Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
84
 

Bilmiyorsan Sus

Konuşmayı ne çok severiz. Gerekli gereksiz, yerli yersiz, bilsek de bilmesek de, fikrimiz olsa da olmasa da... Konuşmalarımız eleştirilerimiz başkaları hakkındadır. Yapıcı değil yıkıcıdır çoğu zaman. Hele de son zamanlarda gerek etrafımızda diyalog halinde olduğumuz kimseler ve özellikle sosyal medyada ne çok karşılaşıyoruz. İnsanlar birbirini görmüyor tanımıyor diye ağzına geleni yazıyor... Takdir edip teşvik etmeyi unuttuk maalesef.  Bir konu, meydana getirilmiş bir eser ya da karşı bir fikir hakkında illaki eleştiri olacak, olmalı da. Karşıdakinin bakış açısını değiştirecekse, göremediği bir durumu göstermek adına eleştiri olmalı. Bu yapıcı eleştiridir. Lafı uzatmadan, bu yazıyı yazma  amacım, okuduğum bir hikayeyi sizlerle paylaşmak ve bu konudaki görüşlerinizden faydalanmak istememden başka bir şey değil. Hikaye şöyle başlıyor;

 

Hindistan'da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz bulup çok beğenirmiş. Ona 'Renklerin Ustası' anlamına gelen Ranga Çeleri adını takmışlar. Ama, kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş; ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Ranga Guru, "Sen artık ressam sayılırsın Raciçi. Senin resmini halk değerlendirecek" diyerek, resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. "Yanına kırmızı bir kalem bırak; halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymasını rica eden bir yazıyı da yanına iliştir" demiş.

Raciçi denileni yapmış ve birkaç gün sonra bakmaya gittiğinde görmüş ki, bütün resim çarpılar içinde. Çok üzülmüş. Emeğini ve yüreğini koyarak meydana getirdiği tablo kıpkırmızı çarpılarla doluymuş. Gene Ranga Guru'yu ziyaret etmiş. Ne kadar müteessir olduğunu ona iletmiş.

Ranga Guru, üzülmemesini, resim yapmaya devam etmesini tavsiye etmiş. Raciçi yeni bir resim yapmış ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya ve birkaç fırça ile birlikte... "İnsanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazıyı resmin yanına koy" demiş. Raciçi denileni yapmış. Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış; fırçalar da, boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş.

Ranga Guru olayı şöyle yorumlamış:

"Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda, onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarına fırsat verdin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi. Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma." Bu sözün üzerine başka söz söylemek istemiyorum.

 

Muhabbetle,

Hanife Mert

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hep vurguladığım gibi, yine "hak ve had" yasası ile, kendini bilmek ve haddini bilmekle alakalıdır bu durum; Zira hem bir şeyleri bilmeyip, ama bilmediğini de bilmeyince, asıl, hakkı ve haddi, dolayısıyla kendini ve haddini de bilmediği içindir ki insanoğlu, böyle olur işte maalesef. Peki bilmediğini bilince, resmi düzeltmemekle (ya da düzeltmeye cesaret edemeyince) kendini ve haddini bilmiş mi oluyor? Pek azı müstesna "genellikle" gene Hayır... Çünkü ego gibi, korku gibi, kolayına gelmek, işine gelmek-gelmemek, zora gelememek gibi başka etkenler vardır bunda devrede, ve hattâ bir de, pek alâ da herhangi bir şeyleri bilirken bildiği halde doğrusunu yapmama, doğruları hareketlerine yansıtmama, doğruyu uygulamama gibi bir "faz" da vardır ki pek çok insanda, işte o çok daha enteresandır!!.. ve yine kendini, hakkı, haddi bilmemenin sonucudur. Her birimiz yaşarken bizzat görüyoruz da zaten bunları hayatın içinde. Çok doğru tespitler Hanife Hanım, selamlar...

Filiz Alev 
 01.03.2019 16:45
Cevap :
Çok teşekkür ederim sevgili Filiz hanım çok değerli yorumunuz için. Sevgiler...  11.03.2019 12:26
 

Sevgili Hanife hanım, çok güzel anlamlı bir sunum kutlarım.Sevgilerimle öptüm.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 28.02.2019 16:01
Cevap :
Çok teşekkür ederim sevgili Nahide Hocam. Sağ olun var olun.  28.02.2019 22:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 942
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 3837
Kayıt tarihi
: 08.06.12
 
 

Anadolu Üniversitesi İktisat  mezunuyum. Emekli muhasebeciyim. Felsefe, İlahiyat, Sosyoloji ve Ps..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster