Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '14

 
Kategori
Sinema
 

DANS EDELİM Mİ?

DANS EDELİM Mİ?
 

Macera kaldığı yerden devam ediyor, “Çakallarla Dans Sıfır Sıkıntı” bu hafta beyazperdede! Çakallarla Dans’ın üçüncü versiyonu olan “Çakallarla Dans Sıfır Sıkıntı”, yeniliklerle daha kusursuz bir bütünlük sağlamaya çalışıyor, hatta ilk ve ikinci filmdeki hataların burada olmadığından kolayca söz edebiliriz. Kendini daha şimdiden sevdiren üçüncü filmin yolu açık gibi gözüküyor. Kulağımıza çalınan bir bilgiye göre filmin dördüncüsü de olacakmış. Bazı filmlerin gerçekten bayağı bir hayran kitlesi var, filmlere bir kere hayran oldular mı, kolay kolay bırakmıyorlar.

Bazı filmler zevk ve eğlence unsurunu öne çıkarır, bazıları hikâye ve görselliği, bazıları da teknolojik efektleri… Filmi bu kriterlere göre değerlendirirsek, çok kötü bir film seyrettik ya da filmden hiç tat alamadık diye düşünmeyiz, önemli olan filme karşı yaklaşımımızdır. Bunları niye mi anlattık? Çünkü karşımızda zevk ve eğlence unsurunu ele alan bir film var: “Çakallarla Dans Sıfır Sıkıntı”…

Seriye kaldığı yerden devam eden film, bazı yeniliklerle önceki filmlerden birkaç gömlek daha yukarıda olduğunu, açık ara farkla ortaya koyuyor. Peki, önceki filmler olmamış mıydı? Olmuştu tabi ki, ama üçüncü film hem daha komik, hem de sinematografik anlamda daha başarılı.

Flashbacklar ve flashforwardlar arasında kurulan dengede, araya komik sahneler ekleyen yönetmen Murat Şeker, esprilerin dozunu iyi ayarlayarak, seyircilerin ilgisini canlı tutmayı başarıyor. Günümüzde geçen hikâyenin, geçmişe bağlanıyor oluşu, bize karakterler hakkında detaylı bilgi veriyor ve neyi niçin yaptıklarını net bir şekilde anlayabiliyoruz. Hatta koskoca adam olduktan sonra bile, çocukluklarında yaptıkları bazı şeylerin halen değişmediği açıkça ortada… Aynı tas aynı hamam yani!  “Kedi olalı bir fare tutmuştur artık” demeyi çok isterdik ama o zaman film bu kadar coşkulu olmazdı.

Ustaca kurgulanan hikâye bildik bir yatakta ilerliyor, ancak sahnelerin aralarına non-diegetic efektleri katan Murat Şeker, filmi oldukça zenginleştiriyor. Mesela perdeye yansıyan para oranı ve daha niceleri… Fly cam konusunda yineleme yapan Şeker, dörtlü ve ikili splint screenler aracılığıyla, çoklu karakterlerin aynı anda neler yaptıklarını perdeye yansıtıyor. Geçiş efektleriyle de bunu pekiştiren Şeker, cam gibi çektiği görüntülerle filme merak duymamızı sağlıyor ve aynı zamanda yönetmenlikteki maharetini de böylece kanıtlamış oluyor. Yalnız filmde dikkatimizi bir şey çekti: Ceyhun Yılmaz’ın oynadığı sahnede, efsane karakterlerden biri olan Jigsaw’ın maskesine gözümüz ilişti, acaba ne sebeple oradaydı, “Testere” filmine çakılan bir selam mıydı yoksa? Bilemedik doğrusu…

Murat Şeker’in ortaya koydukları sadece bunlardan ibaret değil tabi ki… Bazı politik göndermeleri filmin altına saklayan Şeker, mizahı alevlendirerek söylemek istediklerini bu yolla göstermiş oluyor. Filmde sadece politik göndermeler yok, başka göndermeler de var, o göndermelerden burada bahsetmeyeceğiz, çünkü bahsedersek filmin tüm büyüsü bozulur. Ama tek bir konuya vurgu yapmak istiyoruz o da, filmde fon müziği olarak çalan Barış Manço’nun şarkısı… Barış abimizin şarkısı, gerçekten yerli yerinde olmuş, başka bir şarkı olsa nasıl olurdu diye düşünüyoruz, ama kanımızca iyi olmazdı. Bunun yanı sıra Mihriban şarkısı için de aynı düşüncemiz geçerli. Müzikler filme cuk oturmuş! Müziğin yanı sıra, filme yansıyan komik dolu dakikaları da unutmamak gerek elbet…

Film gerçekten de bayağı komik, ama izleyici olarak eminiz ki, duygusal sahne de arıyorsunuz hikâyenin içinde… Merak etmeyin hikâyeye şekil veren bazı duygusal sahneler de var, ama o sahneler az ve öz! Önemli olan ağzımızdaki tüm kasları gererek sonuna kadar gülmek, gülmek ve gülmek… “Das is Fikirtepe” olayına sanırım hepimiz gülmüşüzdür, gülmemek mümkün mü? Uydurma da olsa, insanın ilgisini çekiyor.

Buraya kadar her şey çok güzel ancak, bel altı espriler konusunda izleyecekleri önceden uyarmamız gerek ki, sıkıntı olmasın. Çok fazla argo ve küfürlü konuşmalar var, ama ona rağmen film seyirciyle mesafesini açmıyor. Karakterler zaten en baştan o şekilde yaratılmış. Serinin hemen hemen her filminde var o bel altı espriler, zaten böyle olduğunu bilerek izliyoruz. Fikrimize göre; seriyi izlettiren en önemli unsur; karakterlerin istediklerini özgürce yapıyor oluşları, o kadar rahatlar ki, çoğu zaman pervasızca hareket ediyorlar; hatta bu pervasızlıkları onlara pahalıya patlıyor. Pahalıya patlayınca da; Hacı Hikmet’in Allah’ın adını ağzına alarak dua etmesi, hem inançlı hem de mücadeleci olduğunu simgeliyor.

Genel itibariyle; karakterlerin her seride biraz daha farklı rollere bürünüyor oluşları, izlenimlerimizi olumlu noktaya çekiyor ve bu da bayağı işe yarıyor. Serinin üçüncüsündeki en başarılı karakter şüphesiz Hacı Del Piero Hikmet’ti, sanki diğer karakterler biraz onun gölgesinde kalmıştı. Karşımızda Murat Akkoyunlu gibi bir oyuncu varsa, bu çok normal, gerçi tüm oyuncular yerli yerindeydi, bunu inkâr etmiyoruz. Tabi şunu da es geçmeyelim: genellikle her seride tek bir karaktere yüklenilir, yani o karakter filmdeki en gözde karakter olur. Burada da aynısı söz konusu…

Filmin en büyük yeniliği ise; Derya Baykal ile kızının, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, anne ve kızı canlandırıyor oluşları… Nasıl oynamışlar? derseniz aktaralım hemen. Zorlanmadıkları ortada, zorlansalardı bu zaten en baştan belli olurdu. Zorlanmaları da aslında olasılıklar dâhilinde değil, nedeni de gerçek yaşantılarını filme yansıtmaları. Belki farklı bir rol gelseydi zorlanabilirlerdi, umarız bir gün öyle bir rol de gelir.

Şimdi geldik en derin mevzuya… Filmin açılış sahnesinde çağımızın en önemli trendlerinden biri olan ‘kişisel gelişim’ ve ‘farkındalık’ ile ana akım iletişim çalışmalarını, absürt bir şekilde perdeye koyan Şeker, gündemi sıkı bir şekilde takip ediyor demek ki… Zaten birçok filme konu olmadı mı bu mesele?

Netice itibariyle; “Çakallarla Dans Sıfır Sıkıntı” zor ve bulmacalı filmlerden sıkılanlar için, iyi bir tercih olabilir, amaç kafa yormamaksa zaten bundan daha öte bir film düşünemiyoruz. Filmin sonuna eklenen ‘Sıfır Sıkıntı’ lafı da, başlarına her ne gelirse gelsin paçayı yırtmayı başardıkları için koyulmuş sanıyoruz ki... Tuttuk bu lafı!

twitter.com/Cine_Deseo

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 834
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster