Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '15

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
422
 

Bedenim Cambridge'de Aklım Türkiye'de

Aylardan Ağustos; eğitim amaçlı, Londra'ya yaklaşık 100 km uzaklıkta  olan Cambridge'deyim. Cambridge’e gelmek için Ağustos ayının en güzel zaman olduğu söylenir. Ülkemize göre daha fazla yağmurlu ve daha soğuk bir iklime sahip. Eylül ayından sonra havaların soğuması ile birlikte açık alanlarda gezilemeyeceğini söylerler ki; benim de sizlere naçizane tavsiyem Cambridge'e gitme planınız varsa Ağustos ayını tercih edin. İklimi çok değişken, öğlen güneş vardı diye sevinirken, bir saat sonra havanın soğuduğuna hatta aniden bir yaz yağmurunun başladığına şahit olabilirsiniz.
 
Cambridge çok sakin bir İngiliz şehri. Eğitime kendini adamışların yaşadığı bir şehir. Üniversiteleri, kolejleri güçlü ve yüzyıllardır bilimsel çalışmalarda ön saflardalar. Bunun temelinde müthiş bir disiplin ve çalışma azmi yattığını söyleyebiliriz. Bilime cimrilik yapılmamış. Dünyanın en iyi beş üniversitesini sayın deseniz eminim herkes; Cambridge Üniversitesini bu beş üniversite arasında sayacaktır. Cambirdge tam bir öğrenci şehri; gerek dil öğrenmek için gerekse üniversite de okumak için ideal ve prestijli bir yer...
 
En az yüzyıllık olan binaların mimarileri aynen korunmuş... Öyle geniş kocaman caddeler yok Cambridge’de ama o dar sokaklarda dolaşmanın keyfine de diyecek yok doğrusu… Şehir planlaması öylesine mükemmel ki kaybolma riskiniz sıfır diyebilirim. Her karışı ince ince düşünülerek planlanmış. Evlerde balkon bulunmaması dikkatimi çeken başka bir ayrıntı… Burada gördüğüm iki katlı ve bahçeli evlerle bizim oralardaki beton yığını kocaman binaları karşılaştırdığımda hafiften bir iç çektiğimi de itiraf etmeliyim. Yeni yeni o eski mimarimize sahip çıkılmaya başlanması umut verse de keşke diyorum her birinde ayrı bir yaşanmışlık, ayrı bir ruh olan o güzelim evlerimize çok daha önceleri sahip çıkarak aslına uygun restorasyonlar yapsaydık. Yine de “zararın neresinden dönsen kardır” diyorum.
 
Cambridge sokaklarında gezerken güçlü bir güven duygusu sarıyor ruhunuzu. Trafik sakin, korna sesi duymanız mümkün değil. Sadece polis ya da ambulans sirenlerini duyabiliyorsunuz. Yayalara son derece saygılılar, öncelik her zaman yayaların. En küçük bir trafik kuralı ihlalinde sürücülerin tepkileri inanılmaz… Trafiğin bizim ülkemize göre tersten akması bizler için araba kullanmayı zorlaştırabiliyor.  Özellikle kısa süreli kalacaksanız yolları öğrenene kadar zaman geçer, Cambridge’in zevkini çıkaramazsınız. Bu nedenle Cambridge’ye kısa süreli gelenlere araba kiralamayı pek tavsiye etmiyorum.
 
 İnsanlar kendi hallerinde, sokaklarında tartışma veya kavga görmüyorsunuz. Çünkü kavga da suçlu iseniz vay halinize.  Yasalar suçluları değil, mazlumları koruma üzerine kurulmuş. Olması gerektiği gibi! Sakin sokaklar da yürümek, insanın çok hoşuna gidiyor, hiç otobüse binmedim, saatlerce yürüdüm, yürürken de hep Ülkemi düşündüm.
 
Cambridge aynı zamanda bir müzeler şehri, tarihlerini özenle saklamışlar bu müzelerde, Cromwell Müzesi, Cambridge Museum of Technology, Fitzwilliam Museum and Art Gallery gibi müzeleri kesinlikle ziyaret edilmesi gereken yerler, genel kültürünüzle birlikte merakınızı da  artırıyor. Müzelerin bedava olduğunu anti parantez söyleyeyim.
 
Yemek kültürleri çok farklı, Türkiye'den gelen öğrenciler ilk etapta çok zorluk çekebilirler; Türk lokantalarının adreslerini öğrenene kadar…. İngiliz mutfağının helal olan kısmı ile tanışmakta fayda var. Özellikle balık yemeklerinin çok iyi olduğunu söyleyebilirim.
 
Buraya geldikten bir hafta sonra, bizi Cam nehrinde punting yapmaya götürdüler, çok zor bir şey. Serin havada  suya düşme ihtimali de olduğu için biraz çekiniyor insan binmeye. Elinize uzun ve kalın bir sopa alıyorsunuz, sopadan güç alarak istediğiniz yöne yönlendiriyorsunuz kayığınızı, zevkli ve bir o kadar da heyecanlı....
 
Yabancı ülkelerden gelen çoğu öğrenciler kendilerine hemen bisiklet kiralıyorlar. Yolların düz olması ve mesafelerin kısa olması bisikleti cazip hale getirmiş. Yaşlı nine ve dedelerin bile bisiklet kullanıyor olması, bizlere bayağı bir ilginç geldi...
 
İngiltere denince ilk önce parklar akla geliyor. Doğayı bozmadan, muhteşem peyzaj ile geniş ve güzel parklar yapmışlar.  İnsanlar parklarda dilediği şekilde dinleniyorlar ve sosyal aktivitesini yapıyorlar..
 
Düşünün öyle bir sistem kurmuşsunuz ki hem dilinizi öğretiyorsunuz, hem kültürünüzü hem de para kazanıyorsunuz. İngilizce biliyor iseniz dünyanın her tarafına rahatlıkla gidebileceksiniz.
 
İngiltere'de Türkiye'den gelenler ile müthiş bir diyalog içine giriyorsunuz, sanki yıllardır tanışıyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Gurbet ellerde hemşehriciliğin çok tatlı ve inanılmaz güzel bir duygu olduğunu görüyorsunuz. Ömrüm boyunca unutamayacağım güzel dostluklar edindim burada.
 
Bedenim Cambridge'de ama, aklım Türkiye'de. Ülkemin aydınlık yüzlü insanlarının daha iyilerine layık olduğu düşüncesi, yüreğimi titretse de, gelecekten ümitvar olarak teselli buluyorum. Allah'ım sen Türkiye'mi koru, üzerimizdeki karabulutları dağıt. Alnımızın akı ile Ülkemin bulunduğu cendereden kurtulacağız diyor ve Cambridge'deki gibi sakin bir hayat diliyorum.
 
Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 201
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 196
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster