Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '21

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
121
 

Boğaziçinden Geriye Ne kaldı

İktidarın demokrasi, insan hakları ve diğer hak ve hukuk ihlallerini içeren bir politikası varsa meşru zemin içinde buna karşı çıkmak demokrasinin sağladığı en doğal haklardandır. Bu, söylemde kalacağı gibi, izinli protesto yürüyüşleri ve eylemlerle de gerçekleşebilir.  Yapılan doğrudan insan hakları ihlallerine giriyorsa, uluslararası anlaşmalar gereği, müşterek imza attığınız tüm devletler de karşı çıkabilir, gelip olayı yerinde inceler ve gerek görürse bağlı olduğu devletlerden yaptırma yapmalarını da isteyebilir.

Şimdi Boğaziçi eylemlerini bu çerçeveden inceleyelim,  protestolara  kimlerin destek verdiğine bakalım ve gelinen noktayı değerlendirelim.  Öncelikle olayın merkezinde rektör ataması var.  Bu atama, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı bir atama değil.  Eğer, amaç bu atama şekline karşı çıkmak ise, rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını öngören yasa değişikliği yapılırken protesto eylemleri yapılması gerekmez miydi? Madem o zaman yapılmadı, şimdi yapılmasını “bir hak arama” veya “bir hak ihlaline karşı direnme” olarak gösteremezsiniz.

Bu atama şekli sadece Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik olsaydı, eylemlerin yine de bir anlamı olabilirdi. Çünkü o zaman, Boğaziçi’ne yönelik bir ayrımcılıktan “ele geçirmekten”, işgal etmekten” söz edilebilirdi. Oysaki yasa tüm üniversite rektör atamalarını kapsıyor.

Farz edelim bunlar olmadı, ama eğer bu atamada herhangi bir insan hakları ihlali varsa, dış devletlerin müdahale etmeye hakları olabilirdi. Berlin’de, New York’ta, Paris’te yapılan eylemlerin haklı bir gerekçesi olabilirdi. Oysaki bu da yok.

O zaman eylemlerin dayandığı haklı bir zemin de kalmıyor. Zaten böyle olduğu için taban bulamadı, halk destek vermedi, cılız kaldı ve söndü.

Peki geriye ne kaldı? Belki de amaç, atanan rektörün geri gitmesi değil de şu ana geriye kalanlardı. İşte şimdi bunu konuşmanın zamanıdır.

Geriye eğitim ve öğretim kurumu olan, bilim üreten ve araştırma yapan bir üniversiteyi işgal edilecek ideolojik makam gibi gösteren bir algı kaldı. Bu algıdan dolayı  dünya kamuoyunda saygın bir yeri olan Boğaziçi Üniversitesi, artık bir bilim yuvası değil, çatışma alanı olarak bilinecek.

Geriye, samimiyetten yoksun bir hak arama algısı kaldı.  Bu algı, halkın gözünde demokrasinin imkânlarını paçavra gibi suiistimal edip, hak arama gibi kutsal bir eylemi kirli bir araç seviyesine indirdi.

Geriye, iktidarı ele geçirmek, var olanı yıkmak, kaosa zemin hazırlamak için her türlü kutsalın ayaklar altına alınabileceği algısı kaldı. Kutsalları çiğnemek meşrulaştı, normalleşti. Çünkü Boğaziçi eylemlerine destek verenler, eylemlere zarar gelmesin diye, Kabe fotoğraflarının çiğnenmesine ses çıkarmadı. Bazıları cılız bir ses çıkarsa bile, cümlelerinin  sonuna ekledikleri, “ama, velakin, ancak” gibi kelimelerle bir önceki sözlerini unutturdu.

Geriye ülke olarak ne kadar güçlü de olsak, kaos çıkaranlara destek vermek için  sabırsızca bekleyen ne kadar çok insan, terör örgütü (PKK-FETÖ-DHKP-İŞİD) ve dış ülke olduğu gerçeği kaldı. Belki de ders çıkarılması, dikkate alınması gereken en önemli nokta da burasıdır.

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 559
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster