Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '06

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1040
 

Bir parça sanat: Acılı olsun lütfen

Bir parça sanat: Acılı olsun lütfen
 

Şen kahkahalar yerini birden, sanki sözleşmiş gibi bir kedere bırakıyor. Masada oturan herkes, biri odaya girmiş de onları büyülemiş gibi aynı ruh haline bürünüveriyor. Müzik yükseliyor, Sezen yürekleri delen bir şarkıya giriyor: “Bazen daha fazladır her şey… Bir eşikten atlar insan… Yüzüne bakmak istemez yaşamın… O kadar azalmıştır anlam…” Şarkı kadehlere usulca doluyor, kan kırmızı, acımsı tadıyla… Ta ki biri kadehini içini çekerek kaldırıp “İçelim” diyene dek, herkes bir noktaya kilitli gözleriyle kalakalıyor…

Ay çekirdekleri ve patlamış mısırlar… Oturup film izlenecek… Biri mutlaka oyalanıyor… Çabuk gelmesi için bağırıyor birileri ona… En sonunda geliyor ve film başlıyor… Tatlı gülümsemeler yerini filmin ilerleyen bölümlerinde önce gizli gizli burun çekmelere sonra zapt edilmeye çalışılan gözyaşlarına daha sonra da artık saklanamayan hıçkırıklara bırakıyor… Çetin Tekindor oğlunun ölümünden kendini sorumlu tutuyor ve yakasını parçalayarak “Benim yüzümdeeeeeen…” diye bağırıyor. Keder iliklerimizden akıyor ve bizi kendimiz olmaktan çıkarıp, her birimizi birer Çetin Tekindor yapıyor, acıdan kavrulan birer baba haline sokuyor… Film bitiyor, kızarmış gözleriyle birbirine bakan mahcup bir grup insandan biri “Ne güzel filmdi, değil mi?” diyerek geceye noktayı koyuyor.

Başka bir zaman ve başka bir mekân… Yatağında uzanmış kitap okuyorsun. Gece huzurlu... Uykudan önce sana rüyalarına muhtemelen yansıyacak sayfalar eşlik ediyor. Sayfalar akıyor ve birden ne olduğunu anlamadan gözünden bir damla yaş süzülmeye başlıyor. Hele de içine girdiysen kitabın ve başkarakter sen oluverdiysen birden acıdan katılıp kalıveriyorsun… Öylece ve hiç düşünmeden…

Bir tablo… Guernica… Pek bir şey anlamıyorsun aslında resimden ama arkadaşın sana bir şey anlatıyor… “Biliyor musun?” diyor “Bu tablo Guernica kentinin bombalar altında yok oluşunu, ölen kadın ve çocukları anlatıyor.” O anlam veremediğin tablo birden gözünde bambaşka bir hale bürünüveriyor. Kapkara zemindeki, ağızları yarı açık kesik başlar anlama kavuşuyor, içini yakan ve keşke öğrenmeseydim ne olduğunu dedirten bir anlama…

Acı ve keder nerede olursa olsun, hele de sanatın içine girmişse insanı derinden kendine bağlıyor, sarsıyor hırpalıyor ve kendine çekiyor. İçimize dokunuyor ve kıvrak nehir suları gibi akıp gidiyor kalbimizden, kazılmış izler bırakıyor…

Sezen haklı galiba: “Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksik” kalıyor…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hımmm, yine keyif veren bir yazı... "Sanat nedir?" sorusunu anımsattınız bana... Sizce ne? Selamla... MS

Mehmet Sağlam 
 15.01.2008 21:58
Cevap :
Aslında ben sanatı tanımlayamayanlardanım. Belki biraz beceriksizliğimden kaynaklanıyor bu :) Ama onun hissedilen birşey olduğunu düşünüyorum. Ben tanımlayamıyorum sanki ne desem bir parça eksik kalacak gibi geliyor. Siz nasıl tanımlıyorsunuz Sevgili Mehmet Bey?  15.01.2008 22:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1056
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster