Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2014
 

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Erdoğan'a telefonu aykırı sesleri yalanlıyor!

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Erdoğan'a telefonu aykırı sesleri yalanlıyor!
 

Hürriyet internet gazetesinden


Hürriyet internet gazetesinden aldığım haberi aynen aktarıyorum:

BM Genel Sekreteri Ban, akşam saatlerinde Başbakan Erdoğan'ı telefonla aradı.

Davos'taki toplantıdan sonra görüşme fırsatı bulamadıklarını ifade eden BM Genel Sekreteri Ban "şimdi bizzat arayarak, yaşananlardan duyduğu üzüntüyü belirtmek istediğini" söyledi.

Erdoğan'a, "Haksız ve adaletsiz bir yönetimle kendinizi ifade etmenize izin verilmedi" diyen Ban, "ancak daha önemli belirtmek istediğim konu şudur; Ortadoğu'nun çok meşakkatlı ve sıkıntılı bir süreçten geçtiğini biliyorsunuz. Bu bölgenin, liderliğinize ve arabuluculuk misyonunuza inisiyatif kullanmanıza ihtiyaç var" ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan, "Barış için Türkiye olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapmaya hazırız" karşılığını verdi.

Ban Ki-Mun Erdoğan'a, "inisiyatif alışı ve liderliğine güvendiğini" belirterek, "lütfen temas halinde olalım. Ortadoğu'nun buna ihtiyacı var" dedi.

Şimdi, günlerce yazılıp çizilenlere bir bakalım, bir de bu habere bakalım!

Aslında dahası var;

Davos restinin hemen peşinden Peres Erdoğan'ı telefonla aramış ve üzgün olduğunu belirtmişti. Bu bile problem olmuştu; özürdü, özür değildi, diye. Söylediklerinin içeriği, dolaylı da olsa bir özürdü, illa ki açıktan "özür dilerim" mi demesi gerekiyordu!

Ardından İsrail Başbakan'ı Olmert, bakanlarını Türkiye aleyhine konuşmamaları için uyardı.

Ve bugün aldığımız bir habere göre de; İsrail diplomatları Türk Dışişleri Bakanlığı'nı arayarak "ilişkileri normalleştirmek için ne yapabiliriz" diye sormuşlar.

Davos panelinde, başlangıçta Peres saygısızlık yapmıştı ama Erdoğan'ın açık hakaret içeren sözleri Peres'in sözlerini unutturmuştu. Üstelik Erdoğan salonu da terketmişti.

Yani tüm dünya kamuoyu önünde, belki de tarihte ilk defa, açık açık eleştirilen ve ağır hakarete uğrayan İsrail'di ama hakaretin sahibi Erdoğan'ın etrafında pervane olan da yine İsrail'di!

Peki, neden böyleydi?

Çünkü; Türkiye, her şeye rağmen bölgesinde büyük bir devletti.

Çünkü; Türkiye son yıllarda aktif ve akılcı dış politika izlemiş, bütün komşularıyla iyi ilişkileri geliştirmiş ve güven kazanmıştı.

Çünkü; Türkiye bu aktif politikalarının sonucu globalleşen dünyanın önemli aktörleri arasında yerini almış ve 50 yıldır adam yerine konulmadığı için olamadığı Güvenlik Konseyi geçici üyesi olmuştu.

Çünkü; İsrail de, Türkiye'nin desteği olmadan bu ateş parçası coğrafyada barış yapamayacağını, huzur içerisinde oturamayacağını hatta barınamayacağını biliyordu.

Çünkü; Erdoğan yerden göğe kadar haklıydı. Erdoğan sadece usul yönünden değil içerik yönünden de haklıydı. 60 yıldır yerlerinden, yurtlarından edilmiş ve sefalet içerisinde bombaların ve tankların gölgesinde yaşamaya mecbur bırakılmış Filistin halkına son olarak Gazze'de katliam yapılmış, savunmasız kadın ve çocuklar hunharca öldürülmüştü.

Çünkü; Filistinlilerle tarihsel ve dinsel bağlarımız, daha da önemlisi insanlık bağlarımız vardı. Ayrıca Ortadoğu'nun sürekli istikrarsızlığı Türkiye'yi de olumsuz etkiliyordu.

Çünkü; Erdoğan, Ortadoğu'da kalıcı barış için canla başla çalışırken ve bu amaçla Olmert'le yüz yüze görüşme yapmışken İsrail birkaç gün sonra Gazze'ye saldırmıştı. Bu açık bir umursamazlık ve saygısızlıktı. Erdoğan kendisini aldatılmış hissetmişti.

Özetle Erdoğan haklıydı ve haklı da her zaman güçlüydü...

Bütün bunlar yaşanırken, Türkiye'de hala bir kesimin olayları çarpıtması, Erdoğan'ın asil duruşunu küçümsemesi ve aşağılaması, Erdoğan suçluymuş gibi bu olayın bedelinin çok ağır olacağının ileri sürülmesi anlaşılır gibi değildir. Üstelik bunu yapan ulusalcılar! Ulusalcı demek ulusunu seven demek değil mi? Ulusunu seven, yanlış da olsa, böyle zamanlarda dosta düşmana karşı birlik ve beraberlik içinde, kim haklı, kim haksız tartışmasında kendi ulusunun tarafında olması gerekmiyor muydu?

Bizim ulusalcılar Türkiye-İsrail milli maçında İsrail takımını tutmuş oldular. Çok komik değil mi?

Ayrıca ulusalcılarımız bugüne kadar, "AKP iktidarını Amerika getirdi, Amerika'nın icazeti olmadan hiçbir şey yapamaz" demiyorlar mıydı? Bu komplo teorisini çürüten Davos olayıyla neden 180 derece dönüş yaptılar?

Nedenin iç siyaset hesapları olduğu çok açık...

Bu konuyla ilgili ortaya konan iddialara kısaca değinmek ve cevap vermek istiyorum;

Reyting rekorları kıran bir bogger arkadaşımız Davos restinin sadece Türkiye'de ve Arap ülkelerinde destek gördüğünü, Batı ülkelerinde ilgi görmediğini yazdı.

Benim takip edebildiğim kadarıyla Batı'da da büyük bir ilgi oldu ve çoğunlukla da Erdoğan'a hak verildi. Bu konuda en ilginç yorumu Yunan devlet televizyonu Net tv yaptı: "Gezegen üzerinde bir çoklarının söylemek isteyip de söyleyemediğini Erdoğan söyledi" diyerek önemli bir gerçeği açıklamış oldu.

Batılı basının Erdoğan'la ropörtaj için yoğun bir istekte bulundukları haberi de, sanırım arkadaşımızı yalanlamaktadır.

Batılı ülkelerin Erdoğan'a hak vermekle beraber, bu olay sebebiyle hassas dengelerin riske girmesinden tedirgin olmalarını arkadaşımız birbirine karıştırmaktadır.

Milliyet yazarı Kadri Gürsel de israrla, izlenen dış politikaların AKP politikaları olduğunu, bunun milli dış politikalarımıza uymadığını, Türkiye'nin maceraya sürüklendiğini ve bundan çok zararlı çıkılacağını söylemektedir.

Bir kere izlenen dış politikalar AKP politikaları değildir. Belki AKP ile tarz olarak daha aktif ve cesur davranılıyor ama dış politikaların içerik olarak Milli Güvenlik Kurulunda belirlendiği bir vakıadır. AKP Hükümeti'nin güvenliğimizden sorumlu TSK'nın görüşlerini yok sayması düşünülemez. Kaldı ki AKP %47 gibi ezici bir çoğunlukla millet adına iktidara gelmiştir. Türkiye'nin meşru hükümetidir. İzlediği dış politika AKP'nin değil Türkiye'nin dış politikasıdır. Aksini iddia etmek demokrasiye saygısızlıktır.

9. Cumhurbaşkanımız Demirel de, genel olarak Erdoğan'a hak vermekle beraber, bunun bedelinin bize ileride ödetileceğini ama bundan bizim haberimiz bile olmayacağını söylemiş.

Aslında aleyhte görüş bildirenlerin birleştikleri ortak nokta; "bedel ödemek". Hatta, "Arap için bedel ödemeye değer miydi?" diyenler bile var!

Bu görüşler de mesnetsiz bulunmaktadır.

İsrail Gazze'ye saldırırken Erdoğan'ın sert çıkışları da yine aynı çevrelerce eleştirilmiş ve Mısır'ın tutumu örnek gösterilmişti. Türkiye'nin arabulucuk şansını yitirdiğini Türkiye'nin yerini Mısır aldığını söylemişlerdi.

Davos olayından sonra da Türkiye'nin taraf olduğunu ve kesinlikle artık arabulucu olamayacağını iddia ettiler.

Öncelikle antiparantez belirtmeliyim ki; Filistin'deki trajedi sona ersin de varsın Türkiye'nin arabuluculuğu eksik kalsın!

Ama tabii ki kazın ayağı hiç de onların söylediği gibi değil...

AKP iktidarında izlenen aktif ve akılcı dış politikalarla Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar önemli ve saygın bir ülke haline geldi. Eskiden dışarıdan ve uzaktan izlediğimiz dünya meselelerinin çözüldüğü masanın vazgeçilmez konuğu olduk.

Yıllarca Türkiye'yi partizanlıklarla ve yolsuzluklarla yönetip krizden krize sürükleyenler ve sonuçta ekonomik, siyasi zaaf sebebiyle Türkiye'yi edilgen politikalara mahküm edenler veya buna sesini çıkarmayanlar Davos olayından sonra adeta ödleri patladı: "İsrail, dolayısıyla da Amerika Türkiye'yi mahfedecek" diyorlar!

Oysa her geçen gün ortaya çıkan yeni haberler onları yalanlamaktadır.

Girişteki haberde olduğu gibi BM Genel Sekreteri, meşakkatlı ve sıkıntılı Ortadoğu'da Türkiye'nin arabuluculuğuna şiddetle ihtiyaç duyulduğunu ifade etmekte, İsrail de, ağır hakarete rağmen, durumu normalleştirmek için Türkiye'ye yalvarmaktadır. Yakında Obama yönetiminin de, Ortadoğu sorununun çözümü için Türkiye'den yardım istemesi sürpriz olmayacaktır.

Görüldüğü gibi Mısır'ın esamesi bile okunmamaktadır. Hani Türkiye'nin arabuluculuk rolünü Mısır çalmıştı!

Demek ki, Erdoğan'ın haklı ve asil çıkışı zararlı değil yararlı olmuştur.

Türkiye'nin önemi daha iyi anlaşılmıştır.

Erdoğan'ın diplomasiye aykırı olduğu iddia edilen Davos çıkışı, belki de umutsuz vaka olarak görülen müzmin Ortadoğu sorununun çözülmesine dramatik bir şekilde katkı sağlayacak ve kalıcı barışı getirecektir.

Aykırı seslere önemle duyurulur...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hasan bey bu yazınızda, anlatılanlarla, bazı köşe yazarları ve medyada yayımlanan yorumlar arasındaki çelişkiyi çok belirgin şekilde ortaya koymuş oldunuz, davosta başbakanın gözler önüne serdiği tablo, arap ülkeleri nezdinde karşılık görmüştür. Arap ülkelerinde sanki Türk haftası yaşanıyormuş gibi bir durumla karşı karşıyayız ve ilgi görmeye başladık,Suudi Meclisinde Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşma büyük bir ilgi görüyor, arap aleminde sanki keşfediliyor gibiyiz, bütün bunlar Türkiye'nin doğru politikalar sürdürmesi halinde gerek ülkemizde, gerekse bölgemizde, yeniden güçlü bir konuma gelmemize, elimizin güçlenmesini netice verecektir. Bu durum aynı zamanda AB'de daha güçlü bir duruş sergilememiz demektir. Yazınızı okurken bu çağrışımlar zihnimde oluştu.

Ali Emir KARAALİ 
 07.02.2009 12:00
Cevap :
Merhaba Ali Emir Bey, gerçekten yazdıklarınız çok doğru. Bugün bir gazetede okudum; Cumhurbaşkanının gezisine katılan gazeteciler ve TOBB Başkanı Riyad'da bir yerde kahve içmek istemişler. onların Türk olduklarını öğrenen bir adam kahvelerin parasını ödemiş ve "sizin başbakanınız Davos'ta neler yaptı, bu bir şey mi?" demiş. Bizimkiler de aralarında konuşurlarken "demek ki bizim hesap Davos'ta ödenmiş" demişler ve gülüşmüşler. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Ortadoğu'daki bu güçleniş Batı'da da elimizi rahatlatacaktır. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Selam ve sevgilerimle.  07.02.2009 13:30
 

Sevgili Hasan, Sen ayrıntılı olarak pek güzel yazmışsın.Ben şöyle bir benzetme yapmak istiyorum.Bu ülke şuna benziyor; şoför eğitim arabalarında gaz firen pedalları çift olur,acemiler için yanındaki deneyimli şoförler zor durumlarda kazaya karşı kendi tarafındaki fireni kullanırlar. Biz bir türlü demokratik standardı kazanamadık ehliyet almış deneyim kazanmış şoförümüze rağmen yanıbaşında fireni devamlı kullanan biri oturuyor.Yol güzel, ehliyet var ,soför deneyimli ama ona güvenmeyen Laf anlamaz hoca hala yanında ve firene abanmış durumda. Şayet hocayı ikna edebilirsek ki yakındır; Bu ülke çok daha güzel yerlere gelecektir.Ülkesine ve insanına güveni taşıyan oran çok çok yüksek.yorumun için seni tebrik ediyorum,ayrıca tereddüdü olanlara ortadoğu ve dış siyaset konusunda oldukça deneyimli ve usta gazeteci Cengiz Çandarıda okumalarını tavsiye ediyorum.Sevgi ve saygılarımla. Alaettin Demircioğlu MİMAR

Alaettin Demircioglu 
 05.02.2009 11:21
Cevap :
Merhaba Alaettin, tespitleriniz çok doğru ve örneğiniz çok ilginç. Encümen-i Daniş olayından sonra artık her şey apaçık ortaya çıkmış oldu. Ama bence olay hocanın şoföre güvenmemesi değil statükonun korunması yani oligarşik yapılanmanın kaybedilmemesi çabalarıdır. Sizin de ifade ettiğiniz gibi son çırpınışlar. Yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Selam ve sevgilerimle...  05.02.2009 13:16
 

yıllardır 'iktidar olduklarında' Amerika'ya da, İsrail'e de resti çekiyorlardı... Muhalefetteyken bile riskten bahsediyorlar. Vay halkım vay; sen alkışlarla, tencere kapaklarıyla protestolara devam et; belki eşek arısı orta kulağınından sokar da, muhalif olmak için muhalefet eden liderlerinin ağzından çıkanları duymazsın...

Yüksel ÖNAÇAN 
 04.02.2009 3:05
Cevap :
Merhaba Yüksel Bey, görüşlerinize aynen katılıyorum. Ben de yazılarımda geleneksel siyasetimizin omurgasız olduğuna sık sık vurgu yapıyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi iktidarın ak dediğine kara, kara dediğine ak demektir esas olan. Sonra da demagoji ile insanlar bu istikamette şartlandırılmaya çalışılır. Zaten bu nedenle de iki yakamız bir araya hiç gelmiyor. Oysa gerçek muhalefet bu değildir, bu olmamalıdır. Gerçek amaç ülke menfaatı yerine kişisel ve siyasal menfaatler olursa böyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Halkımızın çoğunluğunun artık bu politikaları yutmadığını görmek sevindirici ve umut verici. Selam ve saygılarımla.  04.02.2009 11:59
 

Halkın, başbakanlarının tutumuna yaklaşımı anlayabilmek için kıraathaneleri(!) tek tek bir çay içimi dolaştım. Masakulak oldum. "Ben cehepeliyim ama helal olsun Erdoğan'a... Yeri geldi mi bir dvletin başbakanı, Kasımpaşalı olabilmeli." özünü taşıyan pek çok konuşmaya kulak misafiri oldum. Ve bazıları durumu öylesine heyecanla değerlendiriyorlardı ki, simalarını beynime resmoldu. Ahşam haberlerinde CHP genel başkanı konuştu: "...üslup yanlış. Bunun farurasını Türkiye ödeyecektir. ..vb... . Ertesi gün, dün konuşan insanların Baykal ağzıyla konuştuğuna maalesef şahit oldum. Bu halk, kukla-piyon durumundan kurtulmadığı sürece ne seçim sistemi değişecek, ne de parti lideri saltanatı son bulacaktır. Merak ediyorum; Başbakan "Süt, her memeden beyaz çıkar," dese bir sohbet sırasında, acaba muhalefet ne cevap verecektir? Sahi, bunu düşündünüz mü değerli okurlar.

Yüksel ÖNAÇAN 
 04.02.2009 3:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3191
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster