Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '20

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
41
 

BU YAZININ ADI UMUT OLSUN...

Yıllar su gibi akıp geçer derler ya hani. Hep aklıma taştıkça akıp giden dereler gelirdi. Ya da sürahinin dolduruldukça taşıp giden kısmı. Akıp giden sular kayboluyordu çünkü. Bu benim akıp taşıp giden deremin suyu deme şansımız olmuyor ki! Bir Temmuz ayı akşamı ömrümün de akıp giden dereler gibi taşıp gittiğini anladığımda yine aynı duyguyu yaşadım. Bu akıp giden ömür benim ki diyemedim, su gibi bulamadım ömrümü. Yıllar akıp gitmeye devam ederken dün yine fark ettim ki 32 yaşına gelen erkek kardeşimin de yılları akıp geçmişti. Giden bu ömür senin ki ona da diyemedim elbette. Onu da bulamadım çünkü o su gibi, kendi akıp giden ömrüm gibi.

Herkes bir şeyler söylüyor sürekli. Kimileri yalanlar söylüyor, kimileri doğruları söylediğini söylüyor. Doğru ve yalan ne peki? Doğruyu söyleyen benim doğrum deyip sahiplenirken yalan söyleyen bu benim yalanım diyemiyor. Ama peki neden? Yalanlarda doğrular kadar sahip çıkılmayı hakketmiyor mu? Oysa doğrular başka başka insanlara doğru gittikçe yalanlaşabiliyor. Bu yüzden demiyor muyuz herkesin doğrusu başka diye. Bunu niye söylüyorum çünkü benim doğrularım sana gelirken yanlışlaşıyorsa yalanlar başlıyor. Herkes birbirini kandırmaya başlıyor işte o anda.

Oysa dünyada ki en güzel şey gerçekler. Gerçek o kadar asil ve güzel bir seçim ki. Yalan söyledim diyen bir insan yine gerçeği söylemiş oluyor. Yani gerçek varsa yalanlar ve doğrular, yanlışlar ve hatalar sahipsiz kalmıyor. Bizim uğrumuza kimse oturup kara kara düşünmüyor. Neden bana yalan söyledi? Diye…

Bir kadın tanıdım yıllar önce. Şen şakrak, cıvıl cıvıl. Ama eksik bir ruhu vardı. Bu nedenle kendi eksik ruhunu tamamlayan her ruhla bütünleşmeye çalışıyordu. Ve bu durum ruh ikizini aramak gibi masumane bir şey değildi. Her ruha göre şekil alıyor, yalanlar söylüyordu aslında. O da yalanlarını sahiplenmedi. Sadece yalan söyledi ve sonunda ruhunu tamamladı. Eksik yönünü tercih etmişti, yalanlar ile.. Hafıza her yeni bilgi öğrendiğinde bilinen bir şeyi siliyormuş. Geçen gün bir yerde okudum bunu. Ve anladım ki İnsan da böyle. Her öğrendiği yeni bir deneyim, bir duyguyu öldürüyormuş. Kadın yalan ile ruhunu tamamladığı gün sevgiyi unuttu. Bir adam bunun karşısında çaresiz kalarak çaresizliği öğrendiğinde güvenmeyi unuttu. Ben ise bütün bunlar karşısında akıp giden ömrü hiçbir zaman bulamayacağımı tam olarak öğrenerek cesaretimi kaybettim. Bu gün 37 yaşındayım. Ve o çaresiz adam 32, ruhu eksik o kadın ise sadece 25… Kim daha şanslı bilemiyorum. Ama hepimiz şansız sayılabiliriz. Çünkü her tercih bir şeyi öldürerek ilerliyor taşkın akan derenin içinde ki su ile birlikte. Çoğaldığımızı zannederek eksiliyoruz. Gün gün zayıflıyoruz, acılarımızı paylaşmıyoruz ve bir anda herkes birbirine yabancı sayılmaya başlıyor. Daha dün gece aynı yatakta sevişmiş iki beden sabahında birbirine bir daha dokunmayacak iki yabancıya dönüşmüş oluyor. Bütün bunların toplamını hayat sanıp geçmek çok basit kalır. Üzerine daha büyük felaketlerde ekleniyor çünkü. Bir anne gizli gizli ağlıyor. Bir baba pencereden sigarasını körükleyerek efkarlanıyor içine akıtıyor gözyaşlarını. Bir başka şehirde depremler oluyor. İnsanlar nefessiz kalarak ölüyor. Bu sefer insan dönüp acıları karşılaştırmaya başlıyor. Benim ki daha hafif, o daha acı. İşte hayat bu. Acıları karşılaştırarak taşıp akıp gitmek ve bir daha akıp gidenleri bulamamak….

Kasım ayına girdim bu sabah. Balkona çıkıp buz gibi havada üşüyerek  sigaramı yaktım. Ağaçları seyrediyordum.  İş Makinelerinin  sesleri geliyordu bir de kısık kısık  kuş sesleri. Bir sincap gördüm elinde çam kozalağıyla birlikte daldan dala atlıyordu. Kediler ve köpekler bir arada çimenlerin üzerinde bir birlerine karşı tetikte kalarak bakıyordu. Hep bir tedirginlik hali vardı doğada. İnsanlar işlerini bitirme tedirginliğinde, sincap elindekini kaybetmeme tedirginliğinde, kuşlar yuvaya yemek götürme tedirginliğinde, kedi köpek saldıracak tedirginliğinde ben ise bütün bu yaşadığım koca ömürde daha neler göreceğim, daha ne kadar akıp giden ömrü bulamayışımı izleyeceğim tedirginliğinde. Bir şey takıldı gözüme o anda. Tedirgin olmayan bir şey. Öylece her şeye rağmen ,her koşula rağmen kendince oracıkta büyüyen bir şey. Balkon taşları arasında güneşin olmadığı bir havada ,toprağın besin olmadığı bir ortamda büyüyen bir çiçek. Adı umut .. Belki de hayat sadece tek kelime. Umut

Şairin de dediği gibi;

bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen,
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır…”

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 216
Kayıt tarihi
: 28.08.17
 
 

Tak tak tak... şehirde iyiye işaret eden şeyler de var.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster