Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
895
 

Çıplak ve yalnız

Çıplak ve yalnız
 

‘Türkler roman yazmasını beceremiyor, içlerinde yok’ Kitaptan.

Okura parlak çeker gibi kitaplarına albenili adlar veren Hamdi Koç’un ‘Çıplak ve Yalnız,’ beşinci romanı.

Yazın ahlakı hiçe sayılarak dile getirilen kurguya birlikte bakalım: Babası (Bahtiyar) yengesini becermiş..!? Roman kahramanı Mesut (kendisi) doğmuş, nikahlı karısından ayrılmadan tefeci tüccar Amca’sının (Muvaffak) becerdiği bir çocuğu olan Akide’yi ve hususi kız Asiye’yi kendisi beceriyor/amca öldükten sonra birlikte yaşıyor..!? En edepli/dürüst edebiyat, yaşamla örtüşen etik olanı dile getiren edebiyattır.

Şizofren teşhisini okuruna yaptıran Koç’un, olmayan sesler duyan, hayaller gören ve garip kokular salgılayan/alan Mesut’un iç çözümlemesi (0 puan): ‘Hikmet’e bakayım, dedim. Hikmet, ruhunu görmüştüm, ölmüş olmalıydı, dükkâna gidince ya ölüsünü bulacaktım ya da ölüsünü bulmuş, dükkân önünde bekleşen, sigara içen adamlar.’ (s.429)

Yirmi iki yaşındaki Mesut, 1961 yılını benöyküsel anlatımla dile getirirken aynı paragrafın içinde kronolojik/tarihsel sıralamayı hiçe sayarak birden 2012 yılına geliyor. ‘Şimdi sene 2012. Şurada yaşasam yaşasam üç beş sene yaşarım.’ (s.142) ‘73 yaşında karını affetmek ve unutmak zorunda kalmak ve affedemeyeceğini de, unutmayacağını bilmek. 50 senelik bir evlilikten sonra.’ (s.213)

Romanında okuruna ‘Size anlattım, biliyorsunuz, ama o zaman ben de bilmiyordum kocasını bir hafta, on gün sonra işten atacağımı. Okur olmak ayrıcalıklı bir durum, şanslısınız valla’ (s.545) Yazar, koluna girip öykü trenine bindirdiği okurunu düş aleminde uçururken birden öyküden başını çıkarıp ben buradayım der gibi davranarak okurun valizini öykü treninden aşağı atıyor! Yani yazar okuruyla konuşuyor..! Kurgu, yazarı ortadan kaldırmak için konmuş…

“ ‘Küçük ve yalnız’ olduğunu sanan bir kahramanın ‘büyük ve kanlı’ bir geçmişe yaptığı yolculuğu” anlatan Koç’un yaşama bakışı, kitap içi eleştiri (2 p): ‘Tabancayla yürütülen ve vicdani temizlik için sık sık hacca gitme ihtiyacı doğuran bir iş’ (s.85) ‘Babası kızı satmış. Yenge Hanım da o şartla almış. Forsludur filan ama esasen maldır yani.’ (s.173)

Katmanlar oluşturmadan düzayak bir hikâye anlatır gibi yazarken hangi öykü/bilgiye gereksinim duyarsa raftan alıp romana koyan Koç’un söylemleri (5 p): ‘bizim Türkler üç ayda bitiremedikleri işleri hiç beceremiyorlar’ (s.498) ‘Erkek milleti adidir, kirlettiği kadını kirlenmiş sayar.’(s.551) ‘Erkekler her konuda kadınlardan daha yumuşaklar.’ (s.401)

Rol verdiği kahramanlardan birini ağzı güngüllü laf eden biri yapmayan (postahanede çalışan Mesut’a kültürlü rolü verilebilirdi) Koç, ‘Çıplak ve Yalnız’ı yüzde 36.4 diyalogla yazmış. (4 p) Romanın baş kısmında diyalog oranını tiyatro oyunu gibi fazla tutmuş. Sayfada ortalama 4.7 paragraf yapmış. (0 p)

Halk diliyle de kaliteli edebiyat yapıbileceğini göstermek için yörenin sözvarlığından yararlanmayan Koç, ‘Çıplak ve Yalnız’ı yüzde 13 yabancı sözcükle yazmış. (10 p) Dilde yenilikçi bir tutum sergilememiş. Ne de olsa, Ankara’da yaşayan bir kahraman anlatıyı yapıyor.

Çok az simgesel anlatımdan yararlanan (1 p) Koç’un yazın diline işlevsellik katan ayrıntıları (6 p): ‘Dumandan öyle gözüküyormuş meğer, önce ıskaladı zannettim, çünkü oğlan, baktım, ağzı açık, gözleri açık, öylecene oturuyor. Başı bile düşmemiş. Görsen öldü demezsin’ (s.488) Şizofren hastalığının belirtileri: ‘gel yavrum terlemişsin, külotunu değiştirelim’ (s.14) ‘Külot çantamı aldım.’ (s.26) ‘sesim tepelerin arasında oyun oynamaya başladı.’ (s.388)

Milletiyle bir sorunu varmış gibi yazan Koç’un alımlı çalımlı sözleri (7 p): ‘Hayatta yapılacak en temiz iştir seks, akıl sağlılığını korumak ve hayata tutunmak istiyorsan.’ (s.104) ‘gözümde kalan son görüntü Asiye’nin kasıkları, kısa kesilmiş kasık tüyleri ve tüylerin altındaki o benzersiz pırıltı olacak.’ (s.432) Hoş olmayan sözler: ‘Bizim taşralı Türkler iki kuruş para görünce küstahlaşırlar’ (s.325) ‘Bu millet, bu millet iğrenç bir millet.’ (s.151) Absürt ve argolu sözler: ‘buralarda ondan daha şahsiyetsiz, daha affedersin kancık biri yoktur.’ (s.338) ‘Ecdadını si.....lerim’ (s.507)

Kan davası güder gibi pencerenin birisinden bakarak tek taraflı kutupluluk yaratan (5 p) Koç, atasözüne sayfada ortalama 0.0033 kez yer vemiş. (0 p) Oldukça düşük bir oran. ‘Doğruca eve gidelim. Korkunun ecele faydası yok.’ (s.81)

Kurgunun uygun olmasına karşın, çatışmacıların iki tarafına da gıcık vererek ve ayrıca gizem yaratarak merakı yeterince devindirmeyen (4 p) Koç, söz varlığı deyimi sayfada ortalama 0.3 kez kullanmış. (2.1 p) Düşük bir oran. ‘Ünye’nin tuzlu kokusu burnumda tüttü’ (s.162)

Ben Taksim/buradayım der gibi romanını ‘Gezi Direniş’lerinde ölen Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım ve Ali İsmail Korkmaz’a adayan Koç, gülmeceyi sayfada ortalama 0.0117 kez kullanmış. (0.1 p) Düşük bir oran. ‘O gün senin cenaze namazını da kıldık. Eve gelip helvanı yedik. Sonra mevlidinde bulunduk. Mevlit şekerini de yedik. Ya! Gülsem mi ağlasam mı, bilmiyorum.’ (s.356)

Dua bilmeyen bir kahraman yaratan Koç, sanatın olmazsa olmazı imgeye sayfada ortalama 0.1kez yer vermiş. (0.8 p) Çok düşük bir oran. ‘Sokak lambasının sarı ışığında adamın genç yüzünün kahverengi bir hayal kırıklığına gömüldüğünü görür gibi oldum.’ (s.21)

Şükran Kozalı’nın Eğreti Kadınlar romanındaki gibi beyin ‘hususi kız’ı (s.591) olduğunu gibi yazan Koç, okura sayfada ortalama 2.1 kez soru yöneltmiş. (6.3 p) ‘İğrenç bir millet, çünkü bir kişi çıkıp tek laf etmedi bunlara. Daha iki sene önce Adnan Bey’i seçen halk değil miydi? Şimdi niye sahip çıkmıyorlar başvekillerine? Niye kimsenin gıkı çıkmıyor?’ (s.151)

Romana edep/edebiyat katma gibi bir derdi olmayan Koç, içmonologa sayfada ortalama 0.01 kez yer vermiş. (0.1 p) ‘Has...tir, hayatta oraya inmem, diye itiraz ettim işitmez bir sesle.’ (s.132)

Anlatının orta yerinde Ünye’deki bahçesi için (laf verir gibi) okuruna, ‘Fırsatınız olursa gidin görün. Benim gönderdiğimi söylerseniz’ (s.227) diyen Koç, benzetmeyi sayfada ortalama 1.3 kez kullanmış. (5.2 p) ‘Bu yol şeytanın kuyruğu gibi ya. Devam edersek şeytanın kıçına gireceğiz gibi bir his var içimde.’ (s.36) ‘Hele onun gibi bir zipzopu hiç.’ (s.439)

 Laz, Çerkez, Gürcü ve Türk’lerden oluşan Ünye ve Fatsalı’lara her an her şeyi yapabilir gibi bir karakter yükleyen Koç, eğretilemeye sayafa ortalama 1.5 kez yer vermiş. (4.5 p) ‘Sonra konuşuruz şekerim.’ (s.152) ‘güzelim, tatlı delikanlım.’ (s.582)

İntiharı sevdirmek ister gibi ‘en asil hareketi yapıp intihar etmekle. ..Sanatkârane bir tercihtir’ (s.109) diyen Koç, ucu imgeye çıkan yananlamı sayfada ortalama 0.4 kez kullanmış. (2.8 p) Düşükçe bir oran. ‘yemekten iyice ağırlaşmış kalçalarını sedirden sökmeye çalıştılar’ (s.277)    

On dokuz satırı bulan uzun tümceler kurmayı seven Koç, bilinççakımını sayfada ortalama 0.0133 kez kullanmış. (0 p) Düşükçe bir oran. ‘Seninle iyi anlaşacağız, dedim içimden.’ (s.147)

‘Her şeyin şüphe ve izahat istediği bir dünya’ Ünye ve Fatsa’yı yazan Koç, betimlemeye sayfada ortalama 3.6 satır yer vermiş. (0.7 p) ‘18 ayar full beyaz altın kaplama, fildişi kabza, elde kaymasın diye fildişine kum incileri gömülmüş. Sürgünün sağ yüzünde  de pırlantalarla adının baş harfleri yazılıydı. Silah değil, mücevher.’ (s.225)

Gerçek anne (yenge) – oğul arasındaki duyguyu hiç dile getirmeyen Koç, ruh çözümlemesini sayfada ortalama 0.2 kez yapmış. (0.6 p) ‘Benimle de zırt diye yatmıştı. Al sana aşk. Gel de inan. Sana duyulan aşk bu kadar olur. Salaksın oğlum sen, salağın önde gidenisin, gül gibi ihtiyar karın dururken elin göçebesinin köy yosması kızına’ (s.551)

Tabancayı okuruna sevdirmek ister gibi betimleyen Koç, bilinç akışı ‘düşündü’ye sayfada ortalama 0.04 kez yer vermiş. (1.6 p) ‘ihtiyaç molası verir, külotumu değiştiririm diye düşündüm.’ (s.112)

Adnan Menderes’e meydan dayağı çekildiğini yazan Koç, sosyal konu çözümlemesini sayfada ortalama 0.4 kez kullanmış. (1.2 p) ‘küçük yer demek, taşra demek dedikodu demekti, dedikodu da eğlenceli bir şeydi, insanların başkalarının hayatları üstünden kendilerini oyalamasını sağlıyor, sohbeti ve beşeri ilişkileri teşvik ediyor, bir nevi yerel edebiyat yaratılmasına imkân tanıyordu.’ (s.162)

‘Her erkeğin seks konusunda biraz gizli sapık olduğunu’ yazan Koç, ikilemeye sayfada ortalama 1.1 kez yer vermiş. (2.2 p) ‘döne döne düşen, kayalara çarpa çarpa ezilen arabanın’ (s.37)

Soru işaretinden sonra tümceye küçük harfle başlayan, noktalama imlerinden yeterince faydalanmayan Koç, pekiştirmeyi sayfada ortalama 0.4 kez kullanmış. (1.2 p) ‘ölüm taş maş dinlemiyor’ (s.48) ‘çay may ikram ettiler’ (s.53) ‘zırt pırt çıkılan’ (s.54) ‘mırın kırın etti’ (s.56) ‘höt möt edecek’ (s.69)

Atmışlı yıllarda adam öldürmenin bir sorumluluğu yoktu der gibi anlatan Koç, terime sayfada ortalama 1.3 kez yer vermiş. (3.9 p)

Senin bacın benim de süt kardeşim filan ama ben âşık oldum’ (s.271) diyen Koç, sıfatı sayfada ortalama 4.8 kez kullanmış. (9.6 p) ‘Kocaman, upuzun, beyaz bir bina.’ (s.572)

     Yazar, Ahmet Ümit’in romanlarında her iki sayfada bir kullandığı montaj tekniği ve alıntıdan yararlanmamış.

Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre Hamdi Koç’un Çıplak ve Yalnız romanına 86.9 puan verildi. Bilecen insanların yaşadığı bir oylumda çağrışım gücü yüksek söz/sözcük okurda kolayca söylenivermiş hissi uyandırıyorsa, bu edebiyat nitelikli edebiyattır. Bu da incelik isteyen bezemeyle olur. En yaman eleştiri kıyaslamaktır!.. Düşüngülü Eleştiri, son söz değildir. Romanları türlerine göre kıyaslamayı size bırakıyorum.  Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab1 – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat’ine 122.1 p, Oya Baydar'ın 'Çöplüğün Generali'ne 104.2 p, Tolga Gümüşay’ın ‘Hiç Kimsenin Kenti’ne 105.9 p, Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’na 117.8 p, Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems’e 84.8 p, İskender Pala’nın Şah ve Sultan’a 112.6 p, Sürayya Köle’nin ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ 107.9 p, Sinan Akyüz’ün ‘Piruze / Şam’da Bir Türk Gelin’ 102.9 p, Zülfü Livaneli’nin ‘Serenad’ 118.6 p, Nedim Gürsel’in ‘Şeytan, Melek ve Komünist’ 124.3 p, Elif Şafak’ın İskender 126.5 p, Ayşe Kulin’in Gizli Anların Yolcusu 127.8 p, İskender Pala’nın Od / Bizim Yunus romanına 95.5 p, Ahmet Ümit’in ‘Sultanı Öldürmek’ 142.7 p, Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları 95.2 p, Celal Çalık’ın Naziler İstanbul’da 82.6 p, İskender Pala’nın Efsane / Bir ‘Barbaros’ 102. 6 p, Ayşe Kulin’in Bora’nın Kitabı 137.1 p, Ece Temelkuran’ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar 146.6 p, Ahmet Altan’ın Son Oyun 97.2 p, Ayşe Kulin’in Dönüş 105.2 p, Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikâyesi romanına 119.2 puan verilmişti. Çıplak ve Yalnız / Hamdi Koç / Doğan Kitap / 599 s.   

Ali Akdemir

10. 10. 13

Çukurova

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster