Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
144
 

Bu Gora, Cem Yılmaz'ın Gora'sı değil

Bu Gora, Cem Yılmaz'ın Gora'sı değil
 

Hint yazar Tagore'nin Gora'sından için diyorum. Bu Gora, Cem Yılmaz'ın Gora'sı değil.

Gora adından esinlenme var mı bilmiyorum; ama eğer varsa bile, esinlenen Cem Yılmaz olmuştur. Çünkü, Tagore'nin Gora'sı, onunkinden yüz sene öncedir. Gerçi, onunki tam Gora değildir, bir çeşit kısaltmadır: G.O.R.A.

Cem Yılmaz'ın başrolde oynadığı 'G.O.R.A.' adlı film, 2004 yılı yapımlı yerli bir filmdir. Türü: Komedi, macera, bilimkurgu...

Filmin başkahramanın adı Arif'tir. Arif, turistlere antika halılar satan uyanık bir esnaftır. Bir gün uzaylılar tarafından kaçırılır. Kaçırıldığı yer 'G.O.R.A.' adlı bir gezegendir. Gora'da Arif'in başına neler gelir neler. Dünyaya dönebilecek midir?

Cem Yılmaz'ın Gora'sı bana göre muhteşemdir. Baştan sona komedidir. Kahkalara boğan bir filmdir. Filmi izleyeli yıllar oldu, ama çoğu sahnesini ve çoğu espriyi hatırlarım.

İki Gora arasında seçim yap derlerse, Cem'in Gora'sını seçerim. Tabii, bunu Tagore'nin Gora'sı kötü diye anlamayın. Bilâkis edebi anlamda çok başarılı. Ama, konu ve tema yönünden bana hiç çekici gelmedi. Yani, Cem'in Gora'sı candır.

*

Yazıya ikinci bir başlık atacak olsam, o da şu olurdu:

"Tagore, Gora'da keşke babanı anlatsaydın" diye.

İlk önce Gora'dan mı bahsetsem, Tagore'nin babasından mı, bilemedim.

Babasına dair alıntılar yapacağım için, Gora'dan bahsedeyim derim.

Gora, hem Tagore'nin kitabının adı, hem de kitabın başkahramanının adıdır.
Gora, bir Hint gencidir. Milliyetçidir. Dindardır. Sıkı bir muhafazkârdır. Geleneklere bağlıdır, saygı ister. Eleştirmediği gibi, eleştirenden de nefret eder. Asilere düşmandır. Hindistan'ın kurtuluşunun kültürüne sahip çıkmayla mümkün olacağına inanır.

Tagore'nin babası ise, Hinduizm'i reforme eden yeni bir din olan Brahmo Samaj'ı geliştirenlerden birisidir.
Brahma Samaj, -bugün için bile- gerçekten mükemmel bir dindir. Bu din hakkında alıntı yapmak isterim:

"1830 yılına doğru kurulan ve Tanrı'ya inanan bir dinsel hareket. Hindu, İslam ve Hristiyan dinlerinden faydalanmakla beraber mucizeli vahiy fikrine ve yanılmaz salt bir kudret inancına karşıdır. Bilgelik ve aşkla bezenmiş, insan ve evrende kendiliğinden var olan ve bunları aşan sonsuz varlığa inançtır. Bunu Upanişadlar'dan alınan şu cümle ile tanımlamak mümkündür: 'Tek ve şekilsizdir. Ama maksada uygun bir şekle girebilir.' İnsan özgürddür. Tanrı'yı sevmeli ve ona dua etmelidir. Zihin hayatının özü, Tanrı'yla bir olmayı araştırmaktır. Brahma Samaj'da sosyal uğraşlar arasında en büyük yeri kardeşlik, ahlaklılık, başkalarına yardım etme, kadının yüceltilmesi, kastların kaldırılması konuları yer alır. Bu bakımdan klasik Hindu dinine karşıttır. Ram Mohun Roy tarafından kurulan Brahmo Samaj, Tagore'nin babası Maharşi Devendranath Tagore ve Keshab Chandra Sen tarafından geliştirilmiştir."

Nasıl bir din ama? Güzel, değil mi? Bence, mükemmel...

Tagore, Gora gibi bir bağnaz kahraman yaratıp kitabını yazacağına, babasını ve geliştirdiği öğretiyi yazsaydı, daha muhteşem olmaz mıydı? Daha evrensel ve insanlığa hizmet eden bir eser kazanmaz mıydı edebiyat dünyası? Siddhartha kadar müthiş bir eser kazanmaz mıydı insanlık?

*

Gora, İngiliz bir anne ve İrlandalı bir babadan doğmuştur. Bebeklikten beri Hint bir ailenin yanında yetişir. Hint aileyi annesi babası bilir.

Aşırı bağnaz ve milliyetçiler, dünyanın neresine gidersek gidelim, hep aynı mı olur? Yani o milletten olmasa da, o milletin fanatiği olmak...

Bizde de böyledir; Türk milliyetçileri genelde Türk değildir, hatta Türk milliyetçiliğini sistemleştirenler, ünlü Türk milliiyetçileri genelde devşirme değil midir?

*

Tagore, 1861 yılında Hindistan'da doğmuştur. İyi bir eğitim almıştır. Yazmaya şiirlerle başlamıştır. 1913 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. 1919'da İngilizlerin Hindistan'ın Amritsar şehrinde yaptığı katliamdan sonra, İngiliz Kraliyet Sarayı'nın 1915'te taktığı Şövalye Nişânı'nı geri iade etmiştir. Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinde fikirsel olarak rol oynamıştır. 1941 yılında 80 yaşındayken hayatını kaybetmiştir.

*

Rabindranath Tagore'nin 'Gora' adlı kitabını okuyarak bitirdim Mayıs'ın ilk günlerini.

Okuduğum baskı, Kapı Yayınları'ndan çıkmış. Çavirmen: Adnan Cemgil. Tür: Roman. Sayfa sayısı, 512.

*

Gora, dinine, kültürüne, geleneklerine, toplumuna gönülden bağlı bir gençtir. Ciddi biridir; hayatı Tanrıları, kast sistemini bile ciddiye alır. Sorgulamaz, sorgulamaya karşı çıkar. Çevresi, çevresiyle ilişkileri, çevresinin Gora'ya yaklaşımı hepsi romanda...

*

Gora'nın içeriğinden hazzetmesem de, edebi yönden tartışılmaz.

Bir de Gora, MEB'in 100 Temel Eser'inin içerisinde. Aklıma gelmiyor değil, MEB Gora'yı edebi başarısına bakarak mı temel eser yaptı, yoksa istediği adam tipini Gora'da görerek mi? Çünkü, Gora'nın tipi, tam sistemin istediği tip. Ha şunu anlamayın, bu 100 temel eser yeni bir şey değil, onlarca yıldır var.

Gora, edebi anlamda her ne kadar başarılı olsa da, 100 temel eserin içinde olması bana göre saçma. Toy zihinler için sıkıcı bir kitap, felsefi bir ağırlığı da var kitabın. Gerçi şaşmamak lazım, MEB'in bu temel eserleri içinde sıkıcı kitap çok. Mesela onlardan biri, Attila İlhan'ın 'Dersaadet'te Sabah Ezanları' adlı romanı. Roman, kitap sevgisinden çok, kitap nefreti aşılar toy bir zihne.

*

Gora'nın çevirmeni Adnan Cemgil sizce kimdir? 1971 yılında yaptıkları bir eylem sırasında devlet tarafından katledilen Sinan Cemgil'in babasıdır. Sinan'ı ben pek bilmem ama solcular iyi bilir. Sinan ve arkadaşlarının katliamı üzerine Hasan Hüseyin Korkmazgil nefis bir şiir yazmış, Zülfü Livaneli de şiiri besteleyip şarkılaştırmıştır. Şiirin bestelenen kısmı şöyle:

"dört bir yana haber salsam
öldü desem inanır mı
dağlar bana geri verin
kadir'imi sinan'ımı

jandarma kurşunu çaldı
canımı tenimden aldı
nurhak'a abide kaldı
dağlar aldı selamımı

nurhak sana güneş doğmaz
uçan kuşlar yuva kurmaz
dökülen kan yerde kalmaz
soracağız hesabını

böyle kalır sanma devran
yola devam eder kervan
öldü sinan doğdu sinan
omuzladı silahını"

Zülfü Livaneli'nin Nurhak şarkısını, Livaneli'nin 50. yılı şerefine yapılmış müthiş albümde, Hüsnü Arkan okumuş, ama ne güzel bir okuma öyle. Dinlemek isteyenler için link vereyim:https://www.youtube.com/watch?v=hJ2H26acrg8

Sinan ve arkadaşlarının katledildiği yerde toplanan köylülere Adnan Cemgil şöyle konuşur:

"Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyi. Oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. En iyi okullarda okuttum. Ülkenin en güzide üniversitesi ODTÜ'de okuyordu. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. Fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. Bunu bilesiniz diye söylüyorum."

*

Baya bir kolajlı olan yazımı burada noktalıyorum efem, esen kalın.

-Mustafa Yıldırım - 05.05.2017 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 681
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster