Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
51
 

Bizden olmayanı sevmek

Gündemi takip etmekte zorlandığımız günlerden geçiyoruz.

Güneydoğu'da bitmeyen çatışmalar bir yana, büyük kentlere yönelik başlayan saldırı ve katliamlar öyle hızlı gelişiyor ki, bırakın değerlendirmeyi, olayları takip etmek bile güçleşiyor.

Kuşkusuz küresel dünyada var olan enerji paylaşımına yönelik kavgadan bağımsız hiçbir olayı yorumlamak mümkün olmadığı gibi, gelişen olayları anlamamamız için de müthiş bir algı operasyonu yapılıyor.

Sade bir vatandaş olarak düşünüyorum; amacını islamı yaymak olarak açıklayan İŞİD, niye yalnızca petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bölgelerde yürütüyor faaliyetlerini.

20 bin kişilik Irak ordusu, 2 bin kişilik İŞİD militanlarına; hiç çatışmadan, tek kurşun atmadan koca bir kenti nasıl teslim ediyor?

Daha düne kadar Kürtlere kimlik bile vermeyen Baas lideri Esad, nasıl oluyor da birden bire Kürt dostu oluyor, ülkenin kuzeyinde bir bölgeyi onlara bırakıyor?

Ukrayna başta olmak üzere, Türk Cumhuriyetlerine istediği anda askeri operasyon yapma hakkını gören Rusya, şimdi hangi yüzle Türkiye’nin Irak'taki silahlı güçlerine karşı çıkıyor.

Daha bir dolu cevabı olmayan sorulardan da anlıyoruz ki dünya üzerindeki tüm egemen güçler yaklaşan enerji tehdidi nedeniyle gözünü orta doğuya çevirmiş durumda.

Bölgeden istediklerini almanın yolu da kaostan, çatışmadan, bölgesel savaşlardan, istikrarsızlıktan geçiyor.

Bunun için terörü açıktan destekliyor, bu yüzden sürekli bölgeye silah yığıyorlar.

Bu kaotik ortam içerisinde, kimi zaman ön almak, kimi zaman pastadan pay kapmak, kimi zaman da gündemin gerisinde kalmamak ve bazen da rol çalmak adına; Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan olaylara müdahil oluyor.

Toplumdaki yansımalarına baktığımızda, her koşulda AK Parti ve Erdoğan karşıtı muhalif kesimler, Erdoğan’ın kendi gizli ajandaları yüzünden ülkemizi sonu belirsiz maceralara sürüklediğini iddia ederken, Erdoğan müridleri de” yedi düvele kafa tutan bir kahraman” olarak görüp, alkış tutuyorlar.

Oysa insanlık tarihi boyunca yapılan savaşlardan ve sonucundan hiçbir ülkenin ya da toplumun memnun kalmadığını, sonunda her savaşın insanlığa bir yıkım getirdiğini görmemize, bilmemize karşın her fırsatta savaş çığırtkanlığı yapanların hesaplarının ne olduğu anlamak için kahin olmaya gerek yok.

O zaman yapılması gereken, en başından itibaren, hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun savaşlara, çatışmalara, silahlanmaya karşı çıkmak olmalıdır.

Savaşa karşı yapılan barış eylemlerinde bile birbirleriyle kavga eden, ayrışan yanları öne çıkararak, ortak aklı inkar edenlerin, hangi barışı savunduklarını sorma hakkımız yok mudur?

Özellikle de konu barış olunca, tüm önyargıları bir yana koyup, çelişen ve ayrışan yanlarımızı erteleyerek, barış temelinde ortaklaşan yanlarımızı öne çıkarmayı ne zaman başaracağız?

Hayatın bize sunduğu gerçekler parçalıdır, o parçaları bir araya getirmek fedakarlık ister, hoşgörü ve sınırsız anlayış ister.

Birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeden, bizim gibi olmayanları sevmek için çaba göstermeden, barış, demokrasi ve özgürlük kavramlarını içselleştirmeden, toplumda asgari uzlaşıyı sağlamak, barış yolunda kalıcı adımlar atmak mümkün olmayacaktır.

Sevgiye giden yolda en önemli köşe taşlarından biri de empati alışkanlığıdır.

Kendimizi başkalarının yerine koymadan, onların çektiği sıkıntı ve sorunları anlayabilmek, yardımcı olabilmek ve sonuçta çözüm üretme şansımız yoktur.

Ve hatta bu konudaki duyarlılıklarımızı artırmazsak eğer, toplumda egemen olan kin ve nefret söylemlerinin esiri olur, kendi dışımızdaki herkesi kendimize düşman, daha olmadı yabancı, daha da olmadı, dışarlıklı görmeye başlarız.

Bizden olmayanın yabancı, dışarlıklı, düşman olarak görüldüğü, dışlandığı, ötelendiği bir sağlıksız toplum yapısı içinden barışı yeşertmek, kavgayı bitirmek, en azından birbirine tahammül edilmesini sağlamak; doğal olarak çok zor, hatta imkansız hale gelmektedir.

Barışa, sevgiye ve kardeşliğe giden yol tuzaklarla doludur.

Barış ve dostluk; zahmetli, çileli, bir o kadar da yürünmesi zor bir yoldur.

Bu yola çıkanın önce niyeti, sonra uzun soluklu mücadeleye yetecek nefesi, sabrı ve azmi olması gerekir.

Aksi halde, bu yolda karşılaşacağı her güçlük, aşması gereken her engel, yenmesi gereken her zorluk ona işkence gibi gelir.

Hele bir de dayanma gücü ve kararlılığı yoksa; nerede pes edeceğini, nereye savrulacağını, nerede, kime saldıracağını tahmin bile edemezsiniz.

Bizler, mücadele geleneği olmayan, demokrasi deneyimi yaşamamış bir toplumun bireyleri olarak, bizden olmayanı sevmek yerine, en çok da kendimizi severiz.

Öyle severiz ki, çoğu zaman çok sevdiğimiz için şiddet uygular, çok sevdiğimiz için öldürürüz.

Kadına şiddet uygulayan erkeklerin çoğunun gerekçesi bu değil midir?

Eskiden yalnızca köylerin boşaldığı, boşaltıldığı ülkemizde; şimdilerde kentler boşalıyor.

Çoğumuzun adını bile koyamadığı, anlamlandıramadığı terör ve şiddet olaylarının geldiği son nokta, bir anlamda kalıcı bir barış için verilecek savaşın da başlangıcıdır.

Artık utangaç, mahcup, ikircimli tavırları bırakıp, barış karşıtlarını, savaş yanlılarını teşhir etmenin, tarih önünde mahkum etmenin zamanıdır. Vakit çok geç olmadan, ama şov da yapmadan, barış için herkesin ellerini taşın altına koymasının tam da zamanıdır

.AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 12.01.2016(BODRUM)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu arada tesadüfen aynı gazetenin yazarı olduğumuzu gördüm sasirdim:))eski gerçek şimdi ki gazete istanbul

Sevim Güney 
 12.01.2016 19:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 396
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 158
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster