Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
70
 

Çöl

Yağmur yavaştan çiseliyordu. Havada kesif bir toprak kokusu vardı. Çoğu insan bunu kurtuluş savaşında ölen şehitlerin kan kokusu olarak bilirdi.

Yağmur gözlerden uzak yerlere de yağıyordu.Ama bir adım ötesi kupkuruydu. O yerlere yağmur gelmemişti.

Siyah renkli bir jeep köyden geçiyordu. Direksiyondaki adam “Allah’ın şu işine bak. Güneş az ötede kayboluyor.” Dedi.

Geride oturan “Yurdumun doğası böyle. Yağmur bir yerde vardır diğerinde yoktur. Mevsimler de öyle. Çoğu bölgeler kar altında iken sahil bölgeleri özellikle Antalya hiç kış görmez.” Diye konuştu.

Direksiyondaki adam “Mehmet biliyor musun. Almanya’ya yağmur yağdı mı burası gibi hiç toprak kokmaz. Neden bu?” dedi.

“Enişte sen de biliyorsun. Oraya sürekli yağmur yağar. Toprak hep nemli olduğu için kokmaz.”

Direksiyondaki “Üstelik toprak kokmadığı nemden dolayı havadan küf soluyorsun, dedi. Sonra ekledi. ”Bu topraklarda çok savaşlar yapılmış. Her yere kan damlamış. Toprak o yüzden mis gibi kokuyor.”

Yol hafiften ıslaktı. Asfalttı ama ilerisini bildikleri için endişeliydiler. Az sonra tahliye yola gireceklerdi. Orası topraktandı.

Mehmet “ Murat enişte yola saplanırsak yandık.” Dedi.

Direksiyondaki Murat “Ben de biliyorum. Başka çaremiz yok. Mecbur gideceğiz.” Dedi.

Jeep asfalt yoldan tahliye yola girdi. Yavaş gidiyordu. Önde oturan Murat’ın eşi Elif “Yiyecek hiçbir şeyimiz yok. Çakılır kalırsak geceyi arabada geçiririz. Aç uyuruz. Benden söylemesi.” Diye konuştu.

Jeepin içinde sessizlik vardı. Olacakları bir macera içindeymiş gibi algılıyorlardı. Murat “En yakın köy elli kilometre uzaklıkta.” Dedi.

Mehmet “Enişte dua et. Yolda kalmayalım. Ablamın dediği gibi yiyeceğimiz yok.” Dedi.

Murat “Şu an iyi gidiyoruz. Endişe etmenize gerek yok.” Dedi.

Yağmur durdu. Zaman yavaştan geceye doğru akıyordu. Murat jeepi iyi kullanıyordu. Tahliye yolun çamur olmuş toprak zemininde elli kilometreyi aşmıştı.

Asfalta çıklar. Mola için jeepi durdurdular.

Elif “Murat ben acıktım. Ne yiyeceğiz?” diye sordu.

Murat “ Buralarda market bulmak zor. Ama biraz sabrederseniz lokantaya kadar gideriz.” Dedi.

Elif “Ben o kadar zaman sabredemem. Bana acilen yiyecek bulun.” Dedi.

Mehmet birden “ Baksana abla. Az ileride ağaçlar var. Zannedersem onlar elma ağacı.” Diye konuştu.

Murat döndü. Jeepin farlarının aydınlattığı yöne doğru baktı. “Hadi gidelim, biraz toplayalım.” Dedi.

Elif yatıştı. “Şimdi ne kıtır şeydir yemesi. Vallahi elma krizim geldi.” Dedi.

Bir poşet aldılar. Ağaçların yanına kadar gittiler. Elmaları toplamaya başladılar. Elif dayanamadı. Elmalardan birini alıp yemeye koyuldu.

Murat “Bu kadar elma topladığımız yeter. Geri dönelim.” Dedi. Ve oradan uzaklaştılar.

Mehmet “Enişte uykun varsa arabayı ben kullanabilirim.” Dedi.

Murat “Şu an hepimizin uykusu var. Şimdi jeepe girip uyuyacağız. Yarın yola devam ederiz.” Dedi.

Mehmet “Doğru. Benim de uykum var bunu düşünmen iyi oldu.” Dedi.

Jeepin yanına geldiler. Arabanın içine girdiler. Murat poşetten Mehmet’e elma verdi. Bir tane de kendi aldı.

Mehmet “Elmalar haram olmaz mı?” diye sordu.

Murat “Haram gibi ama bu çölün ortasında bir elma bahçesinin olması garip. Yani ağaçlar sahipsiz. Bu durumda hiçbir sakınca yok.” Dedi.

Elif elmaların üçünü yemiş dördüncüsüne başlıyordu. Birden durdu. “Bunlar ilaçlı olmasın.” Diye konuştu.

Murat “ Burası çölün ortası. Kim gelip te ağaçlara ilaç sıkacak.?” Dedi.

Elif ikna oldu. Elmasını yemeye başladı. İyice doydular. Uyku vakti gelince Elif kısa sürede sızdı. Murat ve Mehmet jeepten dışarı çıkıp sigara içtiler. Ardından arabaya girip uykuya daldılar.

Sabaha doğru arabalar vızır vızır yollardan geçiyordu. Etrafta modern evler, binalar vardı. Hemen kavşakta siyah bir jeep duruyordu., İçinde uyuyan insanlar vardı.

Elif kalın bir korna sesinden sonra uyandı. Etrafına bakınca şaşırdı. Gece çölün ortasındaydı. Ama şimdi durum değişmiş koca bir şehirle karşılaşmıştı.

Acele ile Murat ve Mehmet’i uyandırdı. “Bakın nereye gelmişiz.” Dedi. Her şey açıktı. Gece yolda ilerlerken şehri farkedememişlerdi.

Murat “ Burası Türkiye. Elektrikler kesilince koca şehir bizim gibi insanların gözü önünde bir anda kayboluveriyor.” Diye söylendi.

Elif ve kardeşi Mehmet durumu şimdi daha iyi anlıyordu.Gece ıssızlığını elektrik olmadığı için kavrayamamışlardı.

Jeepin içindeki üç gurbetçi hayatından memnundu. Bir lokanta buldular. Keyifle içeri girdiler. O özledikleri yurdun çorbasını içmek için sipariş verdiler.

Tuna M. Yaşar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Yaşar, öyküleri okumayı severim ve vakit buldukça da yazarım. Eğer eleştiri kabul ederseniz bir konuyu belirtmek istiyorum. Öykünüzün başlangıcı ve devamı inanılmaz derecede merak uyandırıcıydı, hatta bilim kurgu bir sona doğru ilerlediğini bile düşündüm. Fakat finali beni hayal kırıklığına uğrattı, ben kısa öykülerde en önemli ve vurucu kısmın final bölümleri olduğunu düşünüyorum. Tabi bu benim naçizane kendi görüşüm. Kaleminize sağlık. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 03.01.2019 0:08
Cevap :
Bu öyküyü yazarken içimden gelen sesleri dinlemiştim. Sonuna da karışmadım. Çünkü yaşanabilir bir yapıya bürünsün istedim. Yorumunuz için teşekkürler.  03.01.2019 18:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 262
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 318
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ve okültizm ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster