Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
37
 

Buğday Tanesi

              Buğday tanesinin başak olması gibiydi benim hayatım.

Anne ve Babanın sevgi ile dünyaya getirip büyüttüğü, yarım da olsa göz nurlarıydım tıpkı buğday tanesi misali. Ne de çabuk geçti seneler.

               Evet buğday tanesi ekildi, büyüdü , başak oldu. Erdi mi yoksa zorla da olsa olgunlaşmak zorunda mı bırakıldı. Atılmış olduğu tarlada nasıl yeşerdi, Hangi fırtınada boynu büküldü. Hangi kurak senede kurumaya yüz tuttu. Bunu sadece yeşeren buğday tanesi bilir.

              Yaş yedi, Hayat tarlasında daha yeşerip başak tutmadan kopan fırtınayla boynu büküldü. Evet hem de ne fırtınaydı esen, kasırga gibi.Tutunmak için sevgiye ihtiyacı vardı . Başağın yeşermesi için sevgiyle  beslenmeye, sonra suya ve güneşe ihtiyacı olacaktı. Tek taraflı sevgi ile hayat denen tarlada büyümenin ne kadar zor olduğunu anlayamayacak kadar  küçük de olsa  kırılmamak, üzülmemek adına direnmeliydi. Öyle de oldu.

              Buğday tanesi, yeşil başak tutmaya başladığı yıllar da öyle bir kasırga kopmuştu ki, ilk fırtınanın verdiği yıkımdan daha büyüktü. Ekilip yeşerdiği tarladan kopartıp darma dağın etmek üzereydi. Onu bu kasırgaya teslim etmek isteyen kendi canıydı. Kime güveneceğini bilemeyecek yaşta olması, daha da zor durumda kalmasına sebep olmuştu.  Halbuki onun istediği sadece bir yudum sevgiydi. Kendi canından bulamamışsa kime güvenmeliydi. Canının yandığını belli etmesede yaşamaktan kopmamalıydı, tüm olumsuzluklara karşı direnmeliydi. Bir an yaşam dan kopmak istemiş olsada onu yaradan MEVLA buna izin vermedi.

         İlk fırtınadan sonra kopan bu kasırga, öyle acı vermiş, canından canını almış ondan ayırmıştı. Bunlara dayanmaya ve bazı şeylerin seyrini değiştirmeye gücü yetmemişti. Ve çaresizdi, yüreğinin hep bir yanı boştu. O boşluğu kimse dolduramazdı.

        O çaresiz dönemler de sevgiyle tutunabileceği sağlam dal bulabilmek kolay değildi. Yaradanına sığındı. Ondan yardım diledi. Evet kader midir bilinmez duaları kabul olmuşdu. Hayat denen bu tarlada kasırgalardan, fırtınalardan korunmak için tutunabileceği bir dal bulmuştu. Bu dalı öyle benimsemişti ki hiç bir şekilde ne saklayacak birşeyi ne de yalanı olmamalıydı. Dürüst oldu esen kasırgayı ve o kasırganın ona verdiği yıkımı anlattı. Anlatmak onun için zor olsada hayat denen tarlaya yalansız tohum ekmek istiyordu. Gelecek söz ve tepki onun için önemli değildi .O dürüst olmalıydı.

        Herşeyi anlattı. Önce kısa bir sessizlik. Sonrasında herşey güzel başlmıştı. Ve buğday tanesi mutluydu. Kısa bir süre sonra kendinin de tanesinin yeşermek üzere olduğunu anlamış ve çok mutlu olmuştu.Tutmuş olduğu dala daha bir sıkı sarılmış bir o kadar daha benimsemiş ve sevmişti. Ya da sevgiden çok saygı duymuştu.

         Zamanla kendi taneleri olmuş çoğalmıştı. Olgunlaşmaya başlayan başak taneleri de ermiş serpilmişlerdi . Gene esintiler yarı fırtınalar vardı, vardı da sararan başak taneleri adına, onların iyice olgunlaşması için tuttuğu dalı bırakmıyordu. Hep o tanelerin ermesini olgunlaşmasını bekliyordu.

        Taki yeni kasırganın öncesinde esen fırtına misali büyüttüğü, kıyamadığı tanelerinden birinin toprağa düşmesiyle tüm umutları bitmiş, canı yanmış gene çaresizlik içinde kalmıştı . Şimdi ne yapacağını bilemez haldeydi. Sessiz çığlıklarının içinde boğuluyordu. Herzamanki gibi etrafı kalabalık olsada o kendi dünyasında yalnızdı. Onun acısını paylaşacak, onu dinleyecek, içindeki fırtınaları dindirecek kimsesi yoktu . Senelerce tutunduğu güvendiği dalı çatlamıştı. Bu seferki kasırga da umutlarını, sevgisini , yarınlarını kaybetmişti. Neyi kalmıştı ki. Geride kalan tanelerini de kaybetme korkusu yaşıyordu . Kendi dururken neden sararmışken neden daha yeşil tanesi toprağa düşüvermişti.

        Önce isyanları oynadı. Kendini de toprağa atmak istemişti . Yaşamasının anlamsız olduğunu hissediyordu. Fakat onu yaradanı buna gene izin vermemiş ve yaşa demişti . Kader bir kez daha tokatını atmıştı ki ilkinden daha ağırdı. Sarsıldı yıkılma korkusu yaşamış olsa da yaradanının  vermiş olduğu sabırla silkelenip ayağa kalkmak istedi. O biliyordu yaradanına şükretmeyi. İsyan ettiğinin farkına varmıştı. Şükreterek, hamd ederek yaradanına sığındı.

      O bunca kasırgalara taneleri için dayanmıştı. Kendi içinde birşeyler yapma zamanı gelmişti. Madem ki toprağa karışma vakti gelmemişti yaşamalıydı. Ayaklarının üzerine sağlam basmalıydı. Ona yaradanın taşıyamıyacağı yükü vermeyeceğini biliyordu. İyice olgunlaşmış hayat denen tarlanın taşından da dikeninden de nasibini almıştı. Neden gülünü de koklamasın ki.

      Zaman ne gösterir bilinmez, bizim başak gülü koklayana kadar  toprağa mı karışır, ya da gülün dikenine mi takılır, hayat denen tarlaya yeni kasırgalar mı gelir bilinmez.

     Şimdi kendinden daha emin, Yaşamaya devam yaradanının izni ile. Sağlam adımlarla, dimdik ayaklarının üzerinde durmayı öğreniyor.

     TEŞEKKÜRLER HAYAT TARLASI ÖĞRETTİKLERİN İÇİN.

                            Hatice Büyükarı.....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 86
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 89
Kayıt tarihi
: 20.08.17
 
 

Kız Meslek Lisesi mezunu. Ev hanımı. Okumayı ve yazmayı seven biriyim. Gerçeklerle uyumlu olması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster