alan bütün özel üniversiteler, bütün etüt merkezleri, eğitim adına adı şu veya bu olan bütün “para”leller kapansın ve devlet yeniden ve eskiden olduğu gibi devletliğinin gereğini yaparak adı özel olan o yapılara akıttığı parayı ve kaynağı devlet okullarına kanalize ederek asli görevine dönsün! İşte o zaman inanır, o zaman ikna oluruz ancak alemi kör kendilerini pek zeki(!) zanneden bu samimiyetsizlerin samimiyetlerine. Ancak o zaman katılırız doğru bir şey yaptıklarına.
 
Eğer varsanız böyle bir çağrı yapmaya, eğer şu dakikadan itibaren böyle bir kampanya başlatırsanız, söz (!) ben de içeceğim sizin o içtiğinizden. Söz (!) ben de geçeceğim o sizin geçtiğinizden. Hangi yağmurlarda ıslanıp hangi şarkılar-türküler eşliğinde buluyorsanız bu kafayı, söz (!) ben de bulacağım. Adettendir. Bekliyorum. Gelin haydi ‘Er Meydanı’na! 
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1466
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster