Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
170
 

Dalmak...

Dalmak...
 

Ali Gülcü


Uyku tulumunun fermuarını çektim, üç paralık çadırın soğan zarından hallice duvarları arasında, dalgaların çakıl taşlarını kucaklayıp kıyıya getirmesini, geriye dönerken, çocuğunu okula bırakan bir baba şefkati ile farkında olmadan gülümsemesini ve gecede yakamozlara dönüşen ayak seslerini dinliyorum...

Soğuk! Sessiz! İnce bir yağmur başlıyor, pıtır pıtır okşar gibi, hüzünlü bir kadının bilindik bir şarkının nakaratını söylemesi, yaşlı bir bilgenin vaktinin yaklaştığını hissedip, kadim sırlarını fısıldaması, beklentisiz yapılan iyilik, eski bir tanıdığın çat kapı gelmesi, ağlarken gülmek gibi...

Tüm ordularını kaybetmiş ve nihayet elindeki kılıcı düşürmüş, çaresizliğin verdiği kabulleniş ile uykuya teslim olmaya hazır bir komutan gibi göz kapaklarımın tonlarca ağırlıktaki örslerin altında ezilmesini, içimin geçmesini, yaşadığım gerçeklikten, zamandan ve mekandan uzaklaşmayı istiyor ve kulağımdaki seslerle bekliyorum.

Uykunun beni esir etmeye cesareti yok, savaşamayacak kadar yorgun ve kaybetmiş olduğumun farkındayım oysa!

Çıkıyorum çadırdan, meşe odunundan kora, kordan küle dönmek üzere olan ateşi besliyor, neredeyse çürümüş bir zamanların beyaz martısı kayığa sırtımı yaslıyor, yağmura aldırmadan ayaklarımı kuma uzatıyorum...

Bu gece de ıslanalım, ne olacak!

İnce yağmur damlalarının ateşle mücadelesini izliyorum bir süre, tam içim geçmek üzereyken yüzünü göremediğim bir kadının küçük elleri saçlarımı okşarken uyanıyorum, gece, kumsal, kayık, ateş hepsi tamam fakat küçük elli kadın nerede?

Çok geçmeden biri dürtüyor, gözlerimi açıyorum, kimse yok!

Yağmur dinmiş, meşe odunları tekamülünü tamamlamış, ateş sönmüş, tasmasız, özgür bir av köpeği kıvrılıp uyumuş ayak ucuma, üstelik horluyor. Gül ağacından ağızlığımı çıkarıyor, bir sigara yakıyorum...

Söğüt dalından düdük yapan haylazlara nazire yaparcasına, canı sıkkın olduğu vakitlerin hıncını çok sevdiği gül ağaçlarının içini kemik çakısı ile oyan yaşlı ruha yolluyorum ciğerlerime doldurduğum dumanı...

Deniz yıldızları üzerimi kaplamışken ve avazım çıktığı kadar bağırmak için her ağzımı açtığımda sesim çıkmıyorken ve gözlerime kumlar dolmak üzereyken uyanıyorum...güneş doğmuş, özgür, tasmasız av köpeği gitmiş...

Yeni günde, yeniden başlamak lazım, denize giriyor, arınıyorum önce kararmış çaydanlığı ateşe vuruyor, oltaların yemlerini tazeleyip yüzlerce yıldır yaptığım gibi tekrar atıyorum...

Zamandan çok ne var! Beklemeyip de ne yapacağım?

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

büyük bir merakla okuyorum yine.

Şahin ÖZŞAHİN 
 04.06.2017 18:02
Cevap :
Teşekkür ederim Sayın Özşahin,kıpır kıpırdır sizin oralar şimdi :)   05.06.2017 22:45
 

Okurken bir şiir üşüştü:Mavi gözlü dev minnacık kadın ve hanımelleri.Bir de kitap: Şu yağmur bir yağsa.

üç nokta 
 04.06.2017 11:57
Cevap :
Selamlar Üç Nokta,Teşekkürler:)  05.06.2017 7:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1280
Toplam yorum
: 7730
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1105
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster