Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

28 Ekim '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
55
 

Cumhurbaşkanlığı seçim krizlerinden hükümet krizlerine…

Cumhurbaşkanlığı seçim krizlerinden hükümet krizlerine…
 

Nisan 1980 tarihiydi, 6’ıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün yedi yıllık görev süresi dolmuştu.

TBMM’de 7’inci Cumhurbaşkanı seçimi gerçekleştirilen pek çok tura rağmen sonuç vermiyordu, nihayet 12 Eylül askeri darbesinin nedenlerinden biri olacaktı Meclis’in Cumhurbaşkanını seçememiş olması.

Aradan 27 yıl geçtikten sonra Nisan 2007 tarihinde benzer bir durum daha çıktı ortaya; ama benzerliğinin yanı sıra farklılıkları da vardı. Bir kere Anayasalar farklıydı, ilkinde 1961 Anayasası, ikincisinde de 1982 Anayasası yürürlükteydi.

12 Eylül’ün lideri Kenan Evren’e göre 1961 Anayasası bol gelmişti, görülen ve yaşananlar şunu gösterdi ki 1982 Anayasası da dar geldi. Öyle ki zaman içinde düğmeleri bir bir koparken, içinin astarı da görülmeye başladı.

Sonuçta Anayasa değiştirilerek Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verildi, 21 Ekim 2007 referandumuyla. Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı da Tayyip Erdoğan oldu, 10 Ağustos 2014 tarihinde.

Gelin görün Cumhurbaşkanlığı seçim krizlerinden kurtulan ülkemiz bu kez de hükümet kriziyle karşılaştı 7 Haziran 2015 Genel seçimleri sonrasında. Tek başına iktidarın mümkün olmadığı Meclis aritmetiğinde herhangi bir koalisyon hükümetinin kurulması da mümkün olmadı.

Ve ilk defa halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa’daki yetkisini kullanarak ‘Yeniden seçim’ kararını aldı. TBMM içinden bir koalisyon hükümeti çıkaramadığı gibi, aynı zamanda seçim kararı alma konusunda da ortak hareket etmeyi başaramadı.

Bu ifadelerimle ne demeye çalışıyorum, ne yazık ki yedi yılda bir karşımıza çıkan Cumhurbaşkanlığı seçim krizleri, sonunda hükümet krizlerini doğurdu. Geçmişte de pek çok hükümet krizi yaşanmıştı ülkemizde; ama bu kriz geçmişteki krizlerden bambaşka.

Nisan 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimini krize dönüştürenler, öyle bir çomak soktular ki, en sonunda sadece kendilerini değil, aynı zamanda siyasi partileri de işlevsiz bir hale getirecek büyük bir kaosa yol açtılar.

Sivil siyasetin yıllardır pek çok sorunumuzu çözemediği bir yana, en temel göstergesi hükümeti bile kuramayacak hale gelmesi, doğrusu oldukça ibretlik bir gelişme olmuştur. Ne var ki geçmişteki krizlerden ders alamayanların, bundan ders alamayacakları da ortada.

Neden; çünkü giderek gettolaşan bir siyasetle karşı karşıyayız, böylesi bir siyasetle ülke sorunlarımız çözülemeyeceği gibi, aynı zamanda benzer sonuçlar alınacak hiçbir seçim de arzu edilen bir hükümetin kurulmasını sağlayamayacaktır.

Bölünen parçalanan ve kendi içinde gettolaşan siyaset değil, ilkeler etrafında birleşen bütünleşen ve sorun üreten değil, birikmiş sorunları çözen bir siyaset gereklidir bize.

Kendi gettosu için varolmayan, varoluşunu ona dayandırmayan, toplumunun ve de insanlığın her adımda gettolaşmadan kaynaklanan kan kaybedişine ‘dur’ diyecek bir siyaset.

Siyaseti ölümle, çatışmayla eşdeğer görmeyen, yaşatmaya ve de uzlaşmaya yönelen bir siyaset.

Küçük hesapların değil, ilkelerin davranışa dönüştüğü ve de dönüştürüldüğü bir siyaset.

Toplumsal kurumları toplumsal hegemonyasını oluşturacak bir şekilde konumlandırmaya çalışan bir siyaset değil, tam tersine toplumsal hegemonya yerine birlikte nefes alıp vermeyi değerli kılan bir siyaset. 

Devleti değil halkı önceleyen, halkı da eşitlik ve de adalet arayışı noktasında gören, eşitlik ve adalet duygusunu sıfırlayacak bir tarzda, birilerine ister halkçılık adına, ister liberal söylemin sahteliği eşliğinde devleti ve de onun üzerinden toplumu sömürttürmeyecek bir siyaset.

Böylesi bir siyaseti seçimle oluşturamayan bir toplum, ya sandığını boykot edecektir, ya da her adımda sandığa saygı duymayanlara ‘hadi işine’ diyecektir.

Evet, temsil yeteneğini kaybedenlere, hatta kendilerini bile temsil edemeyecek hale gelenlere karşı da önemli bir tarihtir 26 Ağustos. Silahla, topla, tüfekle değil, sorgulamayla kazanılacaktır beklenen varoluş zaferimiz. Gerek ulusal ve gerekse küresel anlamda bitip tükenmişleri sıfırlamak beyinlerimizin eseri olacaktır, silahla, topla, tüfekle değil, tepe köyümüzdeki uykucuyu uyandırdığımız anda.

Her türlü çomağa ve de eli çomaklılara rağmen bu zafer de kazanılacak bir gün; ama hangi günde gerçekleşeceği biraz da tepe köyümüzün uyanmasına, kavrayışına ve de hızına bağlı olacaktır.

Son bir ek, dün YSK yeniden seçim tarihini netleştirdi, 1 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak seçim. Görülen o ki 3 Kasım devri çoktan bitti, her şeyimiz 1 Kasım’a emanet edildi. Ne var ki devri çoktan biten 3 Kasım’ı bilmediğimiz gibi, 1 Kasım’ın kim olduğunu da bilmiyoruz.

Öyle ya, tepe köyümüz hâlihazırda uykuda değil mi?

Bakalım 1 Kasım’a kadar yaşanacaklar uyandıracak mı bizi, yoksa uykuda yapıp ettiklerimizle 1 Kasım’ı da bitirecek miyiz?

NOT: Bu yazı ilk kez 26 Ağustos 2015 tarihinde Radikal blog’ta yayınlanmıştır.

Rıza Üsküdar

26 Ağustos 2015/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3274
Toplam yorum
: 2122
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 521
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster