Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1078
 

Bir Alaçatı akşamı...

Bir Alaçatı akşamı...
 

Hikayesi nerde başlar nerede biter , kimse bilmez. Bilinen yüzyılların öyküsünün taş duvarlarda, loş avluların kuytularında, rüzgarlarında , toprakta ve denizde gizlendiği...

Kimi öyküler alaca atla başlar. Alaca at, uzun yelesiyle rüzgara karşı yarışırmış. Ve bir gün alaca at, şahlandığı denizin sonsuzluğuna koşmuş.

Kimi zaman al yanaklı kara gözlü , uzun saçlı Alaca kızın aşkı olur öyküler. Ayın parlak olduğu gecelerde, Alaca kızla aşkı denizden çıkar dans ederlermiş.

Bir Ege akşamının alacasında, alaca at ya da alaca kızı bulmaya gittim Alaçatı'ya.

Mübadele yıllarında yarım kalmış aşk öyküleri, dönüşsüz yaşamların yaşandığı eski taş evler ve avlularının gizemi, her köşesi nakış nakış işlenmiş kasaba, ille de begonvilleri ile ilk kez gördüğüm geçen yıldan beri beni çağırıyordu .

Çeşme benim için, gündüz Aya Yorgi koyu, akşam da 7 km uzaklıktaki Alaçatı demekti.

Begonvil begonvil karşıladı beni kasaba. Akşamın alacasında, hem rengarenk, hem nakış nakış, hem cıvıl cıvıl, hem ışık ışık...hem de bir o kadar hüzünlü ve gizemliydi. Belki de gizli gizli Alaca kızın yasını tutardı, yüzyıllardır.

Bir köşede kırmızı geniş çerçeveli aynaların dekorunda kontrbas serenatları, başka bir köşede hayata isyan eden yüz ifadeleri ile yapılan arjantin tangoları, loş avlulardan yükselen fasıl sesleri arasında biraz şaşkın çoğu neşeli yürüdük, sokaklarında.

Seçim yapmak zordu doğrusu.

Birden daracık bir sokaktan yükselen akadion sesi ile mıhlandım kaldım. Akardion ve buzuki eşliğinde , iki müzisyen , bizim şarkılarımızı söylüyorlardı rumca.

Daracık bir alaçatı sokağı, kenara dizili bir kaç masa ve begonviller. Onlar şarkılarını rumca söylerken bizim insanlarımız da türkçe katılıyorlardı.

Bir Alaçatı akşamı için bundan daha güzel bir atmosfer olamazdı. Biz de katıldık.

Mikalis ve Manolis , Çeşmenin hemen karşısındaki Sakız adasından gelmiş iki müzisyen. Hiç türkçe bilmiyorlar. Ama çoğunluğu bizim şarkılarımızdan oluşan repertuarları var. Onlar rumca başlıyor, biz türkçe devam ediyoruz :

Kadifeden kesesi,
Ya mustafa...ya mustafa...
Benim güzel manolyam,
İzmirin kavakları, dökülür yaprakları,
Diri datta diri diri datta...( şarkının kökenini bilmiyorum)
Konyalım,
Mavi mavi...

Zaten bir kaç masa var ve ortam öylesine samimi , paylaşımcı bi ortam ki. Birden ortada buluyoruz kendimizi. Türk çiftetellileri ile başlayıp, Yunan sirtakileri ile devam ediyoruz oyuna.
Manolis , benim bed sesime rağmen bütün şarkıları bildiğimi hemen keşfedip yanıma geliyor akadionu ile.. nerden buldu ise bulmuş : Olmaz olmaz bu iş olamaz şarkısını söylemeye başlıyor rumca. Ajdanın ilk meşhur olduğu zamanlarda söylediği bu şarkıya , ben hemen Türkçe devam edip, karşılıklı seranat yapıyoruz. Manolis çok mutlu. Gece boyu, serenadımız tekrar ediyor sık sık.

İki delikanlı boş bir rakı şişesini ortaya koyarak, şişeyi hiç devirmeden oynamacasına , sirtaki ziyafeti çekiyorlar bize. Ben acar foto muhabiri olarak, işimin başındayım doğal olarak. Hem seyrediyorum bu doyumsuz gösteriyi, hem fotoğraflıyorum.

O sırada siyah gömlekli bir delikanlı dikiliyor başıma. Fotoğraf çekmemem için kibarca ikaz ediyor beni. Ben, saf saf yüzüne bakıyorum. Öyle yaaa... sanat aşkına çekiyoruz fotoğrafları. Ve dans mükemmel... görüntüler deseniz, benim gözümle eşsiz...

Meğer beyaz atletli delikanlı, meşhur bir dizi oyuncusuymuş. Biraz önce paparazileri kovalamışlar. Beni de paparazi zannettiler zahir ! Ben dizi falan bilmem pek. Ülkü ile tahminlerde bulunup, çözüyoruz , beyaz atletli delikanlının kimliğini.

Böylece ... Alaçatının daracık taş sokaklarındaki kuytularda Alaca kız ya da Alaca atı bulamadan ama doyumsuz bir akşamı hayat bohçamıza katıp, başarılı bir paparazi foto muhabiri olarak, Çeşmeye geri dönüyoruz.







Fotoğraflar: Neşe Evrim tabii ki...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bizim mahalle yazımla ilgili resim bakarken çıkmıştı yine Alaçatı resimleri karşıma. Çok hoşuma gitmişti aşkıma demiştim gidelim bir yaz buraya diye. Şimdi artık sayende daha fazla bilgi sahibi olduk. Yeter ama bak artık, daha fazla gezme otur iğne oyası falan yap ya. Bak boşanık singlesın laf olur sonra:P Canım çekiyor artık senin resimleri görünce:) Sevgiler

Haşim Arıkan 
 11.07.2007 18:06
Cevap :
Ahhh.. Haşimcim...ben iğne oyası yapmaktan ne anlarım. Hadi resim filan desen... anlıyacağım da. onu bile yapmak canım çekmiyo şu sıralar. Varsa yoksa zin zin.. gezmek. ya da haldır haldır da olabilir yani. sankki hayatın tek anlamı gibi geliyo bana.Yeşim'in dediği gibi, bi sponsör lazım bana. Artık Atlas Dergisi mi görür bu harika gezi yazılarımı, gezi dergisi mi bilmiyom... Var mı benim gibi gezi yazısı yazan, arkkadaşım ? Söyle allahaşkına, elini vicdanına koy da:PPBu işi biliyomm ben yaaaa....Sevgiler canım arkadaşım....  12.07.2007 10:17
 

Özene bezene allayıp pulladığımız İtalyan Bacacılar kıraliçesi,sonunda nazara uğradı.Arafatta soyulmuş hacıya döndü.Üstsüzü yarım yamalak kamuflajla giydirip salıvermiştik bu bloga.Kırptılar onlar da resmi.Şimdi temelli çıkmış oldu sayfadan..Ortalık eşitlendi.Sen göremedin,o kadar istiyordun,olmadı.N'aparsın? Kader.Sevgi ile

Muzaffer Cellek 
 10.07.2007 13:53
Cevap :
Siz her ne eylerseniz , güzel eylersiniz sevgili Cellek. Üzüldüm valla. Olsunnnn..siz de bu yürek olduktan sonra... daha ne güzeller, güzellemeler gelir sizden bize. Sevgiler...  10.07.2007 16:59
 

Daha evvelden benim gibi kıskançlığından çatlayamayıpta son bir kuvvetle sallanan ruhlara son darbedir bu. Nakavt olmak üzere olan bir boksörün yere yığılmadan evvelki alaçatı darbesi. İş yerlerimizde sıcak sıcak esen hafif rüzgarla birlikte mazot kokusunun, kurşunsuz benzine karıştığı tatil hayallerimizin üstüne, bütün kışkırtıcılığı ile inen Alaçatı fotoğrafları, bütün iş verimliliğimize kibrit suyu eken bir provakasyondur. Kapıdan giren tek tük müşteriyi mayolu yada deniz kıyafetiyle gösteren ulu büyük Neşe Hanım. Bu yorumu yapar yapmaz arabama atladığım gibi sahile iniyorum haberiniz olsun. Sevgilerimle

Metin Özkaya 
 09.07.2007 23:23
Cevap :
Sevgili Özkayaaaaa... siz mizah yazsanıza allasen!!! Öldüm gülmekkten valla... Bak şimdi...benim alaçatı fotolarının içinde bi tane mayolu, bikinili fıstık var mı ? Şimdi bunda benim ne suçum var ? Fotoları ile birlikte mizah yazınızı bekliyorum ben şahsen büyük bir meraklaaaa.. Zaten şimdilik bendeki çatlatmacı provakosyon planları ve fotoları tükenmiş durumda. Bu konuda size işbirliği öneriyorum efendim...bu işbirliği ile buraları biz 8.9 şiddetinde sallarız valla:))neşeli sesinizi duymak güzeldi:)) Sevgiler...  10.07.2007 10:58
 

Nedir bu Alaçatı muhabbeti,ben Ankaranın sıcağında yanarken reva mı bu Neşe arkadaş. Gerçi yurttaşlık görevimi yerine getirir getirmez (seçimde oyumu kullanıp) akdenize açılacağım amma inan seni Ankara sıcağında kıskandım birazda. Neyse hep böyle neşen çoğalsın...

Necati TÜFEKCİ 
 09.07.2007 22:56
Cevap :
çok fenayımdır ben valla. Acayip provakatörümdür yaniii... Kendim bu sene tatile gidiemiyomm yaaa...Tam manası ile ağır tahrik unsuru işte... Hadi bakalım arkadaşşş...sizinde tatil fotolarınızı bekliyoruz yani Akdenizden..Akdenizden... Paylaşımın için teşekkkürler. sevgiler...  10.07.2007 11:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2054
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster